Perşembe, Aralık 31, 2009

2010'dan Beklentilerim

Sevgili Pino yapmış, bana da doldurmak kaldı. Teşekkürler Pino. Herkese güzel bir yıl diliyorum...

Çarşamba, Aralık 30, 2009

Misafir, dizi, kuaför...

Bizim ev haftasonundan beri Böcük'ün şehirdışından gelen bir misafiri nedeniyle rezerve durumdaydı. Haftasonu misafir ağırlamak, zevkli keyifli bir iş benim için, fakat hafta içi biraz stresli. İki akşamdır iş çıkışı teyakkuz haline geçiyor gelen son haberle de rahata geçiyorum. Şehir dışından geldiği için başka ziyaretlerde yapıyormuş misafirimiz. Bizde Asunazla fırsat bu fırsat deyip iş çıkışı kuaföre gidip kendimizi bakıma aldık ama verdiğimiz paralar da içimize oturdu resmen. O kadar üniversite okuyup kafa patlatacağımıza girseydik bir kuaföre dedik durduk. :)

Dünde öyle misafirimiz acaba bu akşam gelecek mi gelmeyecek mi ikilemindeyken Böcük'ün haber vermesiyle rahata geçtim. Uzun süredir izleyemeyi planladığım Flash Forward dizisine nihayet bakabildim. Üç bölümünü izledim fakat dizi bende Lost etkisi yapmadı malesef. Tamam kötü değil belki ama Lost'taki o muhteşem kurgu ve hikayeyi bulamadım. Birde her bölümde ardı ardına gelen olaylar ve diyalogların arkasına yapıştırılmış duygusu veren duygusal sahneler ve onun da ardına eklenmiş merak duygusu yaratmak amacıyla ağızlara çalınan bir parmak bal tadı veren son kısım her bölümde hiç şaşmadan uygulanınca kabak tadı verir gibi oldu. Yani sıradan CNBC-e dizileri tadında izlenebilir bir dizi ama aynı ellerden çıkmış olmasına reğmen ben yine de Lost'u tek geçerim. Lost'un son sezonunu şimdi daha bir sabırsızlıkla bekler oldum...

Bugün akşam da Böcük'ün başka bir arkadaşı misafirimiz olacak. Güneşli yine mutfakta, beklerim efendim. :)

Salı, Aralık 29, 2009

Bir Başka Yayınevi Günlüğü

Bir önceki postumdan sonra can suyu gibi geldi. Önce defterlerine bayıldım, sonra gerisi geldi. Sadece el yapımı defterlerine değil, hayatı baştan başa değiştirme çabalarına hayran kaldım. Pekçok şeyde olduğu gibi yine bir blog sayesinde tanıdığım sineksekiz'den bahsetmek istiyorum daha doğrusu haber vermek istiyorum. Köpekleri Cimbim, mandalina ağaçları, doğaya duydukları saygı ve bağlılıkları... Dahası onların sayfasında...

Öyle komik ki,


Sabah gözünü açtığı gibi bir koşturmacayla servise yetişme telaşına kapılan ben unuttum öyle sabahları uzun uzun hazırlanmaları yeni eve taşınalı beridir. Nerede kaldı öyle kremlerimi falan sürmek, sağıma soluma uzun uzun bakıp kolaçan etmek, evdeki son kontrolleri yapmak çıkmadan önce. Neyse bu sabahta işe gelmiş fakat kendime gelememiş bir haldeyken iş yerindeki çekmecemdeki el kremimi çıkarmış bir yandan ellerime krem sürerken, bir yandan da son zamanlarda akşamları yaptığım çayın tarifini mesai arkadaşıma anlatıyordum, portakal kabuğu, tarçın karanfil vs... Derken parmağımdan çıkarıp kucağıma koyduğum alyansımın trink diye kayıp düştüğünü farkettim bu sırada. Bir iki bakındım alyans yok ortalarda sonrasında bütün ofis alyansı aramaya başladık ama yok yok. Masaları kaydırdık, dolay altlarını kontrol ettik. Bu sırada arkadaşımın aklına çöp kutusu geldi. Ben nasıl girsin içine dedikçe o ısrar etti ve sonunda bir türlü bulamayınca alyansı boca ettik çöpü ve trink diye kaybolan alyansım trink diye çıktı içinden kutunun. :) Ama halimizi bir kameraya çeken olsaydı epey gülerdi herhalde izleyenler... Bir ofis dolusu insan altını üstüne getirir halde ofiste alyans arıyorlar. Neyseki alyansıma kavuştum. Çay mı dediniz, evet kesinlikle tavsiye ederim. :) Ben aklıma ne gelirse koyuyorum içine gerçi hepside güzel oluyor, dün akşam yeşilçay, portakal kabuğu, tarçın ve karanfil karışımlı yaptım yanında bir çoko.prensesle süper oldu. Böylece bir faydalı ile bir zararlı ile nötre tamamladık yine durumu. Ah ah...

Pazartesi, Aralık 28, 2009

Noeliniz Mübarek, El Öpenleriniz Çok Olsun!

Bu ülkenin kafası fena halde karışık insanları için...

