Son zamanlarda sıklıkla yaptığım şeylerin başında film izlemek geliyor. Çoğunlukla da TNT'nin bu aralar verdiği güzel filmleri izliyorum. Pazar akşamı güzel bir tesadüfle mi yoksa bilinçli mi bilinmez (Oscar gecesinde) Danny Boyle'un Beach filmini gösterdiler. Leonardo Di Caprio'nin çömez döneminden filmde yine Oscar için savaşan başka bir aktrist olan Tilda Swinston da oynuyordu. Bir hippinin yeni maceralar peşinde koşarken eline geçen haritadan yola çıkarak cenneti arayış öyküsünü anlatan filmde, Leonardo ve diğer Avrupalı hippi arkadaşlarının güzel başlayıp giderek ürkütücü bir hal alan maceraları anlatılıyor. Filmi izlerken en çok görüntüler beni mest etti. Konu itibariyle film Sineklerin Tanrısı ve Kıyamet filmlerini çokça çağrıştırdı. O nedenle çok orjinal bir hikaye değildi benim için, ama yinede sözkonusu olan herkesin dünyada ya da öldükten sonra peşinde olduğu cennet olunca kayıtsız kalmak da mümkün değildi. Hele filmin sonunda Lenardo'nun "artık anladım ki cennet diye bir şey kesinlikle var ama buna kavuşmak o kadar da kolay değil" sözü çok anlamlıydı ve filmi özetler nitelikteydi. Beach etkilendiğim ve severek izlediğim bir film oldu. Daha öncelerden yarım yamalak görmüşlüğüm vardı bu kez başından sonuna izlediğim için mutlu oldum. Hele sabahında yönetmeninin Oscar aldığı haberini alınca keyfim iyice yerine geldi. Her ne kadar gönlüm hala Finchere'dan yana buruk kalsa da. Diğer izlediğim film ise artık neredeyse kült mertebesindeki Şeytanın Avukatı'ydı. Yine eskilerden.... Filmde Al pacino yine muhteşem bir oyunculuk sergiliyor. Keenu Reeves ve tombiş halli Charlize Theron ise nisbeten daha geri planda kalıyordu ustanın yanında. Şeytanın işine belli olmaz dedirten film kesinlikle birçok kez izlenmeyi hakeden türden. Filmdeki en çok etkileyen cümle şeytan karakterindeki Al Pacino'nun "Kibir en sevdiğim günahtır" repliğiydi.
Bir diğer izlediğim film ise animasyon dalında en iyi film seçilen Wall-e idi. Cubrick'in 2001 Uzay Macerası'nı hatırlatan düşsel bir ziyafete benziyordu filmde yaratılan dünya. Kelimelere ihtiyaç duymadan da aslında birçok şeyin anlatılabileceğini gösteriyordu aynı zamanda.
Geleceğin dünyasında çöp yığınlarından oluşan gökdelenler arasındaki bitmek bilmeyen rutin işlerinde küçük ama küçücük bir değişikliğe ne umutlarla sarılabileceğini de şirin robotumuzun.
Geleceğin dünyasında çöp yığınlarından oluşan gökdelenler arasındaki bitmek bilmeyen rutin işlerinde küçük ama küçücük bir değişikliğe ne umutlarla sarılabileceğini de şirin robotumuzun. İnsani vasıflarından sıyrılmış insanoğlunun acınası hali, yeryüzünün insanın içini parçalayan o karamsar görüntüsü, insanoğlunun kaybettiği duyguları kendi bünyesinde toplamış olan bir robot ve hayat devam ettiği sürece umut her zaman vardır dedirten hayat ışığı.... Kesinlikle bütünüyle çevreci mesajlarla örülü ve son derece duygusal bir animasyondu.
Dünyamız için henüz hala vakit varken bir şey yapmamız gerektiği, hayatın kutsallığı, hızla yok olan değerlerimize sahip çıkmamız gerektiği vs...
Wall-e izlediğim en başarılı animasyonlardan biriydi kesinlikle. Hala izlememiş olanlar bu şöleni kaçırmasın derim.


2 yorum:
Devil's Advocate'i çok severiz ailecek. Wall-E'ninse hastasıyız :))
Beach'i seyredeli uzun zaman oldu. Çok bir şey bırakmamış bende..
Animeleri seviyorsan Monsters Inc. diyorum kesinlikle :)
'Şeytanın avukatı' benimde top 10 umda ilk numaralardadır. Defalarca seyredebilirim.
Yorum Gönder