2004 yılından bu yana neredeyse bloglarla iç içe bir hayat sürüyorum. Yani en azından düzenli bir blog tutmaya çalışıyorum. Bloğum sayesinde yüzlerini hiç görmediğim ama bazen kardeşten daha yakın hissettiğim dostluklar kurdum, kuruyorum. Başka dünyaları tanımaktan duyduğum mutluluğa, benim sevincime, hüzünlerime ortak olunmasından duyduğum sevinç de ekleniyor.
Zaman içinde bunlarla birlikte ilgi alanlarıma ve bana keyif veren hobilere yer verebileceğim bir blog fikri daha oluştu zihnimde. Aslında bir projeydi başlıbaşına işin başında ama daha sonra çok daha mütevazı bir girişim olmasına karar verdim ve 2008 Haziranı gibi Mormakas'ı açtım. O günden bugüne hem zevklerimi yansıtan bir hafızam oldu Mormakas, hem de sevdiklerimle yeni bir paylaşım alanı, elbette ortak paydalarda biraraya geldiğim yeni yeni insanlar, yeni açılımlar da. Hiç beklemediğim olumlu tepkiler aldım Mormakas'ta. Bazen boyumdan büyük iş teklifleri de aldım, yeni kuracağı iş alanına dönük benden tavsiye isteyen mütevazı maillerde. Her biri de ayrı bir deneyim oldu benim için ayrı bir tecrübe. Elbette benim çabam yukarda bahsettiklerimden öte değildi ama yine de zamanla neye dönüşür, nereye varır bu girişim şimdiden kestirmek zor.
Bütün bunlarla beraber ilk düzenlendiği geçen yıl bittikten sonra ancak haberim olan Blog ödülleri yarışmasının 2009 turuna birincilik beklentisiyle değil elbette ama bu daha güzele dönük çabayı desteklemek adına kayıt oldum. Blog alemindeki yeni şeyleri, yeni çalışmaları takip etmek başlangıçtan beri beni her zaman zorladı ancak bu defa bir adım öne geçebildim sanırım. :) Netice itibariyle bu süreçte Mormakası da unutmamanızı rica ediyorum ve herkesi bu güzel oluşuma katılmaya davet ediyorum.
Salı, Mart 31, 2009
Pazartesi, Mart 30, 2009
Bugün
Annemin her söylenene rağmen, yan komşunun ineğinden alıp mutfağında kaynattığı sütün kokusunu, mayalı hamurlarla açtığı kabardıkça kabaran mis gibi böreklerini, tarladan, bahçeden topladığı envai çeşit otlardan yaptığı mis gibi yemeklerini, bulduğu her kaba ektiği, diktiği çiçeklerle bezediği peysaj bilmeyen bahçesini, çiçek çiçek ağaçlarını aynı bahçenin çoook özledim. Ve daha kelimelere dökemediğim nelerini, nelerini, annemi, evimizi çok özledim...
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Cumartesi, Mart 28, 2009
'Dünya Saati'ne Katılıyoruz

28 Mart 2009, Cumartesi yani bugün saat: 20:30'da ışıklarımızı bir saatliğine kapatıyoruz, "Dünya Saati" kampanyasına katılmak,
yani dünyanın geleceğini aydınlatmak için.
Ayrıntılı bilgi için tık
| Tepkiler: |
:(
Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum...
Muhsin Yazıcıoğlu
Allah-ü Teala rahmetiyle muamele etsin.
Sevdiklerine sabır versin bütün kayıpların
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum...
Muhsin Yazıcıoğlu
Allah-ü Teala rahmetiyle muamele etsin.
Sevdiklerine sabır versin bütün kayıpların
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Perşembe, Mart 26, 2009
-+ hayat
Dün işe gelirken bilekten ayağımı burktum. En rahat diye bildiğim ayakkabılarımla bunu nasıl başardım hala bilemiyorum. Sakarlıklarıma bir yenisini daha ekledim , aferin bana. Gerçi geçen haftasonu lavabo dolabının kapısına tam alnımın ortasını, bir önceki haftasonu da mutfak dolabının kapısına alnımın köşesini vurmuştum ya neyse. Çok şükür dışardan pek bir hasar yok. Gerçi dün bileğim beni epey zorladı hatta spora gitmemeyi bile düşündüm akşam ama sonra kendimi kollayarak sporu aksatmamayı daha doğru buldum. İyiki de gitmişim, cidden ayağımı kollayarak da bütün egzersizlerimi yaptım, çok da keyifli geçti. Bu arada annem eşim evde hasta yatarken spora gittiğim için beni kınadı. Ben de Böcük'e gitmeyeyim dedim o da ne alakası var sen sporunu yap, ihmal etme diye yanıt verdi dedim. Böcük özelikle hasta iken ilgiye çok düşkün ve annemde bunu çok iyi biliyor ama yine de birçok konuda çok anlayışlı. Gerçi dün bileğimi burktuğumu söylediğimde bana hiç de beklediğim cevabı vermedi ama olsun. Benimde bazen aynı ilgiyi ondan beklediğimi unutuyor sanırım ki olaya sadece bir doktor edasında yaklaştı. :( Bu arada Böcük çok şükür daha iyi ve bugün işine gidebildi.