Noel babalar, kırmızı şapkalar, süslü çoraplar, geyik resimleri, çam ağaçları, cingıl beller ve daha nice nice. Bugünlerde evden adımımı atsam manzara bu. Hatta adım atmadan internete girdiğim her sayfada aynı gerçek... Yurdum günler oldu girdi bir noel havasına çıkamıyor. Her yer ışıl ışıl, kırmızı, beyaz ve yeşilin ahengi göz okşuyor. Noele özel hediyeleşmeler, noele özel ev dekorasyonları, noele özel yemekler....

Gerçekten çok güzel hepside, göz alıcı, gönül okşayıcı. Hiçbirisine itirazım yok. Ve fakat bir şey çok ilgimi ve merakımı çekiyor. Biz noeli mi kutluyoruz toplum olarak, yeni bir yılı mı? Eğer noeli kutluyorsak amenna da elin dininden bize ne. Birde neden sadece noelini kutluyoruz o zaman ki, pazar ayinlerine nedir bu ayrımcılık, ya da Paskalyası vs'si onların nesi eksik noelden... Yoksa onlarda bu denli bir şaşaa yok da o yüzden mi? Peki Hristiyan kardeşlerimiz bizim dini günlerimizi kibarca tebrik etmekle yetinirken neden ortak olmuyorlar bu sevincimize. Hiç kurban kesen bir Hristiyan görmedim ben en azından Kurban bayramında ha ama Ramazanda empati kurmak için oruç tutan Hristiyan tanıdım ve takdir ettim. Yazacak o kadar çok şey var ki aslında. Avrupa'daki bazı ülkelerde Noel babanın dini bayramın önüne geçtiği gerekçesiyle yasaklandığını biliyor muyuz mesela.

Ya peki yeni bir yılı kutluyorsak eğer neden noel ritüelleriyle kutluyoruz, olamaz mı yapamazmıyız bize yakışan bir yeni yıl kutlaması, ille taklit mi olmak zorunda. Neden bu kadar kolaycıyız, neden bu kadar taklitseveriz.

Yalnız önceki yıllardan farklı bir şey oldu bu arada. Bilim insanı diye tanımlanan bir zaat tarafından ortaya atılan, "noel ağacı yani yeni yılda ağaç süsleme olayı aslında Türklere özgü, yani bizim kültürümüzde zaten var lafı pek bir rağbet görür oldu. Eskiden noel kutlamalarıyla arasına ciddi bir mesafe koyan bir gurup şimdi evlerinde noel ağacı süsler oldu ve altına da bu açıklamayı döşeyerek, ağaç süsleme olayı zaten bizde var ki bahanesiyle. Benim bildiğim bir dilek ağacı vardır bizim kültürümüzde. Başkada bilmem. Vardıysada eğer bu saate kadar nerelerdeydi bu ağaç süsleme merakımız ezelden gelen. Türkiye tezatlar ve ilginçlikler ülkesi vesselam. Kutlanan bir dini günse ve bu gün bize ya da size ait bir günse sonuna kadar destekliyorum ve tebrik ediyorum gösterilen hassasiyet için. Kutlanan sadece bir yeni yıl ise neden bu kadar özenti ve taklit bütün yapıp etmelerimiz. Ya da minareyi çalan kılıfını hazırlar hesabı illa ki ağaç süslemek istiyorsa canımız, canınız neden illaki bir gerekçe bulma ihtiyacı hissederiz. Nedir bu kompleks, nedir bu alttan alta yatan rahatsızlık.

Cuma, Aralık 25, 2009

Salı Buluşması


Salı akşamı bizde bir tabu partisi vardı. Önce yedik içtik, sonra tadına doyulmaz bir tabu... Tam sekiz kadın. Dokunucumuz işte bu fotoğraflarda gördüğünüz İpek hanım. Çok şeker değil mi? Kendileri bir süre önce sahiplenmeyi planlayıp sonra da alamadığımız dünya şekeri kedicik. Açun teyzesini ziyarete gelmişti o akşam. Birlikte harika vakit geçirdik. Tabu oyununa katılamasa da salonun dört bir yanında bizi peşinden koşturmayı başardı bütün ajacanlığıyla. Geriye mutluluk dolu bir akşam kaldı. Bir de tabi tembelliğime yenilip fotoğraflarını çekmeyi malesef unuttuğum çok cici hediyelerim. Teşekkürler kızlar, yine gelin hep gelin olur mu? :)
Posted by Picasa

Kalbimdeki Deniz*

Bir hafta daha bitiyor. Hayallarimize, umutlarımıza biraz daha fazla yaklaşıyor olmanın sevinci mi kaplamalı içimizi, yoksa ömürden bir yaprak daha kopartıyor olmanın hüznü mü? İnsan bazen kararsız kalıyor... Tıpkı verecek birçok cevabın varken oysa herşeye, susup kaldığın gibi...

*İncesaz'dan Kalbimdeki Deniz uydu şimdi bu hale...

