Pazartesi, Ocak 19, 2009

Pazar kahvaltısı, Dali, Böcük, Nar

Dün sürprizlerle dolu bir gündü. Cumartesi akşamından Ekolojik Ürünler Fuarı'na gitmek üzere plan yapmıştık önce Böcükle. Sabah kalkıp da mahmurluğumuz atana kadar öğlen oldu. Derken havanın güzelliğine vurulup kahvaltımızı yapıp hemen çıkalım diye davranmıştık ki ben telefonumda bir mesaj gördüm. Canım Nar beni Emirgan'a ve Dali sergisini gezmeye davet ediyordu. Aslında zaten bir plan yaptığımız için önce tereddüt ettim, aslında Nar'a hayır demek de gelmedi içimden uzun süredir görüşmediğimiz için. Böcük'e ne yapsak acaba bilrikte Dali sergisini gezmeye mi gitsek dedim. Böcük'ün verdiği tepkiyle onun kararını çoktan verdiğini anladım. Meğer Böcük'ün canı hiçbir yere gitmek istemiyor ve beni kırmadan acaba nasıl bu işten kurtulurum diye planlar yapıp duruyormuş. Bana hemen "Aaa siz gidin gidin arkadaşınla, hem sen çok istiyordun bu sergiyi görmeyi, beni merak etme bulurum yapacak şeyler deyiverdi. Ben daha kahvaltımdan ilk yudumlarımı alırken kararımızı çoktan vermiştik bile. Ben Nar ile Dali'yi gezmeye

gidecektim, O da çoktandır ertelediği ayakkabılarını almak için mağaza mağaza gezecekti. Ti diyorum çünkü tam da kesinlikle ihtimal vermediğim gibi Böcük akşama kadar hiç evden çıkmadan evde tembellik yaparak gününü geçirdi. Arada yaptığımız telefon görüşmelerinde sesi o kadar mutlu geliyordu ki, hele kendime omlet bile yaptım derken deymeyin keyfime edalarındaydı. Nar ile biz ise felaket bir trafikten sonra iki saatte ancak Emirgan'a varabildik. Soğuğa, trafiğe ve inanılmaz sıraya rağmen çok şükür müzeye girmeyi başardık. Uzun süredir görmediğim tatlı arkadaşımla bizi hiçbir şey yıldıramadı. Yolculuk da dahil hepsinden keyif ala ala gezdik. Bir buçuk saati aşan bir sürede sergiyi gezdikten sonra çıktık. Zil çalan karınlarımıza müzenin hemen yan tarafındaki Sütiş'te bayram ettirdikten sonra yine mutlu mesut boş ve sıcak otobüsümüze bindik ve evlerimize dağılıştık. Sütiş'te yemek kısmını abartınca tatlılara ağzımızın suyu akmasına rağmen yer kalmayınca bir dahaki sefere önce tatlı yemeye ve yer kalırsa da yemek yemeye karar verdik. Böcük mutlu, biz mutlu bir gündü esasında ama yine de Böcük'e beni sattın tarzındaki sitemlerimi etmekten geri durmadım. Nemelazım alışkanlık falan yapar bu istisnalar, fena olur sonra. :)

Ay nasıl bir post oldu bu böyle, Dali sergisi diyorum hala bir cümle kurmamışım sergiyle ilgili. Hemen başlıyorum. Salvador Dali ve en yakın dostlarından Luis Bunuel ve sürrealizm akımı üniversitedeyken reklamda sanat akımları konulu bir ödevimin ana başlığını oluşturuyordu. Dolayısıyla yıllar önce sürreealizm akımının ne olduğu, hem resimde sinemada, hem de reklam ve pazarlama alanında örnekleri kosununda epey bir araştırma ve okuma yapmıştım. Çok sevdiğim bir tür diyemesem de, en azından benim ilgimi çeken bir başlık olduğu kesin.
Bununla birlikte benim için nostaljik bir yanı da olan ve aylardır devam eden Dali sergisine sürekli gitmek istediğimden dem vurmama rağmen yolumu düşürüp gidememiştim. Nar'ı bu girişiminden dolayı kutluyorum.
İyi ki varsın Nar, sevgili arkadaşım.

Dali'nin tablolarına karşı birkaç istisnası hariç hiçbir zaman büyük bir beğeni ile yaklaşmamıştım. Ancak dün de bir kez daha anladım ki, Dali gerçekten de büyük bir yetenek ve zeka pırıltısına sahip. Çalışmalarının istisnasız hepsinde inanılmaz bir zeka, yaratıcı bir düşünce ve hayran bırakan bir kılı kırk yarma durumu ve emek var. Belki tabloları wavvvvv dedirtmiyor ama kesinlikle saygı uyandırıyor. Birde sevgilisi Gala'ya duyduğu büyük aşk bütün eserlerinde hissediliyordu, bundan çok etkilendim. Bu ayın sonunda sona erecek olan sergiden malesef cep telefonum elverdiği ölçüde birkaç fotoğraf çekebildim. En çok beğendiğim tablolara gelince, Yorgun Don Kişot, Meryem Ana, Öldüren Hatıralar, Birbirlerini Yiyenler, Neron'un Burnu ile Dali'nin 6 adet ayna kullanarak yaptığı Gala'nın saçını tararken ki tablosuydu.

0 yorum: