Cuma, Ekim 30, 2009
Ev Telaşı!
Dün benim için oldukça karamsardı bugün ise umutlarla dolu. Sabah işe gelirken yağan yağmura ve pusa rağmen kendimi o kadar iyi hissettim ki. Uzun süredir devam eden ev arama telaşımız ikimizi de çok gerdi. İkimizinde beğeneceği bir muhitten ikimizin de beğeneceği, üstelikte belli bir bütçe ile sınırlayarak ev almak dünyanın belki en zor işiymiş... Haftalardır harıl harıl her iki yakada da ev arıyoruz. Böcük arada bir bulduğum evlerle fikri değişse de neticede Fatih diyor başka bir şey demiyor. Tabi İstanbul'un merkezinde olması, dost ahbaplarımızın yani çevremizin burada oturuyor olması, iş yerlerimize yakın olması büyük bir avantaj. Diğer yandan evlerin haketmediği kadar pahalı ve eski olmaları da benim için çok büyük dezavantaj. Çünkü ben evin muhiti kadar kendisini de önemsiyorum. O kadar borç altına gireceksem hiç değilse öderken içinde mutlu olacağım bir ev istiyorum. Böylece ev arama serüvenimiz uzayıp gidiyor. Sabah işe gelmeden de yine mevmuz evdi. Zaten son zamanlarda gece gündüz ev konuşmaktan başka bir şey yapmıyoruz neredeyse. İkimizde hayli hassasız bu konuda. Yani çok bilinmeyenli bir denklemi çözmek gibi bir şey bu ev almak. Öyle zormuşki. Bugün neden umutluyum eğer başa dönersek. Az öncesine kadar belli bir neden yoktu aslında. Ama az önce ikimizin de üzerinde mutabık olduğu bir eve bakmaya karar verdik Böcük'le. Umarım ev internetteki fotoğraflarında göründüğü kadar güzeldir. Eğer öyleyse yemeyip içmeyip bu evi almak için çabalamayı göze alabilir gibiyiz. :) Gelişmelerle yine buradayım.
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Salı, Ekim 27, 2009
Bazen
Bazen öyledir hayat. Tutunmaya çalıştığın her şey eline gelir, sapır sapır dökülür, dökülürsün sen de onlarla beraber...
| Tepkiler: |
Cumartesi, Ekim 24, 2009
Zor Olan Ne Hayatta?
Az önce kardeşimi aradım ve konuştum, canımın yine sırt ağrıları başlamış, inşaallah ciddi bir şey yoktur, pazartesi MR çekilecek. Dualarım her zamanki gibi onunla. Benim dışı sert, kalbi yumuşak kardeşime Allah şifalar versin..jpg)
Dün akşam gerçekten de çok güzel geçti. Böyle güzel arkadaşlarım olmasa nasıl çekilir ki bu şehir. Çok şanslıyım. Hele bir tane sarı saçlı, minik blujeanli bir bıcırık vardı ki muhteşemdi. İsmi İkra, insan bakmaya kıyamıyor, fotoğraflarını çektim Böcük için özel, sevdim sevdim. İki kelimeyi çok seviyor, Baba ve aba. :) Bu arada evine gittiğimiz arkadaşlara her birimiz bir demet kasımpatı alıp gitmişiz, neyseki hepside ayrı renklerdi.
.jpg)
Görülmeye değerdi halimiz. :) Gerçi annem biraz söylendi sabah Böcük'ü bu kadar yalnız bırakmamalıymışım diye, topu topu bir akşam yahu. Vallahi damadı kızından daha kıymetli oldu bu kadının. Zaten beni sormadan daha onu soruyor her seferinde nasıl diye. Kıskanıyor muyum ne? .jpg)
.jpg)
İki haftadır pazar günlerimiz vapur sefasında ve Kadıköy'de Moda'da geçiyor. Biraz sonbahar sefası biraz da aile ziyareti. Bu fotolar da o pazarlardan. Moda'nın muhteşem güzellikte ve tembel kedileri, Boğaz, Kız Kulesi, Komşu Fırın'ın bayıldığım muffinleri, Haydarpaşa ve bizi bizden alan müzikleriyle sokak çalgıcıları....