Spordan laf açılmışken de gayet iyi gidiyor şimdilik. Salon ferah, gerçi belediyenin ücretsiz gelen elemanları yüzünden kimi zaman epey kalabalık oluyor ama çok da sorun etmiyorum çünkü herkes için yeterli alet var ve kimse kimseye karışmıyor. Birde çok cici, mini mini bir hocamız var, onu görünce insanın daha bir spor yapası geliyor o kadar pozitif yani. Salonda çalan müzikler ise tek kelimeyle varoş. Normal hayatta asla dinlemediğim müzikleri ezberler hale geldim, hatta yetinmeyip tempo bile tutuyorum. :) Spor uğruna nelere katlanıyorum yarabbim. Bu arada salona gelen kadınların senin ne işin var burada cinsinden bakışlarına şahit oluyorum kimi zaman . Tamam hanımefendi fazla kilom yok eyvallah, ama spor sadece kilo vermek için yapılmaz ki.
Siyasi fikirlerine katılmasam da kişilik olarak çok beğendiğim ve saygı duyduğum Muhsin Yazıcıoğlu'nun kaza haberi beni çok etkiledi. Geçen her saniyede malesef umutlar karanlığa bürünüyor. Allah kazadakilerin sevdiklerine sabır versin...
"İnsanoğlu nedense anlayamadığını kötülemeye meyilli... " Aşk/Elif Şafak
Spordan laf açılmışken de gayet iyi gidiyor şimdilik. Salon ferah, gerçi belediyenin ücretsiz gelen elemanları yüzünden kimi zaman epey kalabalık oluyor ama çok da sorun etmiyorum çünkü herkes için yeterli alet var ve kimse kimseye karışmıyor. Birde çok cici, mini mini bir hocamız var, onu görünce insanın daha bir spor yapası geliyor o kadar pozitif yani. Salonda çalan müzikler ise tek kelimeyle varoş. Normal hayatta asla dinlemediğim müzikleri ezberler hale geldim, hatta yetinmeyip tempo bile tutuyorum. :) Spor uğruna nelere katlanıyorum yarabbim. Bu arada salona gelen kadınların senin ne işin var burada cinsinden bakışlarına şahit oluyorum kimi zaman . Tamam hanımefendi fazla kilom yok eyvallah, ama spor sadece kilo vermek için yapılmaz ki.
Siyasi fikirlerine katılmasam da kişilik olarak çok beğendiğim ve saygı duyduğum Muhsin Yazıcıoğlu'nun kaza haberi beni çok etkiledi. Geçen her saniyede malesef umutlar karanlığa bürünüyor. Allah kazadakilerin sevdiklerine sabır versin...
"İnsanoğlu nedense anlayamadığını kötülemeye meyilli... " Aşk/Elif Şafak
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Çarşamba, Mart 25, 2009
Şaplon
Yapılan ankete göre bir önceki şablonu beğenme oranı yarı yarıya. Ben de ikinci bir deneme yapmaya karar verdim. :)
Bu arada Böcük yine hasta. :( Dualarınızı bekliyorum arkadaşlar.
Bu arada Böcük yine hasta. :( Dualarınızı bekliyorum arkadaşlar.
