İş yerinde yiyelim, içelim güzelleşelim modundayız uzunca bir süredir, ama sırf ben değil herkes. Bu sadece benim için değil en üstünden en altına kadar böyle işin acısı. Hakkımızda hayırlısı diyorum başka bir şey demiyorum.
Dün iş çıkışında eve gittim ve evi temizleyeceğim derken resmen kendimi öldürdüm. Sonra tam kendimi kanepeye atacakken Böcük geldi. Avrupa Yakası'nın finalini izlerken karpuz peynir ekmek eşliğinde karnımızı doyurduk. Güzel bir akşam yemeği oldu. Bu arada Avrupa Yakası altı yıldır yayınlanıyormuş, neredeyse bizim evliliğimizle yaşıt yani. Hüzünlendim bitişine. Çok kötü bir finaldi ama bence. Böyle bir sürü şeyi sıkıştırmışlar bir araya. Gerçi en kötü dizi finali yarışması yapsalar Asi açık ara önde götürür ama. :) Dizilerde bitti bu arada TV'de izlenecek bir şey kalmadı. Tabi bu aynı zamanda güzel haber. TV'yi kapat hayatı aç! Böyle bir kampanyada vardı zaten bildiğim kadarıyla.
Bir de bir arkadaşım yurt dışında okuyan diğer kardeşiyle plan yaptı ve dün İtalya'da buluşmak üzere sözleşmişlerdi. Şimdi muhtemelen Roma sokaklarını dolanıyordur. Hem kıskandım hem de mutlu oldum. Onun görmesi demek biraz da benim görmem demek diyerek züğürt tesellisi yaptım kendime. Neyse en azından o meşhur havuza para atacak benim için. :)
Haftasonuna sadece bir gün kaldı. Yaşasın demek istiyorum. Bitti bu kadar şimdilik. :)
Perşembe, Haziran 25, 2009
Salı, Haziran 23, 2009
Zarlar, Pullar...
Çok unutkan bir blogger olarak yazmış mıydım hatırlamıyorum ama Böcük bütün güzel vakit geçirme ya da zaman tüketme adına oynanan tavla, dama gibi oyunları bilmekten yoksun benim için yıllardır verdiği bir sözünü nihayet yerin getirmiş bulunuyor. Tatile çıkarken millet bavul hazırlarken biz iki kişi harala gürele artık ertelemeyelim bu işi diyerek tavla arama peşine düştük. Yıllardır neden almadık sorusuna ucuzları çok kalitesiz, almak istediklerimiz de çok pahalı gibi bir gerekçe söyleyebilirim ancak. Ama benim Böcük'e çoluk çocuk da olursa tavla hayalim iyice suya düşecek, öğreteceksen öğret artık bana şu tavlayı sitemimle anında gerçek oluverdi. Bence çok güzel ama Böcük'e göre idare eder bir tavlayı sonunda aldık ve soluksuz başladık derslere. Hatta öyleki, tatile giderken ve dönüşte ilk yaptığımız şey tavla başına oturmak oldu. Tabi benim her seferinde yenildiğimi söylememe gerek yok sanırım. :) Ancak önceki akşam Böcük'ü bir kereliğine bile olsa yenebildim. Dün akşamda iki kere yenmeme ramak kaldı. O nasıl bir şey derseniz tavla bilmeniz lazım derim. ;)
Böcük benim çabuk öğrendiğimi ve çok hırslı olduğumu hatta buna şaşırdığını bile söylüyor, bense kendimi çok acemi ve yeteneksiz hissediyorum çoğu zaman. Tabi yenmeye meyilli olduğum zamanlarda keyfime diyecek yok. Kısacası evdeki yeni eğlencelerimizden birisi tavla. Diğerlerinin çiçeklerim ve dikiş maceralarım olduğunu söylememe gerek yok sanırım artık. Tabi ilki Böcük için de bir eğlence olabilir ama dikiş için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Zira Böcük ben elimi ne zaman dikiş işlerine atsam evi kirletiyorsun diye bana sitem ediyor. Ama bu arada makineyi bana hediye eden de kendisi olduğu için çok ses çıkartamıyor. :)
Tavla güzel bir oyunmuş neticede sevdim, bu dersi geçince daha sırada satranç ve dama var. Hayatı geç yakalamak buna derim ben işte. Olsun Böcük'le bisiklet maceramızdan sonra yeni bir ilk yaşıyoruz fena mı? Birlikte tavla oynamak hatta sen zarlara hile kattın tartışması yapmak çok keyifli. Sanırım biraz mızıkçıyım da. :)
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Pazartesi, Haziran 22, 2009
Üçüncü
Önceki akşam, pazar günü davetli olduğum arkadaşıma hediye ne götürsem diye düşünürken, bir süredir maceralarımı sürdürdüğüm bir çanta yapmaya karar verdim. Bu yapacağım üçüncü çantam olacaktı hepi topu ve elbette de arkadaşımın çok beğeneceği bir şey olmasını istiyordum. Hem yaza uygun bir çanta olmalıydı hem de çok işlevsel. Bir önceki çalışmam olan plaj çantamdan geriye kalan kumaştan kotla kombinleyerek bir çanta yapmaya karar verdim.