Yarın yine bir arkadaş toplantısı vardı ama Böcük'ün işleri nedeniyle iptal etmek zorunda kaldık. Bakalım nasıl bir Pazar bizi bekliyor? Aslında evde yapılacak o kadar çok iş beni bekliyor ki, kışlıklar çıkacak, yazlıklar kaldırılacak, temizlik yapılacak, yarım kalan dikişler tamamlanacak. Ama ben bu güzel havaları gördükçe kendimi dışarı atmak istiyorum. Biraz da ruhumu dinlendirmek istiyorum..jpg)
Not: Bu arada izleyici sayım artıyor mütevazı bir şekilde. Çok teşekkür ederim ilginize. Son misafirim Renkli Tasarımlar, tasarlayıp ürettiklerini hayranlıkla takip ediyorum. Senden kopya çekersem bana kızmazsın değil mi? :)
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Cuma, Ekim 23, 2009
Sonbahar Demindeyim
Bu arada önceki akşam çok sevdiğim bir arkadaşımın ameliyat olan babasını hastanede ziyaret ettik Böcük'le. O kadar çok mutlu olduki bizi görünce daha önce neden gitmedik diye hayıflandık. Sıla-i Eş-dost güzel şeymiş. Hatırlamak, es geçmemek gerek... Ve biraz daha sıklaştırmak bu ziyaretleri onlarada bize de iyi gelecek gibi...
Ailevi mevzulara hiç girmiyorum bile. Zira hatırlayınca içimi derin bir sıkıntı ve acı kaplıyor sadece. Ne diyeyim mevlam herkesin kalbine sükunet ve insaf versin.
Bugün uzun süredir görüşmediğim teyze kızlarımdan birisi aradı, uzun uzun konuştuk dertleştik karşılıklı. Aradan yıllar geçse de dün oturup birlikte çay içmiş gibi aynı dilden konuşabildiğin dostlarının, akrabalarının olması ne büyük bir keyif ve ne büyük bir nimet... O çocuklarının afacanlıklarından dem vurdu bense her zamankilerden. Biraz hafifledik ikimizde, iyi de oldu.
Bu arada Böcük yine uyku problemiyle boğuşuyor şu aralar. Dönem dönem gelen bu sorunla nasıl başa çıkacağımızı bilemiyoruz. İlaçlara kesin kes karşı, bitkisel çözümler ve ballı süt de işe yaramıyor. Sabahlara kadar oda oda dalınoyor zavallım. Üzülüyorum ama elimden bir şey gelmiyor.
Not: Bu fotoğrafı çekeli iki yıl geçmiş aradan, insan inanamıyor zamanın nasıl olupta bu kadar hızla akıp gittiğine. Fotoğrafın çok önemi yok belki ama o fotoğrafı çekerken kimbilir şimdi olduğumdan biraz daha mutluydum, kimbilir...
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Pazartesi, Ekim 19, 2009
Yaprak Dökülmüyor, Çınarlar Devriliyor Bu Sonbahar!
Bu sonbahar bir yaprak dökümü değil çınarlar devriliyor sanki... Büyük büyük üstadlar tek tek terk ediyor bu dünyayı. Geçen hafta çok değerli bir şahsiyet olan Prof. Dr. İbrahim Canan Hoca'yı kaybettik elim bir kaza ile. Böyle büyük bir değeri, bir anlık ihmalle yitirmenin verdiği acı sarstı beni. Direk ders almamıştım kendisinden okul süresince, ama bıraktığı eşsiz eserlerle benim hocamdı yine de. Allah rahmet eylesin. Gidişiyle öksüz kaldı bir çok yürek.
Cumartesi akşamı da iletişim biliminin duayenlerinden Prof. Dr. Ünsal Oskay Hoca'yı kaybettiğimizin haberini aldım bir alt yazıyla ekrandan. Yine üzüldüm, yaşlandığımı hissettim ve hayatımızdaki bir rengin daha solduğunu. Giden herkesle birlikte biraz daha eksildiğimi birde. Kendisinden iki yıl boyunca ders almanın mutluluğunu ve gururunu yaşadım hep hayatım boyunca. Onu ekranda ve yazılı basında gördüğüm her an kulak kesildim sözlerine ve dinledim bıkmadan her seferinde. O İletişimin ABC'si idi gerçekten de. Ülkemiz için büyük değerdi ve yitirdik. Üzgünüm, gerçi inanmazdı inanmadığını her seferinde açık açık söylerdi dine, ama saygı duyardı derin bir saygı. Kimselerin göstermediği incelikler adına ve duyduğu sonsuz saygı adına, onun için huzur diliyorum gittiği yerde. Toprağı bol olsun...