Perşembe, Aralık 24, 2009

Kızgınım Çok

Sabah sabah rahmet okuttu bana yine gördüğüm manzaralar. Yazmayayım diyorum şuraya, kaydetmeyeyim hafızama, görmesin gözlerim, yaşamayayım kötü anılar ama olmuyor, olamıyor. Adımını atıyorsan evinden dışarı, karışıyorsan binbir türlü insanın ve insan görünümündeki yaratıkların arasına elde değil. Sabah yine işe gidebilmek için servisin beni aldığı yere varmak üzere çıktım evden. Tam bekleyeceğim yere gelmişken ve hatta servisimde görünmüşken, birden az önce karşı kaldırımda yürürken gözümün takıldığı genç kızın otobüsün önünde yuvarlandığını farkettim. Önce bir film karesini izliyormuşum gibi hissizdim. O sırada servis geldi önümde durdu ve benimle birlikte şoför ve servisteki arkadaşlar da olayı seyreder bulduk kendimizi. Sonra kızcağız kendini güç bela kaldırımın kenarına atabildi ve oturdu. O sırada baktımki kıza çarpan belediye otobüsü ağır ağır ilerliyor hala.

Bir anda bizim servisin şoförü bizimde bağırışmamızla atladı arabadan ve bir koşu gidip otobüs şoförünü indirdi aşağıya. Neyseki kaza hastanenin önünde olmuştu ve kızcağızda o hastanede çalışan birisiymiş. Birkaç yoldan geçenin yardımıyla kız hastaneye götürüldü ve bizim servis şoförünün de müdahalesiyle kaza tutanağı için görevliler çağırıldı. Sözde şoför ben zaten duracaktım arabayı park etmeye çalışıyordum falan gibi kıvırmaya çalışmış ama benim gördügüm kadarıyla otobüsün hiç de durmaya niyeti yoktu, sadece kız ne halde diye bir kolaçan etme durumu sözkonusuydu o kadar. Bu arada otobüsün kıza çarptığı geçiş yolunda yayalara yol verin diye de bir tabela vardı koskocaman.

Sabah yaşadığım bu olay ve geçtiğimiz hafta köyümde meydana gelen maden göcüğünden sonra maden sahibinin malesef vefat eden işçiler için biçtiği 15 bin tl'lik eder haberi içimi sızlattı. İnsan hayatı bu kadar uçuz işte bu ülkede. Ama hep çıkıp devlete, resmi makamlara kızıyoruz ya işte benim biraz da kızdığım bu. Kardeşim, bu devleti oluşturanlar bu bürokrasiyi şekillendirenler yine birer insan değil mi? Peki biz ne yapıyoruz öncelikle insan olarak.

O otobüs şoförünün birebir yaşadığı bu olayla bürokrasinin direk ne alakası var. Can yakan bizzat o değil mi, aynı olayın bir gün onunda başına gelmeyeceğin kim garantisini verebilir. Ya da o madenin sahibi adam o gencecik hayatlara göz göre göre kıyarken, bir sürü çocuğu yetim bırakırken, bir sürü gencecik eşi dul bırakırken, bunun vicdandan daha öte sorumlusu olabilir mi? O maden sahibi adamı elbette caydıracak yıldıracak kanunlar, yasalar konulmalı ama önce vicdanları sızlaması gerekmez mi en başta buna eli yetenlerin.

Maden sahibi banane, ben çıkarttığım ve sattığım kömürün tonunu bilirim sadece, can güvenliğinden banane derse, otobüs şoförü çarptıysam çarptım, kalan sağlar bizimdir derse, memur sallıyorum başımı alıyorum maaşımı derse, birbirimizin yüzüne yüzümüz kızarmadan bakabiliyorsak bütün bunlara rağmen, o zaman kimden şikayetçi olacak yüzümüz kalır, soruyorum kendi kendime. Sorup duruyorum sadece...

Salı, Aralık 22, 2009

Kırık Kalpler Durağında İnecek Var*

Bu akşam bizim evde yine bir davet var. Birkaç arkadaş toplaşıp tabu oynayacağız. Ne zaman kış gelse bizim tabu oynayasımız gelir. Fellik fellik mekan arayışına gireriz. Bu kez mekan bizim ev. Büyük davet öncesi küçük bir kaçamak. Bakalım kaç kişi gelecek. Akşam için bir peynirli sodalı börek, makarna salatası ve vişneli bitter çikolatalı peykek yaptım. Elbette bunlardan ibaret olmayacak sofra. :)

Bu arada geçen akşam gelen komşularıma bahçeyle ilgili projelerimizi anlattım bayıldılar, nihayet bahçenin hakkını verecek birileri geldi diye yorum yaptılar. Bahçeye dikilebilecek ağaç ve çiçek önerilerinde bulundular. Kokulu çiçekleri olan bir ağaç dikilmesine karar verdik ortak. Böcük mimoza dikelim diyor ben leylak ve hanım eli de olsun diyorum. Sizinde aklınıza bir öneri geliyor mu? Ne yakışır başka bahçeye?


*Candan Erçetin yeni albüm çıkartmış yıllar sonra. Ben sevdim bu şarkıyı. Herkesin hayatından izler var mutlak...
Fotoğraf, köyden gelirken bizimle birlikte gelen sonbahar mahsullerinden bahçemizdeki narlar ve muşmulalar. Gecikmeli de olsa paylaşmak istedim.