| Tepkiler: |
Pazartesi, Mart 23, 2009
Panorama 1453
Cumartesi iznimi yine güzel havanın cazibesine kapılıp gezerek geçirdim. Oysa evde yapacak bir dolu iş beni bekliyordu. Ama Böcük saat başı beni arayıp dışarı çık, hava çok güzel, zaten bir çıksan bir daha eve girmek istemeyeceksin diye ayarttı durdu. Hakikatende bahar gelmiş İstanbul'a dedirtiyordu hava. Ben de evde bir iki ortalığı topladım, çiçeklerimden bir kaçının saksısını değiştirdim kahvaltı yapıp kendimi dışarı attım. Güzel havayı fırsat bilip geze dolana Esentepe'ye gittim. Böcükle Astoria'da öğle yemeği yedik birlikte, sonra üstüne bir türk kahvesi ohhh nefiss. Sonra biraz mağaza baktıktan sonra Böcük yine işe bende alışveriş turuna devam. Böcük'e çok içimden geldiği için birkaç kıyafet aldım, her zamanki gibi yine ertesi gün değiştirilmek üzere. :) 7 yıldır bir ortasını bulamadım bu alışveriş hikayesinin. Böcük'e bir şey beğendirmek o kadar zor ki, her seferinde artık sana bir şey almayacağım diye tövbe edip sonra uslanmayan çocuk gibi yapıyorum yapacağımı, sonra değiştirme turları yine bitmek tükenmek bilmiyor. Spor alsam çok spor, klasik alsam çok klasik oluyor. Ortasını bulmak neredeyse imkansız. Neyse tatlıya bağladık sonunda aldığım gömlekleri yeniden onun zevkine göre değiştirerek. Pazar günümüzü öğlene kadar evde keyif yaparak öğleden sonra da, önce gömleklerimizi değiştirip daha sonra methini duyup kaçırmak istemediğimiz Panorama 1453 müzesini ziyarete ayırdık. İyi ki gitmişiz. Zaten burnumuzun dibi denecek kadar yakınlıktaki bu büyük emek verilen çalışmayı görmemek ayıp olurdu. Hava da öyle güzeldi ki. Topkapı'da olan müzenin çevresi İstanbul'a geldiğim ilk yıllardaki izbe, korkunç halinden sıyrılmış adeta bir mesire alanına dönmüş. Daha müzeye girmeden şahit olduğumuz alan düzenlemeleri bize helal olsun, Sezar'ın hakkı sezar'a dedirtti doğrusu. Yerel seçimlerin arefesinde söylediğim bu sözlere bunlar hep göz boyama diyenleri de insafa davet ediyorum sadece. Müze binasına gelirsem, son derece modern, çağdaş bir binaydı karşı karşıya kaldığımız. Hediyelik reyonundan, plazma ekranlardaki video gösterimlerine. müzenin girişine ve çıkışına yerleştirilmiş, kronolojik, bilgilendirici tablolar ve panolara kadar her şey çok estetikti. Elbette asıl seyirlik olan bir benzerini daha önce hiç görmediğim, İstanbul'un fethinin resmedildiği panoramik üç boyutlu çalışmaydı. Resim, merdivenlerle çıkılan platform üzerinden izleniyor. Bütün kubbeyi de kaplayan üç boyutlu resimde fethin hazırlık aşamalarından tamamlanmasına kadar geçen zaman bir kurgu halinde ortaya konulmuş. 
Doğrusu çok azı yabancı ve çoğu yerli ressam, tarihçi ve animasyon ustası işinin ehli isimlerin elinden çıkan bu işi hem çok beğendim hem de gururlandım. Sahneler o kadar canlı idi ki o heyecanı içinde duymamak olanaksız. Müze ziyaretinin ardından benim bir kere yedikten sonra dilime doladığım tarihi merkezefendi köftecisine doğru yollandık. Lakin ikimizde sağlam kahvaltının etkisiyle hala acıkmadığımız için bir süre güzel havadan da istifade etmek için eski İstanbul sokaklarını turladık. Eskiden İstanbul'un kalbi olan, şimdilerde ise kıyı köşede kalan Yenikapı Mevlevihanesinin sokağını, çehresi değişen Zeytinburnu'nu dolaştık. Ardından meşhur köftecide bir güzel karnımızı doyurduktan ve köftenin eşsiz lezzetini bir kere onalyadıktan sonra eve dönmeye karar verdik. Bu kez evde klasik pazar ritüeli olan çay gazete faslına geri döndük. Akşam Kanal de'de yayınlanan programdaki televizyon için abartı cinsellik içeren oyunlara kızdık, kimi zaman zeka parıltılı skeçlere güldük. Bütün eleştirileri inceden alaya alarak bildiğini okuyan Yerdoğan'ı bu tavrından dolayı yeriyorum. Ayrıca programın müziğinin bir Amerikan folk şarkısından çalıntı olduğunu öğrendiğimden beri de programdan baya soğutum. Yine de pazar akşamlarının bayık ekranında açmasam olmuyor. Ve keyif dolu bir haftasonundan sonra işte yine burdayım...
Not: Fotoğraflar, Panorama 1453 müzesinden.
Etiketler:
Biraz Seyahat
| Tepkiler: |
Cuma, Mart 20, 2009
Uzak
İstanbul bugün parçalı bulutlu, benim içim de öyle. Üfleyip dağıtmaya çalıştıkça, daha da bir karışıyor ortalık. Annem hasta birkaç gündür. Başının ve omzunun sol tarafı ağrıyor sürekli. Doktora gitmişler önceki gün babamla, ama kayda değer bir teşhis ve tedavi yok. Verdiği iğneler ağrısını sadece bir süreliğine azaltıyor. Tansiyon normal değerlerde gibi. Doktor bir şeye üzülmüş olabilirsin, kaslarla ilgili ağrın demiş. Annem gibi hassas birisi için heled e etrafında üzülecek bir ton şey olan birisi için sürpriz değil elbette bu durum. En yakın zamanda daha iyi bir hastaneye gitmeyi planlıyorlar. Küçük yerlerinde böyle dertleri var ayrıca. Hastane onlara uzak, ben de onlara uzak. Uzak olmak en çok böyle zamanlarda canımı acıtıyor. Ne elim yetiyor onların sıkıntısını paylaşmaya ne de bir şey. Bir tas çorba pişirivermek bile lüks benim için anneme. Dualarım yetişir mi acaba onu iyi etmeye?