Birde tabi geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz Halit Refiğ, sinemanın duayenlerinden. Vefat haberini aldığım günün akşamı Gurbet Kuşları'nı verdi TRT 2. Ne kadar da güzel yadettiler. Bir kez daha işte dedim sinema dedikleri... Halit Refiğ'le en son yaklaşık 2 yıl önce bir vesileyle karşılaşmış ve kısa bir sohbet etmiştik. O sağlıklı, dinç halinden eser yoktu ölümünden önce çekilen son fotoğraflarında. Hastalık insanı ne hale getiriyor. Dıştaki tezahürleri bu şekilde ise içte yaptığı tahribatı düşünmek bile üzücü. Rabbim rahmetiyle muamele etsin. Sinema adına büyük bir kayıp.
Cumartesi akşamı da iletişim biliminin duayenlerinden Prof. Dr. Ünsal Oskay Hoca'yı kaybettiğimizin haberini aldım bir alt yazıyla ekrandan. Yine üzüldüm, yaşlandığımı hissettim ve hayatımızdaki bir rengin daha solduğunu. Giden herkesle birlikte biraz daha eksildiğimi birde. Kendisinden iki yıl boyunca ders almanın mutluluğunu ve gururunu yaşadım hep hayatım boyunca. Onu ekranda ve yazılı basında gördüğüm her an kulak kesildim sözlerine ve dinledim bıkmadan her seferinde. O İletişimin ABC'si idi gerçekten de. Ülkemiz için büyük değerdi ve yitirdik. Üzgünüm, gerçi inanmazdı inanmadığını her seferinde açık açık söylerdi dine, ama saygı duyardı derin bir saygı. Kimselerin göstermediği incelikler adına ve duyduğu sonsuz saygı adına, onun için huzur diliyorum gittiği yerde. Toprağı bol olsun...
Birde tabi geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz Halit Refiğ, sinemanın duayenlerinden. Vefat haberini aldığım günün akşamı Gurbet Kuşları'nı verdi TRT 2. Ne kadar da güzel yadettiler. Bir kez daha işte dedim sinema dedikleri... Halit Refiğ'le en son yaklaşık 2 yıl önce bir vesileyle karşılaşmış ve kısa bir sohbet etmiştik. O sağlıklı, dinç halinden eser yoktu ölümünden önce çekilen son fotoğraflarında. Hastalık insanı ne hale getiriyor. Dıştaki tezahürleri bu şekilde ise içte yaptığı tahribatı düşünmek bile üzücü. Rabbim rahmetiyle muamele etsin. Sinema adına büyük bir kayıp.
Etiketler:
haberler,
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Perşembe, Ekim 15, 2009
Domuz Gribi Muamması!
Aylardır bir domuz gripi paronayasıdır gidiyor. Yok salgın kapıda, yok pencereden giriyor vs... Ama açıkçası bu yapılan haberlerin hiçbiri beni tedirgin etmek dışında tatmin etmedi ve bilgilendimedi de sıradan bir vatandaş olarak. Ardından yaz boyu aşısı yapılıyor dendi, yok başarılı, yok başarısız sonuç... Bir kere bu nasıl bir mikroptur, ne menem bir şeydir önce mikrop çıkıyor ardından hemen aşısı yapılıveriyor. O zaman Aids, kanser için neden yıllardır hala yapılamıyor bir aşı... Bu defada aşı ile ilgili söylentiler çıkmaya başladı. Aşının tam başarılı olmadığı, aşının da öldürücü etkisi olduğu vs... Dünyada aşı tartışması almış başını gidiyorken İngiltere kati surette vatandaşlarına aşı yapmayacaklarını açıklarken, biz üçüncü dünya ülkesi, kraldan çok kralcı yetkililerimiz bir dünya aşının siparişini vermiş bile. Hal böyleyken açıkçası aşı yaptırmayı kendi adıma kesinlikle düşünmüyor ve tavsiye de etmiyorum. Çünkü bu hastalığın abartıldığı kadar ve insanlar korkutulduğu kadar olmadığını düşünüyorum. En azından benim gibi düşünenlerin sayısının da az olmadığını biliyorum. Burada da yazdığı gibi
Etiketler:
haberler
| Tepkiler: |
Ortaya Karışık
Dün işten çıkmış eve giderken gördüğüm manzara, artık dağılmakta olan pazar yerinde kucağındaki oğluna sıkı sıkı sarılmış ağlayan bir anne ve karısına ve oğluna birlikte sarılmış ağlayan bir babaydı. Merakıma yenilip toplaşan kalabalığa sordum ne oldu bilen var mı diye, meğer pazar yerinde sabah kaybolan oğullarına ancak günün sonunda kavuşabilmişler. Onlar adına o kadar çok sevindim ki o anda gözlerim doldu.Sabah işe gelirken gördüğüm manzara ise o kadar da iç açıcı değildi. Yurdum insanının magandalığından bıkmış ben aslında sabahları yere bakmamayı bir görev bilirim karşılaşacağım manzaranın az çok ne olacağını bildiğimden. Ancak bu kez canlısına şahit oldum magandalığın. Önümden yürüyen afedersiniz maganda bir amcacık ardına önüne bakmadan tüküre tüküre yürüyordu. Farketmemle birlikte beynim ve midem aynı anda bulandı ve söylene söylene karşı kaldırıma geçmem bir oldu. Bu şehri hakedenler sadece bu şehirde yaşasın klasik sözümü bir kere daha söylüyor ve konuyu kapatıyorum. Verdiğim rahatsızlık dolu ifadelerden dolayı da özür diliyorum sakın okur!
Dün akşam tam bir televizyon canavarı gibi hissettim kendimi. Yaprak Dökümü, milli maç, Kaldırım Serçesi, Cinderella Man ve Unutulmaz özel bölüm derken bütün gece tv izledim resmen. Böcük'te kanepede en çok sevdiği şeyi yaptı bı sarada yani şekerleme. Tabi öyle kös kös TV izlemedim sadece, TV seyrederken yapmaktan çok hoşlandığım şeyi yaptım, örgü ördüm... Yaprak Dökümü'nü başladığı günden beri hiç devamlı izlemedim. Dizide o kadar çok aynı şeyler tekerrür ediyorki arada izlediğinde bile anlıyorsun ne olduğunu. Şimdi de Leyla eve döndü, Nejla'nın hayatı karıştı... :)
Milli Maç çok heyecansız geldi bana, zaten futbolu da sevmem. Ama Milli Takım ilk yarım saatte iki gol atınca sanırım sonrasında merhamet etti ve bir daha gol atmadı Ermenistan'a, yazık... Edit Piaf'ın hayatını anlatan Kaldırım Serçesi vardı birde TNT'de. Aslında Marion Cotillard hayranıyımdır ve Oscar'ı aldığında da çok sevinmiştim bu filmle. Gerçekten de çok güzel oynamış Piaf'ı, yaşıyor gibi adeta. Ama nedense bana film çok sıkıcı geldi. Görüntüler çok karanlık ve hayat hikayesi de çok bunalımlı olduğundan sanırım. Zaten Marion'un güzelliğinden de eser yoktu filmde..jpg)
.jpg)
TRT ise Russel Crowe'un Cinderella Man filmini yayınladı. Aslında Rocky'den kalma bir önyargı var bende bu tür bokslu filmlere karşı. O nedenle Milyonluk Bebek filmini de zar zor izlemiş, Wrestler'i de sadece Böcük'e tavsiye etmiştim. Ancak hikayesi gerçekten çok dokunaklıydı, gerçek yaşam öyküsü olması ve sadece ailesi için ölümü de göze alarak dövüşmesi çok etkileyiciydi. Birde Rene Zelweger'in rakip oyuncunun yüzüne su döktüğü sahne çok güzeldi. Oh dedim ne güzel de yaptı.
He birde ATV'nin son dönemdeki en abuk dizilerinden birisi olan iki kızkardeşle birden ilişki yaşayan zengin tipi anlatan dizinin özel bölümü vardı ATV'de. Örgü öreceğim diye oturdukça izlenecek şey aradım kendime. Ve bu başından beri gıcık olduğum diziye bile baktım sayın okur. Ama evet dizinin hızlı özetinin yapıldığı bölümde yine anladımki bu dizi gerçekten de bir tuhaf. Yani ne adam ne yaptığının şuurunda, ne de kızlar. Böyle bir rastgele durum sözkonusu. Allah ıslah etsin hepsini ne diyeyim.