Duffy+-+Mercy

Pazartesi, Aralık 21, 2009

Haftasonu eşittir işte bu güzellikler.

Cuma akşamı apartman ahalisi toplanıp bize hoşgeldin ziyaretine geldiler. Hepside üç aşağı beş yukarı benim yaşlarımda ve fekat hepsinin ikişer üçer çocukları olan okumuş ev hanımları. Dolayısıyla paylaşacak çok şey var yaşıt olmamız nedeniyle. Fakat ev hanımlarının dünyası biraz daha benden farklı. Yine de çok zorlanacağımı sanmıyorum. Hepside çok aklı başında ve bilmiş hatunlar nihayetinde ve sevdim kendilerini laf aramızda. Bakalım ilerleyen günlerde onlara dair neler paylaşacağım. Bekleyip göreceğiz. Bu arada epey bir hazırlık yapmış hatta gözüme az geldiği için hazırdan bir iki çeşit kurabiye bile almıştım takviye babında ama misafirlerim tok geldikleri için;( en azından öyle açıkladılar durumu) pek bir şey yemediler. Ne yapayım ben hazırlık yapmıştım sonuçta. İkramlarımda kötü değildi ayrıca. :)
Cumartesi günü uzun süredir ertelediğimiz bir bebek ziyaretini yaptık birkaç arkadaş toplanarak. İyiki de soğuk havaya rağmen üşenmeyip gitmişiz. Öyle harika bir gün geçirdik ki. Bebişin öpmedik yerini bırakmadık. İki tane zeytin göz, minik bir burun ve dişleri çıktığından sürekli bir parmağı ağzında gülücük atan bir fıstıktı kendileri. Güzel geçen bir iki saatin ardından metrobüste süren süper muhabbetle günü noktaladık. Bu arada ev sahibesinin yaptığı kısır muhteşemdi yedikçe yiyesimiz geldi... Durum fena!

Cumartesi akşamı bebiş ziyaretinin hemen ardından beni pazar sabahı kahvaltıya gelecek olan çok özel davetlilerimin heyecanı bastı. Hem heyecandan hem de yeni evin verdiği acemilikle gönlüme göre bir hazırlık yapamadım ne yazık ki. Bir börek ve tatlı yaparak günü noktaladım o akşam. Pazar sabahı normalden biraz daha erken kalktım haliyle hazırlık yapmak için ve başladım sofrayı kurmaya. Fakat ön hazırlık aşamasını kısa tuttuğum için dolayısıyla çok zengin bir sofrada olamadı malesef. Ama yine de sofra bereketi derler ya, herkes memnundu halinden şükür. Kolajdaki boy sırasında göre dizilen bıcırıklar benim pazar kahvaltımın bülbülleriydiler. Hepsi birbirinden tatlı bu bıcırıklar ve anne babaları evimizi şenlendirdiler. Muhteşem bir pazar günü geçirdik sayelerinde. Menüde neler vardı diye saymaya başlasam aslında çok karışık ama kısaca peynir tabakları, zeytin, peynirli börek, körili tuzlu kurabiye, E.'in getirdiği elmalı kurabiye, Eyüp Sultan'dan alınmış simitler, yumurta, soslu sosisler, fırınlanmış patatesler, mermer kek, salatalık domates vs... Aslında ne yediğinden çok kiminle paylaştığın önemli lokmalarını. Tadın yerindeyse her şey güzel, her şey tadında oluyor zaten. Dünde bizim açımızdan aynen öyleydi. Umarım onlarda mutlu ayrılmışlardır... Yine bekleriz efendim, her daim...

Dün akşam misafirlerimizi yolcu etmiş tv karşısında dinlenirken dışarıdan garip gürültüler geliyordu, uçaktır vs. diye yorum yaparken meraklanıp bakmak istedim fakat o da ne, yağmur toprağı resmen dövüyordu ve bir fırtına almış başını gidiyordu. Meğersem gök gürültüsüymüş duyduğumuz sesler. Sabah da kar yağmıştır umuduyla uyanıp pencereye koştum ama malesef kar yağmamıştı. Hadi kar bekletme artık bizi daha fazla... Bak ama yılbaşıda geldi...

Not: İlk fotoğraf cuma akşamı gelen misafirlerim için yaptığım üç renkli börek, maalesef tam istediğim gibi olmamıştı, biraz kuruydu. Yeni fırının azizliği işte. Huyunu iyice öğrenmem gerek. Fakat bu haliyle ne de şık değil mi? Yanlış anlaşılmasın tadı da güzeldi... :)
Posted by Picasa

Perşembe, Aralık 17, 2009

Rustik takılır! Ahşap Kesilir!

Haftasonu Pazar günümüzün neredeyse tamamı mutfakta geçti. Ama öyle yemek içmekle değil, harbi harbi çalışarak. Daha önce bir yazımda bahsetmiştim mutfak perdesi sorunsalımızdan. Nihayet pazar günü çözüm buldu işte o sorunumuz. En sonunda düşün taşın rustik yapmaya karar verdik ve mobilyaya uygun bir rustik aldık K.o.c.t.a.s'tan.