Etiketler:
Biraz Sinema
| Tepkiler: |
Çarşamba, Mart 18, 2009
100'üm
Bugünümü bloğuma ayırdım. Bahar geldi, malum temizlik zamanı. Bahara hazırladım ben de bloğumu. Yeni, cıvıl cıvıl bir şablonla karşınızdayım. Ama zevkler ayrı ayrı malum, beğenen de olacaktır beğenmeyen de, ben de yan tarafta bir anket açtım, oylarsanız sevinirim. Böylece ziyaretçilerimin beğenilerinden de haberdar olmuş olurum, mutlu olurum. :)
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
...
Sabah işe gelirken caminin bahçesinde üç tane 4-5 yaşlarındaki çocuk ellerinde birer parça ekmek, konuşuyorlardı. İçlerinden en küçüğü halinden memnuniyetsiz bir şekilde söylenerek, ekmeğini diğer ikisine uzatıyordu ikide bir. Sanırım ekmeğin içine sürülmüş artık neyse o eline akmış ve rahatsız olmuş çocuk. Diğer ikisi ise durumu fırsat bilerek yemeyeceksen eğer söyle, bize ver ekmeği diyerek ellerindeki ekmeğin ötesinde bir kavgaya tutuşmuşlardı kendi içlerinde çoktan. Bu da bir nevi ekmek kavgası değil mi?
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Pazartesi, Mart 16, 2009
Vantage Point*
Bugün ofiste masamın yerini değiştirdim ve hayata bakış açım da bir anda değişiverdi. Hakikaten de öyle, çünkü ne acıki insan zamanla hayallerini ufalttıkça ufaltıyor ve artık masasını değiştirmek bile yerleşik düzende yaşayan benim gibi birisi için büyük bir değişiklik gibi görünebiliyor gözüne. :) Bu konu derin mevzu, uzun zaman oldu derin mevzulara da girmeyeli deyip hemen uzaklaşıyorum bu konudan. :)
Fitness harika gidiyor. Cuma yine kendimi öldürdüm spor salonunda ama içim huzurlu. Şimdiden ruh halimi değiştirdi umarım fiziksel olarak da farkını farkedebilirim.
Cumartesi akşamı bizim ev çocuk bahçesi gibiydi. İyiki de öyleydi. İki çok eski dostum eşlerini ve çocuklarını yanına katıp bize misafir geldiler. Hazırlığımın bir kısmını cuma akşamından (evet yanlış okumadınız spordan geldikten sonra gece) yaptım, diğer kısmını da cumartesi iş yerinden biraz erken çıkarak onlar gelmeden önce yaptım. Israrla çaya gelmek istediklerini söyledikleri için onlara çayın yanına ikramlıklar hazırladım. Menüde yalancı su böreği ki bence gerçeği kadar güzel olmuştu, (çok mütevazıyım), armutlu çikolata soslu kek, kemalpaşa tatlısı ( sizce neden acaba), kayısılı kurabiye, havuçlu patates köftesi ve ekler vardı. Hoş sohbet eşliğinde harika bir akşamdı. Hiç bitmesin istedik gece. Yaz için birlikte planlar yapıp bir daha arayı bu kadar açmama sözü vererek geceye noktayı koyduk.
Bu arada arkadaşlarımdan birisi çok sevdiğimi bildiği için benim için diktiği iki çiçekle gelmiş. Balkonumdaki raflar çoktan saksılarla dolduğu için şimdilik yemek masamın üzerindeler. Ama en kısa süre içinde yeni raflara ihtiyaç var, Böcük'üm burayı okuyorsan eğer bana yürekten katılacağının farkındayım. :) (Bunlara ilaveten Koçtaş'tan aldığım birisi mor diğeri pembeli beyazlı Cineneria'lara da bakmaya kıyamıyorum. Belirtmeden geçemedim :)) Diğer arkadaşım da hattat olan eşinin bizim için isimlerimizi yazdığı bir tabak getirmiş hediye olarak. Hepsini de çok beğendim. Gecenin tek olumsuzluğu canım Böcük'ümün zaten kötü olan boğazının sohbet sonrası iyice kötüleşmesiydi. Ama o da geceden o kadar memnundu ki hiç sorun etmedi bunu. Fakat dün akşama kadar yatay konumdaydı canım. Hem boğaz ağrısı hem de ateş kaldırmadı yerinden. Bende hasta bakıcı durumundaydım haliyle. Fakat bir ara Böcük'ü illa dışarı çıkalım diye ısrar edip üzmüş olabilirim. Sebep birincisi hava gerçekten çok güzeldi ve böyle havalarda evde durmak benim için işkence gibi, ikincisi de belki Böcük içinde iyi olur düşüncesiyleydi.