Çenem düştü benim yine, bu yazıdan çıkarılacak sonuç şudur; Yine Hz. Google'dan sonra ikinci başvuru kaynağımız olan reklamlarda da dendiği gibi, "Evdeki huzur, mutluluk budur". :)
Bu güzel çiçeklerin bu yazıda işi ne diye soran, merak eden olursa diye de açıklıyorum. Bu çiçekler bana Böcük'ün yıldönümü hediyesi. Bloğa eklemek bugüne kısmetmiş.
Etiketler:
Biraz Sinema,
Bizden...
| Tepkiler: |
Pazartesi, Ekim 12, 2009
Aşk Kurabiyeleri

Rakamlarla hiç aram yok, olmadı da. Zaten rakamlara dökünce de bir garip oluyor hayat. Böcükle geçen tam 6 yıl, yani 72 ay... 7. yıldan gün çaldık dün biz... :)
Öylesine hızlı, kimi zaman hüzünlerle, kimi zaman sıkıntılı, kimi zaman mutlu ama her haliyle değer dediğim geri dönüp bakınca hep güzelliklerle hatırladığım ve hatırlamak istediğim tam 6 yıl...
Nice, iyi ki yaşamışım diyeceğim yıllara, aylara, haftalara, günlere, saatlere... Ve en önemlisi anlara...
Fotoğraf, dün Moda'da Komşufırın'da çay eşliğinde yediğimiz çikolatalı muffinlerimize atfen daha önce çekilmiş Komşufırın ürünlerine ait. Aşk kurabiyelerine dikkatinizi çekerim. :)
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Cumartesi, Ekim 10, 2009
Uyku, Biraz Uyku...
Bir yanım ne kadar mutluysa öbür yanım o kadar kırık dökük. Babaannecim içimizdeki en yenik en yorgun olan... Hayattaki tek mutluluğu torunları ve çocukları. Onlar nasılsa sanki o da onların aynası gibi. Dört gündür hasta yatağında, hastalık teşhisi malum yıllardır hep aynı ama sebepleri farklı farklı. Baş dönmesi ve mide bulantısı, torun sızısı en çok da... Bugün ilk kez telefonda konuşabildi. Öyle yorgun ama o kadar mutsuzdu da... Rabbim bütün sevdiklerime mutluluk ver ve biraz huzur. Yalvarıyorum...
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Çarşamba, Ekim 07, 2009
Cici Şeyler!

Evet biliyorum bayram geçeli çok oldu ama araya düğün telaşı girince çekip çekip makinede beklettiğim güzellikleri yine de paylaşmak istedim. Bu bayram minik komşu çoçuklarına, kuzenlere ve yeğenlere böyle cici şeker torbaları hazırladım. Şekerlemecilerden aldığım rengarenk şekerleri jelatin torbalara doldurdum. Pazardan aldığım rengarenk kurdelelerle ağızlarını bağladım ve kurdelalara da wordte yazıp renkli çıkış aldığım bayram mesajlarını ekledim. İş ve düğün telaşı arasında biraz zor oldu ama değdi sanırım ve büyük de beğeni topladı. :) Komşunun küçük kızı geçen gün uğradığımda Açun teyse şeker dedirmedin mi dedi bana. Demek iz bırakmış aklında. Hoş konu şeker olunca hangi çocuk kayıtsız kalabilir ki zaten...
Etiketler:
Ben Yaptım :)
| Tepkiler: |
Onlar Erdi Muradına
Düğün yapmak çok zor ama erkek tarafı olmak çok gurur verici. Neden diye sorarsanız gelin almak duygusu nedense daha ağır basıyor. :) Ne yalan söyleyeyim düğünde damat ablası olmak çok keyif vericiydi. Düğünün her detayıyla ilgilenmekten çok haz aldım. Kına gecesinin ve balonun yapılacağı mekanları önceden görme fırsatım olmamıştı. Ama seçimleri çok iyiydi. Her iki salonda çok zevkli hazırlanmıştı ve en ufak bir aksaklık yaşanmadı. Daha doğrusu aksaklık yaşanmadan olur mu yaşandı ama bunlar mekan ve görevlilerden daha ziyade kişilerden kaynaklı sorunlardı.