Tabi bunun birde duvara monte edilme kısmı vardı ve onu da kendimiz yapmaya karar verdik daha doğrusu cesaret ettik. :) Sonra ne mi oldu, uzun süren bir yok matkaptı, yok matkap uçlarıydı, yok perdeciye perde siparişi ver, yok git perdeleri al derken nihayet işin son kısmına gelinebildi. Pazar günü 11'den saat 4'e kadar aç bi aç azmettik ve rustikleri tek başımıza takmayı başardık. Başardık diyorum çünkü bizim gibi eline daha önce matkap almamış ciddi anlamda ahşap kesmemiş birileri için hiç kolay değildi. Ve hiç de öyle zannettiğimiz gibi kolay bir iş de değilmiş.

Ama sonuçta duvar ölçülerimizi alıp, kıl testeremizle hem rustiği hem de kornişi istediğimiz uzunluğa göre kestik, duvarımızı deldik ve perdelerimizi başarıyla asabildik. Hem sonuç cok içimize sindi, beğendik hem de bir işin daha üstesinden gelmiş olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşadık. Yalnız bu ev dekorasyonu sürecinde bir kere daha anladıkki, ben bir işle uğraşırken fazlasıyla sabırsız ve aceleci, Böcük de fazlasıyla hesapçı ve detaycı olunca birlikte çalışmak hayli stresli oluyor. Neyseki kırıp dökmeden bitirdik bir işi daha. Geriye işte bu iki arada bir derede zorla çekilebilmiş fotoğraflar kaldı. Bu arada salonumuzun perdeleri de geldi nihayet. Böylece perde faslımız şimdilik kapandı.
Fakat biter mi bir evin dertleri. Ben şimdi de harıl harıl mutfak için şık bir masa gurubu arayışına girdim. Çoğunlukla çok standart şeylerle karşılaşıyorum. Beğendiğim birkaç modelde fazla pahalı geldi açıkçası, üstelikte istediğim ölçülerden büyükler. Birde öyle dört sandalyeli klasik bir takım yerine, yerden de tasarruf edebileceğim bir tarafı bank diğer tarafı sandalyeli olan bir gurup oluşturmak istiyorum. Aslında en büyük hayalim sedirli bir mutfak takımıydı ama buzdolabımın olması gereken yere sığmaması ile zaten bu hayalim çoktan suya düşmüş durumda. Hiç değilse bu banklı mutfak takımını yaptırırsam süper olacak. İnternetten çok hoşuma giden bir sürü model buldum aslında ama bunları yaptıracak bir de marangoz bulmak gerek. Pifff. bu iş daha çok uzayacağa benziyor. Bu konuda bana yardımcı olabilecek olan var mı? En azından fikir konusunda, nerelerde yaptırabilirim böyle bir takım?

Çarşamba, Aralık 16, 2009

Başlık İşi Zor!

Dün akşamdan beri geçmeyen bir baş ağrısıyla yeni bir güne daha merhaba. Dün Böcük'ün eve geç gelmesini fırsat bilip dizi eşliğinde kendim için diktiğim eteğimi bitirdim, ardından birde yine daha önce yarım bıraktığım masa örtüsünün etrafını geçtim makinede. Aslında her ikisi içinde daha modelli bir şeyler yapmak vardı aklımda ama üşenince ikisi de son derece sade oldu.

Etek kalıpsız kesmeme ve hiç prova yapmamama rağmen üzerime tam oldu. Bu da kısa günün karı işte. Cuma akşamı komşularım ilk kez bana gelecekler. Yani bir nevi hoşgeldin ziyareti. Şimdiden çok heyecan yaptım. Acaba nasıl birileri, anlaşabilecek, ortak konular bulabilecek miyiz, çocukları beni sevecek mi (nedense ilk kez karşılaştığım çocuklara karşı özellikle beni sevecekler mi diye her zaman tedirgin olurum) menüde ne yapsam? Sorular, sorular, sorular. Heyecanlı bekleyiş sürüyor...



Cuma, Aralık 11, 2009

Çok acı

Üç gün önceki 7 şehidimizin ardından yas tutarken, şimdide madendeki göçükle, üstelikte kendi köyümden acı bir haberle sarsıldım. Tam 19 ananın daha yüreği yandı, 19 eş dul kaldı ve dahası çocuklar yetim. Bazıları abimin yaşlarında, abimin beraber top koşturduğu, madenin kenarından geçen ırmakta birlikte yüzüp, balık tuttuğu... Ateş kesinlikle düştüğü yeri yakıyor. Benimde içim yanıyor haberi aldığımdan beri. Önce küçükte olsa bir umutla, ardından gelen haberlerle acıyla. Birisi uzak bir akrabamız, 4-5 kişi ise köylüm. Aramızda sadece bir kaç ev var ve buna karşılık yaşanmış onlarca acı tatlı anı. Diğerlerinin bir kısmı yine civar köylerden madene çalışmaya gelenler, hatta uzak illerden sırf ekmek parasının derdine gelip yerin 200 küsür metre altına girip nasibini arayan garibanlar. Allah sevdiklerine sabır versin, onlara rehmet etsin.