Sonuçta hiçbir yere çıkmadık zaten ve ben örgü örerek, süpürge yaparak, mutfak toparlayarak arada da Böcükle ilgilenerek günü geçirdim. Böcük zaten sürekli yattı, üstüne üstelik kullandığı ilaçlarda iyi geleceği yerde sanırım yan etki yaptı. Şimdi doğal yollarla iyileşmeye çalışıyor. Akşama yeni reçetelerim var Böcük için. Umarım yarına daha iyi olur. Allah bütün hastalara ve benim canıma da şifalar versin.
Not: Çiçeklerimi ve yaptığım mamaların fotoğraflarını da koymak istiyorum bloğa amma velakin iyi çeken bir makinem yok şu anda ve yıllarca profesyonel makineler kullanmış birisi olarak cep telefonuyla çektiğim fotoğraflar da beni tatmin etmiyor. O nedenle fotolar başka bahara inş. :(
*Sıkıcı ve sıradan bir film, bence :)
Fitness harika gidiyor. Cuma yine kendimi öldürdüm spor salonunda ama içim huzurlu. Şimdiden ruh halimi değiştirdi umarım fiziksel olarak da farkını farkedebilirim.
Cumartesi akşamı bizim ev çocuk bahçesi gibiydi. İyiki de öyleydi. İki çok eski dostum eşlerini ve çocuklarını yanına katıp bize misafir geldiler. Hazırlığımın bir kısmını cuma akşamından (evet yanlış okumadınız spordan geldikten sonra gece) yaptım, diğer kısmını da cumartesi iş yerinden biraz erken çıkarak onlar gelmeden önce yaptım. Israrla çaya gelmek istediklerini söyledikleri için onlara çayın yanına ikramlıklar hazırladım. Menüde yalancı su böreği ki bence gerçeği kadar güzel olmuştu, (çok mütevazıyım), armutlu çikolata soslu kek, kemalpaşa tatlısı ( sizce neden acaba), kayısılı kurabiye, havuçlu patates köftesi ve ekler vardı. Hoş sohbet eşliğinde harika bir akşamdı. Hiç bitmesin istedik gece. Yaz için birlikte planlar yapıp bir daha arayı bu kadar açmama sözü vererek geceye noktayı koyduk.
Bu arada arkadaşlarımdan birisi çok sevdiğimi bildiği için benim için diktiği iki çiçekle gelmiş. Balkonumdaki raflar çoktan saksılarla dolduğu için şimdilik yemek masamın üzerindeler. Ama en kısa süre içinde yeni raflara ihtiyaç var, Böcük'üm burayı okuyorsan eğer bana yürekten katılacağının farkındayım. :) (Bunlara ilaveten Koçtaş'tan aldığım birisi mor diğeri pembeli beyazlı Cineneria'lara da bakmaya kıyamıyorum. Belirtmeden geçemedim :)) Diğer arkadaşım da hattat olan eşinin bizim için isimlerimizi yazdığı bir tabak getirmiş hediye olarak. Hepsini de çok beğendim. Gecenin tek olumsuzluğu canım Böcük'ümün zaten kötü olan boğazının sohbet sonrası iyice kötüleşmesiydi. Ama o da geceden o kadar memnundu ki hiç sorun etmedi bunu. Fakat dün akşama kadar yatay konumdaydı canım. Hem boğaz ağrısı hem de ateş kaldırmadı yerinden. Bende hasta bakıcı durumundaydım haliyle. Fakat bir ara Böcük'ü illa dışarı çıkalım diye ısrar edip üzmüş olabilirim. Sebep birincisi hava gerçekten çok güzeldi ve böyle havalarda evde durmak benim için işkence gibi, ikincisi de belki Böcük içinde iyi olur düşüncesiyleydi.
Sonuçta hiçbir yere çıkmadık zaten ve ben örgü örerek, süpürge yaparak, mutfak toparlayarak arada da Böcükle ilgilenerek günü geçirdim. Böcük zaten sürekli yattı, üstüne üstelik kullandığı ilaçlarda iyi geleceği yerde sanırım yan etki yaptı. Şimdi doğal yollarla iyileşmeye çalışıyor. Akşama yeni reçetelerim var Böcük için. Umarım yarına daha iyi olur. Allah bütün hastalara ve benim canıma da şifalar versin.