Sonunda ortaya böyle bir şey çıktı. Daha önce k.octas'tan alıp sakladığım kırmızı şeriti de sap olarak kullandım. Modeli tamamen el yordamıyla kendim çıkardım ve sanırım hediye edeceğim kişinin şansına, çabucacık da bitiriverdim. Tabi hiç aksilik yaşamadım değil. Makinenin iğnesi kırıldı bir kez ve çok şükür kolayca değiştirebildim tek başıma. Bundan önce günlerce elimde sürünen plaj çantasına inat çanta bir iki saate bitiverdi. Ben de gururla Böcük'ün beğenisine sundum ilk olarak. ondan da geçer notu alınca çanta hemen şık bir pakete sarıldı içine de ufak bir hediye ile sahibine ulaşmak için yerini aldı. Dünkü ziyarette de çantam günün konusu oldu neredeyse, tabi siparişyer sıraya dizildi hemen. Bu arada Beylikdüzü'ne neredeyse 7-8 yıl sonra ilk kez gittim dün.
Görmeyeli o kadar çok değişmiş ve gelişmiş ki inanamadım. Tabi düzenli ve yeşil bir muhit olması hoşuma gitti. Şehir merkezine uzak olması sanırım tek dezavantajı. Yine de direk Taksim Beylikdüzü otobüsüyle arkadaşımın tam evinin önünde inerek çok kolay bir şekilde gidip gelebildim. Yeni evli olan arkadaşım bizi ağırlayacağım derken resmen kendini harap etti. Ama düğünün ardından bizi ilk kez evinde ağırlıyor olmanın mutluluğu ve gururu yüzünden okunuyordu. Her şey kusursuz olsun istiyordu ve gerçekten de öyleydi. O kadar çok ve güzel şeyler hazırlamıştı ki bir haftalık stoğumu doldurdum neredeyse ve bu sabah itibariyle Böcük rejimi yapmaya başladım. Ama ben sadece boğaçayı kesmedim, sabah cornflakes yedim. :) Öğlen ve akşam bakalım gelişmeler nasıl cereyan edecek. Elbette yine sadece burada. Bu arada tatil sonrası üşengeçliğimi üzerimden atıp hemen bir havuza yazılmam gerek yüzme için. Hadi bakalım Ahimsa görelim seni...
Etiketler:
Ben Yaptım :)
| Tepkiler: |
Cumartesi, Haziran 20, 2009
Rejimsel...
Önceki akşam Böcük'ün uzun yıllara dayanan dostlukları olan bir arkadaşı ve eşi misafirimiz oldular.İstanbul dışında oturdukları için evlendikten sonra ilk kez görüşüyorduk. Hem dış görünüş olarak hem de yapı olarak birbirlerine o kadar çok yakışan bir çift olmuşlardı ki. İkisi de minyon, naif, ikisi de son derece samimi, canayakın ve doğal.
Kendileri de bu uyumlarının oldukça farkındalardı ki, yemek konusundaki ısrarlarımız sürekli karşılıksız kalırken ikisi de midelerindeki rahatsızlıktan bahsediyor ve aynı zamanda da dertlerimiz bile aynı modunda içten içe rahatsızlıklarından bile bir mutluluk bulup çıkarıyorlardı. :)
Ne yazık ki sadece bir akşam misafirimiz oldular.