Köyümden hep güzel haberler vermek isterdim, bir gün acı çok acı haberde vermek varmış. Benim yemyeşil, şirin köyüm şimdi büyük bir acıyı daha yüreğine gömme telaşında...

Çarşamba, Aralık 09, 2009

Gözlerimden Öpüyor Dedem...

Dedem bu sabah fıtık ameliyatı oldu. Aradım az önce durumu gayet iyiymiş. Sesi de çok sağlıklı ve mutlu geliyordu. Allah şifalar versin. Dedem garip bir insan özünde çok duygusal ama dışarıya pek belli etmeyen hatta çok gamsız bir insan tipi çizen ilginç bir yapıya sahip biri birde aşırı sinirli. Birisini ya da bir şeyi ne çok sevdiğini anlarsın ne de sevmediğini. Gerçi küçüklüğüm onların evinde geçti benim ,yani kıymetli torunlarıyım. Küçükken çeşit çeşit elbiseler alırmış bana bir kısmını hatırlıyorum bir kısmını hatırlamıyorum. Ama benden ne zaman içmek için su istese, mmmm nefis kızımın suyu, şeker gibi diyerek sırf benim sevincimi görmek için sık sık benden su istediği günleri hatırlıyorum. Birde İkinci Dünya savaşı yıllarından kalma sepetli motoruna binmek için diğer kuzenlerimle yaşadığımız tatlı rekabeti... Ne günlerdi.

Çocuklarla arası her zaman çok iyi ama onlar büyüdükçe dedemin de onlarla arasına bir mesafe girdi hep. Tıpkı benimle de olduğu gibi. Son yıllarda Böcükle bile benden daha çok sohbet eder ve eğlenir oldu. Ama bugün neredeyse en son çocukluğumda hissettiğim o şefkati hissettim onda. Dün akşam ve bu sabah aramama o kadar çok mutlu olmuş ki, bana gözlerinden öpüyorum kızım dedi telefonda. Dedem gibi birisi için bu cümle asırlar geçince belki ancak söylenebilir bir cümle. O kadar mutlu oldum ki kelimelere dökemem. Dedem bana bugün gözlerinden öpüyorum dedi. Ben de seni dedeciğim dedim ben de karşılık olarak. Öyle işte, Allah onlara uzun ömürler versin...

Ve dün akşam nihayet Böcükle tüllerimize de karar verip siparişini verebildik. Tabi ki Böcük'ün dediği yerden ve markadan. :) Ama tülü ikimiz de çok beğendik sonuç olarak. İşimiz bitince yolumuzu Fatih'e düşürdük. Ben taşındığımızdan beri ilk kez gittim. Böcük birkaç kez uğramıştı. Apartmana girince eski evimizin kapısının önünde biraz durup öylece baktım. Issız ve karanlıktı. İçim burkuldu. Anıların üzerine bir kapı kapatmışız sanki. Hepsi orada saklı ve açıversek kilidi hepsi bir biri çıkıverecekmiş gibiydi

Ardından komşularımıza çat kapı ziyaret yaptık. Onları aslında çok paniklettik bu habersiz ziyaretimizle ama bir o kadar da sevindiler gitmemize, hissettim. Bir komşumla yemek çay faslından sonra diğer komşumuza baskın yaptık. Aman ne keyif, öyle özlemişimki tek tek hepsini. Sanki hiç gitmemişim gibi o apartmandan ama bir yandan da büyük bir özlem. Garip duygular... Harika bir akşamdı. Sonrası malum bir kıtadan diğerine yolculuk. Şükürler olsun herşey için.

Bu sabah yeni evlenen kardeşimle konuştuk bir süre. Öyle özlemişimki laflamayı onunla. Çok iyi geldi. Durumlar stabil durumda şükür. Daha iyi olur inşaallah.

Pazartesi, Aralık 07, 2009

Yeni Bir Haftaya Girerken

Yeni bir hafta.

İlk günler servisle işe gelip giderken herkes yayılmış yolun uzunluğunu fırsat bilip şekerleme yaparken ben ışığa tutulmuş tavşan gibi meraklı meraklı etrafımı süzüyor, gördüğüm her yeni eve, ağaca şaşırıyordum. 7 yıllık bir rutinden sonra yepyeni bir yol ve yepyeni bir yolculuktu ne de olsa. Ama bu sabah farkettim ki, ben de ufaktan ufaktan ortama ayak uydurmuşum. Sabah bir ara içimin geçtiğini farkettim serviste. Evet alışıyorum sanırım bu yeni düzene, yeni hayata. Alışmak iyi midir kötü müdür bilmiyorum ama, bir yönüyle iyi yerleşik olmak duygusu. Bir yanıylaysa alışkanlıklar içinde bulunduğumuz güzellikleri görmemize engel oluyor. Unutuyoruz.