Not: Çiçeklerimi ve yaptığım mamaların fotoğraflarını da koymak istiyorum bloğa amma velakin iyi çeken bir makinem yok şu anda ve yıllarca profesyonel makineler kullanmış birisi olarak cep telefonuyla çektiğim fotoğraflar da beni tatmin etmiyor. O nedenle fotolar başka bahara inş. :(
*Sıkıcı ve sıradan bir film, bence :)
Etiketler:
Biraz Sinema
| Tepkiler: |
Perşembe, Mart 12, 2009
Fitnessssssssss
Dün akşam Asunaz'la birlikte spora başladık. Havalar iyice ısınana kadar fitness'a daha sonra da yüzmeye gitmeye karar verdik. İlk gün olduğu için fazla yüklenmedik tabi kendimize. Bende ufak bir iki ağrı dışında bir şey yok, yani baya dinç geldim işe de, ama Asunaz baya kötü olmuş, cumaya kadar iyileşmesi gerek çünkü cuma yine salonda olacağız. Spora başlamadan önce hoca kilo boy ve yağ oranlarımızı ölçtü, son zamanlarda yeme olayını iyice kapıp koyuveren bana, yağ oranın süper dedi. E o zaman madem süperim ben başlamıyim eve gideyim dedim :) Sonra dedim benim derdim genetik elma tipi ölçülerin önüne geçmek ve form tutmak. O da heeee anladım o zaman dedi. Haftanın iki günü spordayız işin özeti. Ne demiş büyüklerimiz sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. :)
Birde Böcük'ü de spora göndermek için bir formül bulmak gerek. Aslında istiyor ama üşeniyor sürekli. Önerisi olan var mı? Çok tembel benim kociş ya... :)
Birde Böcük'ü de spora göndermek için bir formül bulmak gerek. Aslında istiyor ama üşeniyor sürekli. Önerisi olan var mı? Çok tembel benim kociş ya... :)
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Salı, Mart 10, 2009
Başlık ne olsun acaba?
Böcük'üm yine heyecanlı günler yaşıyor. Hayatına(mıza) yeni bir akış kazandıracak bir karar arefesinde. Haliyle de çok stresli ve zaten uzun süredir bozuk olan uyku düzeni iyice rayından çıkmış durumda. Benim horul horul (tabiri caizse) uyuduğum gecelerde o bol bol kuzu koyun sayıyor. Dün yine epey stresli bir gün geçirirken boyun fıtığı sinyal verince mucize ilacım dediğ ilaçtan bir tane almasıyla leyla moduna geçiverdi. Dün işten eve geldiğinde resmen ayakta uyuyordu. Yemeğini zorla yedi ve yer yemezde kanepede sızdı. Sabaha kadar da uyandıramadım. İlacın etkisiyle uyuduğu için biraz tedirgin oldum ama günlerdir uykusuz gezdiğini bildiğim için de mutlu oldum birazcık da olsa uyuyabildiği için. Ben de tek başıma dizi keyfi yaptım portakallı çikolatalı kekim ve çayımla birlikte. Elbette onun için yaptığım keki ilk ben tatmış oldum bu durumda. :) Sabah kalktığında hala biraz mahmur ama dinlenmiş görünüyordu. Şu stresli günleri hayırlısıyla atlatıp feraha ulaşırız inşaallah.
Bu arada haftasonundan bir iki not. Cuma akşamı canım arkadaşım N. bana geldi ve cumartesi akşamına kadar kesintisiz dikiş işleriyle uğraştık. Gerçi hep bana çalıştığımız için çok mahcup oldum ama çoktandır dikilmeyi bekleyen iki güzel kumaşımı nihayet kesebildiğimiz için de çok mutlu oldum. Bana iki tane cici dikiyoruz, henüz bitmediler ama bitince çok güzel olacaklar gibi. :)
Pazar günü malum dinlenme modundaydık Böcükle. Bir ara benim ısrarlarımla dışarı çıktık sadece ve Böcük bana uzun zamandır söz verdiği iki tane cici hediye aldı. Kendime hediye aldırmaya dışarı çıkarmış gibi oldum biraz. :) Ama o kadar güzeller ki, kullanmaya kıyamıyorum. Teşekkürler canım.