Sonuç itibariyle tatlı bir telaşı geride bırakmanın huzuru ve rehaveti var ailede. Tabi düğün öncesinde yaşadığımız stresi anlatmam mümkün değil. Özellikle benim kına gecesi gününe denk gelen mülakatım, bir gün öncesi feci şekilde gribe tutulmam daha kötüsü Böcük'ün bir iş için şehir dışına çıkıp malesef kına gecesine kadar eve dönemeyip sonra iş için gittiği şehirden son dakikada Bursa'ya ancak gelişi ve bizim orada buluşmamız. Hepsi hepsi tam bir kaostu resmen. Tabi ben haliyle sınava giremedim ve düğün öncesi kıyafet eksiklerimizi güç bela ancak tamamlayıp Bursa'ya kendimi hasta hasta zor götürdüm. :)
Hele hem kına hem de düğün öncesinde makyaj ve giyinme aşamalarımız bile başlı başına bir olaydı. Ama tatlı bir telaş kesinlikle... Bana göre düğünün en nefes kesen kişisi ise kesinlikle biricik yeğenim E. E. ve annesinin düğün için muhteşem seçimleriydi.


Sonuç itibariyle tatlı bir telaşı geride bırakmanın huzuru ve rehaveti var ailede. Tabi düğün öncesinde yaşadığımız stresi anlatmam mümkün değil. Özellikle benim kına gecesi gününe denk gelen mülakatım, bir gün öncesi feci şekilde gribe tutulmam daha kötüsü Böcük'ün bir iş için şehir dışına çıkıp malesef kına gecesine kadar eve dönemeyip sonra iş için gittiği şehirden son dakikada Bursa'ya ancak gelişi ve bizim orada buluşmamız. Hepsi hepsi tam bir kaostu resmen. Tabi ben haliyle sınava giremedim ve düğün öncesi kıyafet eksiklerimizi güç bela ancak tamamlayıp Bursa'ya kendimi hasta hasta zor götürdüm. :)
Hele hem kına hem de düğün öncesinde makyaj ve giyinme aşamalarımız bile başlı başına bir olaydı. Ama tatlı bir telaş kesinlikle... Bana göre düğünün en nefes kesen kişisi ise kesinlikle biricik yeğenim E. E. ve annesinin düğün için muhteşem seçimleriydi.

Yalnız her düğünde ufak tefek sorunlar pürüzler olur diye bilirdim de aynı şeyi bizimde yaşayacağımız hiç aklıma gelmezdi. Çünkü baştan beri bizim açımızdan her şey o kadar güzel ve yolunda gidiyorduki tam da düğün akşamı gelinin annesinin ve ablasının anlamsız ve saçma çıkışları hepimizde adeta buz etkisi yaptı. Yalnız ilginç olan düğün aşamalarının en başından beri kendilerine dert ortağı ilan ettikleri abimin eşinden bekledikleri performansı görmeyişleriyle patlak verdi. Yengemi istekleri doğrultusunda kullanamayacaklarını anlayınca bu kez onu harcamaya karar verdiler. Aslında amaçlarına da ulaştılar ama olan yine kendilerine oldu. Çünkü bütün ailem onların bu tavırlarını farkeder etmez nerede durması, kimi koruması gerektiğini bildi. Neyseki elimizden geldiği kadar ortama yaymamaya çalıştık problemi. Çünkü sonradan kendilerinin bile durup düşününce utanacakları bir davranıştı. Kız veriyor olmanın verdiği psikoloji miydi yoksa genel bir ruh halimi bilmiyorum ama en azından bütün aile olarak biz düğün boyunca son derece centilmen, güleryüzlü, kolaylaştıran ve ağırlayan bir pozisyondaydık. Zaten ev sahibi olarak öyle de olmamız gerekiyordu. Yani alnımızın akıyla çıktık orası kesin...
Neyse, bütün bunlara rağmen umarım kardeşim ve eşi ömürleri boyunca çok mutlu olurlar. İlişkilerinden her zaman kötü düşünceleri ve kötü insanları uzak tutmayı başarabilirler. Allah onları seçimlerinde utandırmasın ve evlerini, yuvalarını nikah kerametiyle bereketlendirsin...
Etiketler:
haberler,
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