Cumartesim hiç planladığım gibi değildi ama bir o kadar da güzeldi. En nihayetinde Asunaz ile perde bakmaya gidecek ve Böcük'te bize katılacaktı. Ama (artık ben de siz de bıktınız biliyorum bu konudan ama) kombinin bu kez gaz kaçırması nedeniyle tesisatçıları çağırmak zorunda kaldık sabaha. Tesisatçıları ve keman viztüözü dostumu (bir ara ayrıca anlatacağım) tam yolcu etmiştim ki canım arkadaşım M. kapıdan sana uğrayacağız müsait misin dedi, nasıl hayır diyebilirdim ki hemen çayı koydum buyrun dedim. Onları beklerken hızlıca bir süpürge yapıp, toz bile aldım ki geldiler. Çok vakitleri yokmuş, bir çay içimi kadar kalıp gittiler. Bıcırık Yusuf ve Beyza teyzelerini özlemiş, asıl ben onları özlemiştim çok hemde çok. İyi ki geldiler. Onları yolcu ettikten sonra hazırlandım ve Asunazla buluşmak üzere yola çıktım.

Hava da bir güzeldi ki, derken çok sevdiğim diğer bir arkadaşım N. ile konuştuk yol boyu biraz moralsizdi sesi, gel dedim biz perde bakacağız Asunaz ile olur dedi ve on dakika içinde Üsküdar'da buluştuk. Taze sıkılmış portakal suyu, ikiye bölünmüş pide döner ile açlığımızı yatıştırdıktan sonra martı fotoğrafları çekerek Eminönüne geçtik. Öyle iyi geldi ki bize N. biraz daha şenlenmişti karşı kıyıya geçtiğimizde. Sonra ver elini Mahmutpaşa, en çok öğrenciliğimizde film tab ettireceğimiz zaman kat ederdik bu yolları, sokakları. Evlendikten sonra da hiç gitmedim değil ama hep bir nostalji tadında, yine öyle oldu o öğrencilik yıllarına gittim ve kendimi genç hissettim yine.

Asunaz da bize katıldı ve perde baktık. Yetinmedik fon perde ve mutfak perdelerini aldık bile. Gerçi karar vermek çok zor o kadar seçenek arasında ama iki zevkli insanı bir arada bulmuşken almak en akıllıcası geldi bana. Aslında bize kalsa tüle de karar vermiştik ama Böcük müzakereleri kesti o anda. Her ne kadar elinin kalemiyle kadın işine karışma dedik ama dinletemedik. Neymiş markasız olmazmış, peki dedik. Kısmetse tül perdeyi de Böcükle beğenip alacağız. Böyle işte eksikler bitmiyor. Neyseki çok şanslıyım. Arkadaşlarım yardımlarını ve fikirlerini hiç eksik etmiyorlar bizden. Bu perde işide amma zormuş ya. Karar vermek bir zor, ölçü almak öyle. Yok mobilyaya uyar mı, yok duvar rengine uyar mı, mekanizma bizim eve uyar mı, uf uf. Neyseki bitmek üzere perde işi, yani umarım. Bu arada portmantomuzu da aldık uzun araştırma safhasından sonra. Gerçi önce yaptırmak istedik ama ikisi arasında bir fark göremeyince model ve fiyat anlamında hazır almaya karar verdik. Gerçi o da henüz eve gelmedi ya, umarım sorunsuz hallolur o işte.

A ne diyordum ben Eminönü. N. ve Asunaz ile randevulaşsak bu kadar güzel geçiremezdik dedik sonunda. İşimizi bitirip geri dönerken mısır yiyip fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedik. Elbette vapurda çay faslı yapmayı da. Sonra N. eve döndü biz Asunaz ile bize gittik. Sonra eşlerimiz de bize katıldılar ve yemekti, çaydı derken bitirdik günü. Ama kısa günün kârı olarak Asunazla dikiş bile yaptık bir nebze de olsa.

Pazar günümüz Böcükle tam bir miskinlik edasında geçti. Yaptığımız tek atraksiyon ise köyden anneannemin bahçesinden getirdiğim gül fidelerini bahçeye dikmek oldu. On fideden kaçı tutacak merakla bekliyoruz. Bu arada uzun zamandır toprakla bu kadar içiçe olmadığım için unutmuşum. Meğer toprağın altında ne kadar çok organizma yaşıyormuş. En baştada devasa solucanlar. Tabi ben bu aşamada hem kendime, hem Böcük'e terapi uyguladım, ay cici solucanlar, sizin sayenizde toprak tazeleniyor, canlanıyor, ne kadar faydalı yaratıklarsınız siz diyerek methiyeler düzdüm ve çok şükür kazasız belasız diktik hepsini. :) Hatta birkaç tane kasımpatı da diktik bahçeye.

Onun dışında havanın kötü olmasını fırsat bilip dışarı çıkmayalım günü evde geçirelim dedik ama bütün gün yiyip, içtik durduk. Günün sonunda ben artık kıpırdayamaz olunca, yok dedim ev bize pek yaramıyor, en iyisi çalışmak. Öyle işte bizim gibi hayatı koşturarak yaşayanlar için hayatı biraz esneterek yaşamaya kalkınca garip ve beklenmedik durumlar ortaya çıkabiliyor. En azından ben dünkü benden çok korktum...