Bu arada haftasonundan bir iki not. Cuma akşamı canım arkadaşım N. bana geldi ve cumartesi akşamına kadar kesintisiz dikiş işleriyle uğraştık. Gerçi hep bana çalıştığımız için çok mahcup oldum ama çoktandır dikilmeyi bekleyen iki güzel kumaşımı nihayet kesebildiğimiz için de çok mutlu oldum. Bana iki tane cici dikiyoruz, henüz bitmediler ama bitince çok güzel olacaklar gibi. :)
Pazar günü malum dinlenme modundaydık Böcükle. Bir ara benim ısrarlarımla dışarı çıktık sadece ve Böcük bana uzun zamandır söz verdiği iki tane cici hediye aldı. Kendime hediye aldırmaya dışarı çıkarmış gibi oldum biraz. :) Ama o kadar güzeller ki, kullanmaya kıyamıyorum. Teşekkürler canım.
| Tepkiler: |
Perşembe, Mart 05, 2009
Hediyemdir!
Mekan: Fatih Camii
| Tepkiler: |
Çarşamba, Mart 04, 2009
Bahar kokusunu aldım!
talih kuşu beni 20 cm. ile ıskaladı. :)
Ama bu bile sabah uyandığımda başucumda
bana gülümseyen mevsimin son nergislerini
görmekten duyduğum sevinci, hem
kendim hem de Böcük için sabah kalkıp
özenle hazırladığım tertemiz ütülü kıyafetlerimden
kaynaklı memnuniyetimi ve pırıl pırıl
güneşe karşı ağacın dalına kurulmuş
güneşlenen
kedileri gördüğümdeki
mutluluğumu azaltamadı.
Daha ne olsun. :)
Not1:Mevsimin son nergislerini benim için alan Böcüküme çok teşekkürler...
Not2:Fotoğraf yine canım annemin bahçesinden...
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Salı, Mart 03, 2009
Basın Hayatına Yeni Bir Soluk mu, Yine bir Soluk mu?
Aylardır hazırlıklarından haberdar olduğumuz, haftalardır reklamlarıyla yatıp kalktığımız Habertürk gazetesi nihayet yayın hayatına başladı. Reklamlarının bana göre bütün iticiliğine rağmen aslında bütün baylangıçlar güzeldir. Çünkü her başlangıç yeni umutlar demektir, yepyeni hayaller, yepyeni planlar demektir aynı zamanda. HT'de medyanın giderek renkliliğini yitirdiği bir ortamda sloganlarında da sık sık vurguladığı gibi bir değişimden söz ediyordu. Obama rüzgarıyla birlikte dünyada esen değişim rüzgarları ülkemizde de bir gazetenin yayın hayatına başlayış öyküsüne çıkış niteliği kazandırmış gibi görünüyordu.
Pazar sabahı kahvaltı keyfimizi ikiye katlamak için çıktığımız, fırın, gazete bayii turunda Habertürk'ü merakla aradık. İlk elimize aldığımızda dergiyi anımsatan bir basım kalitesinde ve ebatlarında şıkır şıkır, pırıl pırıl bir gazeteydi karşılaştığım. Ve neredeyse bir ansiklopedi kalınlığında bir yığın. İnsanı neresinden başlayacağı konusunda hafiften panikleten üstelik :) Fakat eve gelipte okuyup incelemeye başlayınca büyük bir hayal kırıklığıydı yaşadığımız. Manşet desen eğitim sayfasında ancak yer bulabilececek en azından manşetlik olmayan bir haber, iç sayfalar desen haftalardır yazıp konuşula eskimiş meselelerle dolu. Örneğin Fehmi Koru'nun nereden ne kadar para alarak yazdığı, konuştuğu üzerine haber günlerdir zaten medya sitelerinde yazılıp çiziliyordu. Magazin, Ekonomi vs.. diye verilen diğer gazeteler ise hakeza resmen bayatttı. Ben şıkır şıkır bir gazete kağıdı ve resimler, ebat olarak kolay okunabilecek bir seçim ve kışın ısınmak için gazete kağıdından medet uman insanlar için bolca kağıt dışında pek bir şey bulamadım sonuç olarak Habertürk'te. Aylardır transferlerinden tutun da ne zaman yayın hayatına başlayacak tartışmalarından sonra böyle yavan bir gazete beklemiyordum en azından. Tirajını gözlemliyorum üç gündür ve yanılmış olabilir miyim diyerek de üç gündür takip ediyorum içeriğini, ama ikinci günde daha aşırma haberleriyle konuşulmaya başladı HT, ve malesef sonuç giderek hızla düşen bir tiraj, birbirinin tekrarı sayfalar ve büyük bir hayal kırıklığı. Ciner sebil gibi saçtığı paralardan sonra elde ettiği bu sonucu nasıl değerlendiriyor merak ediyorum. Henüz erken mi diyor bir karara varmak için, yoksa kurduğu ekipten bir nane olmaz diyerek yeni arayışların peşine düştümü çoktan. Bekleyeceğiz ve göreceğiz.