Gidecek ve evlerini şenlendirecek daha birçok yakınları var sanırım. Geriye Böcük'le bana rahat bir hafta yetecek kadar yemek bıraktılar. Ne yapalım biz de afiyetle yiyoruz. Bu arada o akşam konuşma arasında Böcük'ün rejim yaptığını öğrendim. Dedim benim neden haberim yok bu rejimden, nasıl rejim yapıyorsun ? Meğer Böcüküm sabahları boğaça yemiyormuş, birde akşamları ekmek. Şahsen sabahı bilmiyorum ama akşam yemeklerimiz hiç de rejimsel değil. Olsun benim Böcük'ümde böyle rejim yapıyor. Böcük rejimi, çorba, dolma üstüne bir tabak kadayıf tatlısı... Oh nefis... :)
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Cuma, Haziran 19, 2009
Tatilin Tadı Varmış!
Tatilin kötüsü olurmu ki, olur belki.Ama bu tatil bizim için biçilmiş bir kaftan gibiydi.
Böcükle ilk kez gerçek anlamda bir tatil yaptık diyebilirim. Hem İstanbul'a bu kadar yakın hem İstanbul'dan bu kadar uzak olmak çok sıradışı bir duyguydu.
Ne de olsa gittiğimiz yer İstanbul'a sadece birbuçuk saat uzaklıktaki a.rmutluydu. Bir hafta boyunca o da ben de denizin ve sarı sıcak güneşin tadını çıkardık doyasıya.
Dinlendik, durakladık, ferahladık, kocaman bir nefes aldık. Ne benim ne Böcük'ün ne sırtı ağrıdı bir hafta boyunca ne de başka bir yeri.Sevdiğimiz kitapları okuyup, sevdiğimiz şeyleri izledik.
Sevdiğimiz müzikleri dinledik, hatta hiçbirşeyi değil sadece kendimizi dinledik. Güneşle yıkandık, temiz havayla temizlendik, arındık.
Birçok ilk oldu hayatımızda bu başbaşa geçirdiğimiz tatilde.
Mesela deniz bisikletine ilk kez bindik birlikte ve üç tekerlekli bisiklete de. :)Böcük onca güzel şeyden aklında bir tek bisiklet mi
kaldı diye gülüp eğlensede benimle, bütün tatil köyünün içinde arka koltuğa Böcük'ü bindirip gezdirmem ve bisiklete binmeyi hala öğrenememiş birisi olarak üç tekerleklide yaşadığım keyfi anlatmama imkan yok sanırım.
Elbette güzellikler bitmek bilmedi.
Bir kere nereye gitsen tarifsiz bir kaosla ve
kalabalıkla sarılı İstanbul manzarasına alışkın
bizler için uçsuz bucaksız bir denize bakan
manzarada sabah kahvaltısı ve akşam yemeği
keyfi yapmak bile yeterliydi aslında.
Buna birde sevdiklerin eklenince tadından
yenmez oluyordu. Tatilimizi geçirdiğimiz
a.rmutluda üç günü başbaşa üç günü de anne
ve babamla geçirdik. Annem köyden gelirken
neredeyse bir köyü getirmemişti yanında.
Abartan ben değilim patates ve soğan bile getirmiş tadımlık düşünün.Dedim anne burada yokmu ne yaptın sen, olsun dedi bunlar benim kendi ellerimle yetiştirdiklerimden,
tadı başka olur.
Patates soğanı geçtim ama elleriyle tek tek sardığı zeytinyağlı sarma tatil boyunca en yakın mide dostum oldu.
Tabi yine bahçemizde yetişen misssler gibi ahudular ve çilekler Böcükle benim tatlı tartışmalarımıza da sahne oldu. Benim sen çok yedin artık bana bırak sözlerimi Böcük her seferinde duymazdan geldi. :)Babamın denize girmeyeceğim ısrarlarına inat (su soğuk gerekçesiyle, ki, su soğuk değildi bence)annem denizden çıkmak istemedi üç gün de. :) Aslında niyetimiz İstanbul'a da birlikte dönmekti ama onlar bizim için bu kadarı yeter deyip yeniden Bursa'ya döndüler üç günün sonunda.

Tabi daha dönüş yolunda ziyaret edilecek bir dolu akraba ve çoluk çocuk, torun vardı ne de olsa.
Bizde evimizden sadece 1,5 saat uzaklıktaki bu huzur mekanından başbaşa ayrıldık.
Ayrılacağımız gün bile iki üç saatimizi denize ayırdık. İyide yapmışız toparlanmamız o kadar çabuk ve kolay olduki.
Hatta duşlarımızı alıp tertemiz giyinip birde harika akşam yemeği yedikten sonra saat 18 civarı tıpış tıpış deniz otobüsümüze bindik.
Sakin ve oldukça kısa bir yolculuktan sonra evimizdeydik işte.