Perşembe, Aralık 03, 2009

Sinema İçin Canından Geçen Dahi Yönetmene Güle Güle

Naif insan, dahi yönetmen Ahmet Uluçay, adeta hayatını özetlediği ilk ve son uzun metraj filminde dediği gibi, karpuz kabuğundan yaptığı gemiye binerek sonsuzluğa yelken açtı ve aramızdan ayrıldı.


Eşimin Bursa dönüşünde verdiği habere önce şaşırdım, sonra kabullendim hastaydı ne zamandır dedim ama üzerinden zaman geçtikçe üzüldüm ve de kendime kızdım.
Onca hayaline kimi zaman uzaktan, kimi zaman yakından tanıklık etmiş birisi olarak, yarım bırakıp gittiği filmin projesini kendi ağzından defalarca dinlemiş biri olarak, filmografisini baştan sona izlemiş ve hikayelerini bizzat kendinden dinlemiş biri olarak, hastalığı boyunca uzaktan uzaktan ona üzülmek ve dua etmek dışında bir şey yapmadığım için.

Ömrünü sinemaya adamış, bir ömür boyunca çekmenin hayalini kurduğu filmini bitirmeye bile ömrü yetmemiş, naif insanın değerini, çoğu zaman olduğu gibi vaktinde yeterince bilemediğim için kızdım kendime. Artık ne söylesem geç ve telafisi imkansız bazı şeylerin.



Ahmet Abi mekanın cennet olsun. Hayalini kurduğun güzel alemlere kavuşmanı diliyorum...

Bize çok güzel hatıralar ve çocuksu güzellikte eşsiz eserler bıraktığın için teşekkürler...

Çarşamba, Aralık 02, 2009

Mutluyum, Mutlusun, Mutlu


Araya harika bir bayram girdi. Herkesin bayramı geçmişte olsa kutlu, mutlu olsun. Bayram tatilinde Bursa'nın sonbahara bürünmüş tablo gibi manzaralarıyla ruhumu doyurdum, mis gibi, tertemiz havasını içime çektim, sevdiklerimle dünyalara değişmeyeceğim sohbetler ettim. Bohçama mevsimin en güzel nimetlerinden yüklendim ve yeni yuvamıza geri geldim. Bloğuma baktımki yokluğumda 6 yeni misafirim daha olmuş. Mutlu oldum. Mutluluk öyle bir şeyki ölçülüp tartılmıyor, zamanı kestirilemiyor. Birdenbire ansızın içimi ısıtıveriyor. Tıpkı yukarıda görmüş olduğunuz bayram öncesi kapımı çalan zarif hediyelerde olduğu gibi. Koyubeyaz, dünya tatlısı blog arkadaşım, naif bir düşünceyle bana ev hediyesi almış ve gönderdi bayram arefesinde. Nasıl utandım, nasıl sıkıldım anlatamam. Bir kere daha çok teşekkür ederim canım. Mutfağımın baş köşesinde yerlerini aldılar emin ol.
Bu arada kombimiz nihayet tamir olmuş. Olmuş diyorum çünkü ben Bursa'ya giderken hala bozuktu kendileri, bayramın ikinci gününde yılmayan Böcük ve ustaların uğraşlarıyla nihayet pes etmiş ve çalışmaya başlamış. Nasıl mutlu olduk anlatamam. Yoksa zamansız bir masraf ve iş çıkacaktı bize.
Bayramda et değil ama tatlıya, şekere, çikolataya doydum diyebilirim. Birde tabi sarmaya. En çok sevdiğim yiyeceğin sarma olduğunu söylemişmiydim. Eminim söylemişimdir. :) Bu bayramda öyle işte. Her yaptığımız ziyaretteki ikramlara hiç hayır diyemedim. Yedikçe yedim, şükür kilo problemim yok pek. En azından bana göre. :)
Böcük bayramda çalıştı ve malesef yine hüzünlü bir bayram oldu onun için. Bayram demek birazda aileyle hasret gidermek demek biz gurbettekiler için. Ama o bundan bile uzak kaldı malesef. Umarım en kısa zamanda sevdikleriyle biraraya gelir ve hasret giderir.
Bu arada evdeki eksikler bitmek bilmiyor. O kadar çok alınacak ve yapılacak şey varki en asgarisinden bile baksak. Ama her şey bir yana mutfak perdesi bizi çok yordu. Korneş mekanizmasının kullanımını mutfak dolabının spot aydınlatma kısmı engellediği için korneş kullanmadan bir perde formülü bulmamız gerek. Jaluzi ve stor perde seçenekleri de bize geçici bir çözüm gibi geliyor. Hala karar vermiş değiliz. Neredeyse bütün eksikleri bir yana bıraktık ve bu perde sorununu konuşuyoruz her akşam. Böyle böyle günler geçiyor biz bir şey yapamadan ve ziyaret etmek isteyen dostlarımızda bizden haber bekliyor. Laf aramızda bizde onları çok özledik ve bir an önce evimizde ağırlamak istiyoruz. Hele bir kolaylasak şu işleri ne güzel olacak.