Pazar sabahı kahvaltı keyfimizi ikiye katlamak için çıktığımız, fırın, gazete bayii turunda Habertürk'ü merakla aradık. İlk elimize aldığımızda dergiyi anımsatan bir basım kalitesinde ve ebatlarında şıkır şıkır, pırıl pırıl bir gazeteydi karşılaştığım. Ve neredeyse bir ansiklopedi kalınlığında bir yığın. İnsanı neresinden başlayacağı konusunda hafiften panikleten üstelik :) Fakat eve gelipte okuyup incelemeye başlayınca büyük bir hayal kırıklığıydı yaşadığımız. Manşet desen eğitim sayfasında ancak yer bulabilececek en azından manşetlik olmayan bir haber, iç sayfalar desen haftalardır yazıp konuşula eskimiş meselelerle dolu. Örneğin Fehmi Koru'nun nereden ne kadar para alarak yazdığı, konuştuğu üzerine haber günlerdir zaten medya sitelerinde yazılıp çiziliyordu. Magazin, Ekonomi vs.. diye verilen diğer gazeteler ise hakeza resmen bayatttı. Ben şıkır şıkır bir gazete kağıdı ve resimler, ebat olarak kolay okunabilecek bir seçim ve kışın ısınmak için gazete kağıdından medet uman insanlar için bolca kağıt dışında pek bir şey bulamadım sonuç olarak Habertürk'te. Aylardır transferlerinden tutun da ne zaman yayın hayatına başlayacak tartışmalarından sonra böyle yavan bir gazete beklemiyordum en azından. Tirajını gözlemliyorum üç gündür ve yanılmış olabilir miyim diyerek de üç gündür takip ediyorum içeriğini, ama ikinci günde daha aşırma haberleriyle konuşulmaya başladı HT, ve malesef sonuç giderek hızla düşen bir tiraj, birbirinin tekrarı sayfalar ve büyük bir hayal kırıklığı. Ciner sebil gibi saçtığı paralardan sonra elde ettiği bu sonucu nasıl değerlendiriyor merak ediyorum. Henüz erken mi diyor bir karara varmak için, yoksa kurduğu ekipten bir nane olmaz diyerek yeni arayışların peşine düştümü çoktan. Bekleyeceğiz ve göreceğiz.
| Tepkiler: |
Sakın Duyarsız Kalmayın!
Hem çok sevmediğimiz hem de sağlık açısından zararlı gördüğümüz için evde mümkün mertebe kızartma yapmıyoruz. Onun yerine daha çok fırın yemeklerini, haşlama ya da buharda pişirme yöntemlerini ya da hem yapımı pratik hem de nisbeten sağlıklı klasik ev yemeklerini tercih ediyoruz. Ancak çevremden edindiğim tecrübelerim bu sağlıklı tarcihleri yapmada evde eteğime yapışıp benden patates kızartması yapmamı isteyen bıcırıklar olmadığı için işimin daha kolay olduğunu gösteriyor. En azından Böcük hiç böyle değil. :) Dolayısıyla nadiren yaptığım kızartmaları saymazsam pek yağ atığı falan olduğu da yok evde. Ancak yine de hem kendime bir not olsun diye hem de beni takip eden sevgli dostlarımı haberdar etmek maksadıyla bu duyuruyu yapmak istedim.Bu adresten detaylı bilgi de edinebilirsiniz. Alo atık hattı diye bir hat var ve evde atık olarak geriye kalan yağlarınızı biriktirip kendilerini aradığınızda evinizden biriktirdiğiniz yağları biodizel yakıt olarak değerlendirmek üzere gelip alıyorlar. Yaşadığımız dünyanın kaynakları birer birer tükenip giderken ve kirlenirken bize bu kadar güzellikler veren dünyaya biraz daha fazla vefa borçlu değil miyiz?
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Pazartesi, Mart 02, 2009
Mandalinam benim!
Cumartesi akşamı tv izliyoruz öyle tembel tembel, Böcük'le meyve yiyelim dedik. Ben gittim ne var ne yok topladım dolaptan o sırada arkalarda unutulmuş bir tane buruşuk mandalinaya da kıyamadım koydum meyve tabağına. Oturduk yiyoruz birer biber, benim elime o mandalina geldi ağırdan ağırdan inceleye inceleye tam soyacak iken Böcük " O ne öyle ya, tıpkı anneannene benziyor bu mandalina"dedi. Ben kahkahayı patlattım peşi sıra ve dakikalarca güldük birlikte. Hiçbir ardniyet hissettmediğim bu benzetme benimde hoşuma gitmişti. Çünkü gerçekten de benim yarım kadar bir cüsseye sahip, küçücük, pamuk gibi ve yüzü kırış kırış tonton anneanemi ancak bu kadar güzel bir şeye benzetebilirdik. Cidden küçücük bir mandalina ama kırış kırış bir mandalinaydı benim anneannem. Allah ona sağlıklı uzun ömürler versin. :)
| Tepkiler: |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