Bu tatilden, tatil denen şeyin en az üç ayda bir olması gerektiği sonucuna vardık Böcükle, :) Bir de tatil ve dinlenmek deyince illa uzaklara gitmeye gerek olmadığını.
Çok yakınlarda bir yerde de huzur dolu mekanın sizi bekleyebileceğini. Ki biz bu rahatlığı doyasıya yaşadık.
"Son cümlem biraz reklam kokan hareket gibi oldu ama ben samimi fikrimi belirttim. Gitmeden önce çoğunlukla olumlu şeyler birkaç da olumsuz şeyler duyduğum tatil köyünü kendim gidip bir hafta geçirince methedenlerin ne kadar haklı, burun kıvıranların da ne derece önyargılı olduğuna şahit oldum.
Çünkü hem denizin hem de kaplıca keyfinin sonuna kadar yaşandığı, özellikle aileler için bütün konforun sunulduğu nezih bir mekandı.
Gitmeyi düşünenlere kesinlikle tavsiye edeceğim bir mekan,
pişman olmayacağınızın garantisini veririm. :) tatil köyü yetkililerinden bir ara komisyonumu alırım artık. ;)
Etiketler:
Biraz Seyahat
| Tepkiler: |
Çarşamba, Haziran 17, 2009
Tazecik Ben
Tatil bitti, döndük. Deniz, güneş, kum, iskele, balkon sefası, kaygısız saatler, tadından yenmez lezzetler, kitabım, sevdiğim müzikler ve elbette en sevdiklerim... Başka ne isteyebilirdim ki bir tatilden. Hepsi ve daha fazlası çok yakında fotoğraflarla burada... Az biraz sonra....
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Cumartesi, Haziran 06, 2009
Bir Öyle Bir Böyle...
Dün harika bir akşamdı. Asunazlarla birlikte uzun zamandır planladığımız Tophane'de nargile keyfini nihayet yaptık. Hakikaten de büyük keyifti, hem sohbet çok keyifliydi hem de Tophane ve de hava. Kocalar nargile keyfi yaparken biz yakınımızda ne bulduysak fotoğrafını çektik durduk Asuyla. Çok güzel bir akşamdı...Ama geçtiğimiz cumartesi Çamlıca tepesindeki keyfimizi yazmadan geçemeyeceğim. Bir de yiyecek konusunda sınıf atlasalar şu tesisler hiç fena olmayacak ama manzarası için bile gitmeye değer doğrusu. Bütün İstanbul adeta kanatlarının altında gibi, harika bir duygu bunu yaşamak.Tabi güzellikleri yazarken kötü olayları ve düşünceleri de savmaya çalışıyorum bir taraftan. Aslında artık istanbulda olaysız geçmeyen gün yok gibi ama olayı birebir yaşamak çok daha farklıymış ki bunu bir kere daha anladık. Bu sabah güzel bir akşamın ardından biraz tembellik yaptıktan sonra uyanıp işe gelmeyi planlarken sabahın altıbuçuğunda ambulans sesleri ve bağırışmalarla gözlerimi açtık Böcük'le ne olduğunu anlama telaşıyla pencereye koşunca dışarıdan kadınların bize evden çıkın işareti yaptığını ve pencerenin önüne de taş ve yanık parçalarının düştüğünü dehşetle farkettik. Üzerimize ne bulduysak giyip evin kapısını açtığımızda bütün apartman sakinlerinin panik halinde kendini dışarı attığını gördük. Bizde onlarla beraber dışarı çıkarken bir yandan da ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Malesef apartmanın üst katlarından çıkan kesif dumanı görmemizle acı gerçeği anlamış olduk. Üst katlarda yangın çıkmıştı. Bitişikteki metruk binada çıkan yangın bizim apartmana sıçramış ve üst katlar dumana boğulmuştu. Allahtan itfaiyenin bir üst sokağında oturduğumuz için itfaiye bizden önce duruma uyanmış ve söndürme çalışmalarına başlamıştı bile. Sabahın o köründe en çok küçük çocuklara ve yaşlılara üzüldüm. Hele canım dostum M.'nin babasının o hali beni çok etkiledi. O kadar zavallı durumda idiler ki en çok da onlar. Neyseki bir süre sonra artık yangın kontrol altına alınabildi ve hasar tesbiti için daireler dolaşıldı. Olayların yatışmasını bekledikten sonra aklım evde kala kala işe gelmek zorunda kaldım. Çok şükür o an apartmanı saran duman haricinde alt katlarda bir hasar yok. Tabi yangının sıçradığı üst katlardaki 6 daire baya zarar görmüş. Tek tesellimiz elbette can kaybının olmayışı. Bu apartmanda bu vukuat kaç oldu bilmiyorum ama Rabbim koruyor demekki. Bir daha yaşatmasın ve kimseye yaşatmasın inş.
Benim için güzel bir notla bitireyim postu. Bugünden itibaren 10 günlük bir tatile ayrılıyorum. Ksmetse denizi de olan bir tatil köyünde bir haftalık tatil yapacağız Böcükle. Tabi annem ve babam da bir bize eşlik edecekler. :) Tatil köyü olduğu için ve evde yeterince geniş olunca onları da davet ettik ve zorla da olsa kabul ettirdik. Umarım çok keyifli bir tatil olur. Hazırlıklar tamam gibi . Yaşasın tatil, yaşasın deniz, kum, güneş, saatsiz uyumalar ve uyanmalar, kitaplar, tatlı sohbetler... Dönüşte görüşmek üzere dostlarım...
Not: Fotoğraf Çamlıca Tepesi'ne giderken metrobüsten benim tarafımdan çekilmiştir. :)
Etiketler:
haberler,
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Çarşamba, Haziran 03, 2009
Şimdi Ben
Elim varmıyor yine kelimelerin kanadından yakalamaya. Varmak istemediğim bir tapınağın merdivenlerini tırmanır gibiyim, öyle isteksiz, öyle mecalsiz...Ocak ayında elim bir şekilde kaybettiğimiz kuzenimin mahkemesi sonuçlandı geçen hafta. Kuzenimi bıçaklayan kansıza sadece 12 yıl hapis cezası verilmiş. Süreçleri takip edemedim uzakta olduğum için, zaten bu büyük acının ardından kimseyle kelam edecek cesaretim de kalmadı. Ama bir ömrü sona erdirmenin cezası 12 yıl yatıp çıkmaksa eğer ülkede bu kadar olan bitene hiç şaşmamalı. Çünkü o 12 yıl da kırpıla kırpıla kuşa çevirilip 3-5 yılda çıkıveriyor, karışıveriyorlar hiçbir şey olmamış gibi aramıza. Ne yazık, hem de öyle yazık ki. ;(
Sabah işe gelirken Zeki Müren çalıyordu radyoda. Ne söylediği pek umurumda değildi ama onun sesi yetti içimi hüzün kaplamasına. Biricik kuzenim sanat müziği aşığıydı çünkü, en sevdiği ses de Zeki Müren'di ve hatta konservatuara devam ettiği yıllarda kendini Zeki Müren ekolünden görür ve onun gibi okumaya çalışırdı şarkıları. Bence çok güzel başarıyordu da bunu. Ama hayat onu bambaşka yerlere sürükledi ve sonunda kısacık ömrü bir pazar yerinde sona erdi. Belki de bütün bu olanların hepsi olacak olan için bir hazırlıktan ibaretti bilinmez ki.
Bir de Mevlana'nın şu şiirine rastladım az evvel. Yakın zamanda okuduğum Elif Şafak'ın Aşk kitabının özeti gibi adeta...
HASBİHAL
Bir gececik uyuma, ne olur.
Ayrılık kapısını çalma bir gececik.
Bir gececik dostların gönlü olsun,
ne olur sabahı et bir gececik.
Bir gececik gözlerimiz seninle aydın olsun,
kör olsun şeytan bir gececik.
Dünyayı güzel kokular sarsın bütün.
Karanlıklardan ışıklar aksın ovalara.
Sofrandakiler dirilsin bir gececik.
Bir gececik uyuma, ne olur.
Ayrılık kapısını çalma bir gececik.
Bir gececik ata bin, meydana gel.
Gönüller bir gececik rahat olsun,
göğüsler meydana dönsün bir gececik.
Yeniler giyinelim biz kulların.
Musa gibi sen bir sopa al eline.
Sopa bir anda elinde yılan olsun.
Süleyman gibi sen karıncaların yanına var.
Karıncalar bir anda birer Süleyman olsun.
Ne olur, bir gececik kapısını çalma ayrılığın.
Mevlana Celaleddin Rumi
Not: Fotoğraf, 15 torunun birlikte büyüdüğü o anılarla dolu bahçede geçen yıl çekildi. Şimdi o 15 torunun 2'si yaşamıyor malesef. :(
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


