Salı, Ocak 26, 2010

Sahlep Değil Salep ve Daha Bir Sürü Mutluluk. :)

Çamlıca'dan işte böyle görünüyordu Boğaz Pazar günü. Esen sert rüzgara rağmen fotoğrafçılık aşkına ve çocukluk anılarıma sığınarak oradaydım. Burası giderek bir fotobloğa dönüşüyor ama şikayetçi olan var mı? Benim sayfalarca anlatamadığımı bazen bir kare anlatıyor diye düşünüyorum. Abidin Dino'nun mutluk tablosunda da olduğu gibi...

Pazar günüm baştan sona mutluluk doluydu benim için. Dostlara yapılan yoğun baskılar sonrasında edilen harika bir kahvaltı sonrası Çamlıca'daydık. Gören sanır bizi sanki Evereste tırmanıyor. Öyle teçhizatlıydık yani. Ama o karda buzda Çamlıca'ya tırmanmak da az şey değildi. Şükür ki dostlarım ve Böcük beni kırmadılar. Sonunda da kimse pişman olmadı gördüğümüz güzelliklerden sonra. Günün sonunda içilen sıcacık bir salep hem içimizi ısıttı hem de çocukluk anılarımızı tazeledi.

Ve diğer fotolar.... Bazı kareler Yeşilçam tadında olabilir dikkat! :)


Çarşamba, Ocak 20, 2010

Penceremden Bu Sabah

Dün ve gece yağan kar kaçılınmaz olarak gelinlik gibi serildi üstüne şehrin... Bütün akşam Böcük'le pencereden ayrılmadık. Mutlulukla karın yağışını izledik. Yeni evimizde ilk kar... Öyle güzeldi ki.


Böcük'ün mutluluğu ise katmerliydi çünkü dün en küçük kardeşi askerden geldi sağlıkla çok şükür. Bendeki duygu ise içimdeki bütün kederlere rağmen mutlu olmayı çok istemekle ilgiliydi daha çok.

Sabahın en güzel sürprizi ise daha küçücük bir filiz olduğunu düşündüğüm sümbülümün çiçek çiçek açıvermiş halini görmek oldu. Sanki yağan bembeyaz kara inat, hayır ben daha beyazım, ben daha masumum dercesine yarışır gibiydi. Küçük masum güzellik, dünyaya söyleyeceği kimbilir ne kadar çok şey vardı... Söyleyivermişti işte sabahın erkeninde...

Pazartesi, Ocak 18, 2010

Fuliş

Arkama bakmadan kaçıp gitmek istiyorum bazen, yok bazen değil özellikle bu aralar sık sık...

Cuma, Ocak 15, 2010

Küçük Şey Yoktur!

Bu cici şey bana annemin çeyizinden miras. Bayılıyorum ve değerken bile elim titriyor, kıyamıyorum...













Minik yoyolardan küçük bir yastık yapmayı planlıyorum. Yoyolar bitti, üzeri boncuklarla işlendi ve sıra geldi hepsini birleştirmeye...

















Nergiz ve sümbüller güzel bir Üsküdar akşamından geriye kalanlar...

İsmi de kendisi kadar güzel; Pembe Sultan. Pancarla ve yoğurtla yapılır, yemelere doyulamaz.













Ağzı sulanarak yerken bir yandan da sürekli "insanlar bu kerevizi nasıl sevmezler ya, muhteşem" diye söylenen Böcük... :)


Şarkıda da dendiği gibi, elmanın yarısı olmak mesele....

Perşembe, Ocak 14, 2010

Güzellikler de Lazım


Haftamız böyle geçiyor. Ayrıntılar azzz sonra... :)
Posted by Picasa

Salı, Ocak 12, 2010

Portakal Renginde Yıllar!


I ı, yine keyifsiz geçiyor zaman. Fotoğrafta patlak çıktı zaten. Ama turuncu güzel değil mi, enerji veriyor insana, seviyorum. Orhan Pamuk okuyorum bu aralar, yanında portakallı şeker ve nereden gelip kitabın üstüne konduğunu bilmediğim portakal. :)
Pazar günü çok cici bir arkadaşımı ve ondan daha cici kızını ziyarete gittim. Çok güzeldi. Her söylediğine hazır cevap bir bıdıktı iki yaşındaki cimcime. Sevmeye doyamadım. Ama dönüşte yine kötü bir manzara. Malum yeni bir muhit ve vasıtalar ve yollar hala tam bilinemiyor, yanlış binilen otobüsten inip bir sonraki doğru otobüsü beklerken yine kötü bir manzara ile karşılaştım. Bu kez E5'in ortasında ne yaptığını bilemediğim yaşlı bir teyzeye çarpmıştı bir araç ve ambülans bekleniyordu. Teyzenin durumu çok ağır değildi ama çok şükür.
Moralim bozuldu haliyle, yanlış otobüs kurbanı ben, trafik kurbanı bir teyze ve gündüzki güzel havaya inat akşamında yağan şakır şakır yağmur. Böcük hep te sen görüyorsun böyle şeyleri diye kızıyor bana. Ne yapayım huyum kurusun. Neyseki bütün olumsuzluklara rağmen evde beni bekleyen çooook tatlı biri vardı. :)
Tatlı demişten, bugün bizim nişan yıldönümümüzmüş hatırlattı sağolsun telefonum. :) Vay be kaç yıl olmuş, 12 Ocak 2003'tü o halkaları parmaklarımıza taktığımızda. Nasıl heyecanlıydık ve nasıl gençtik. Yıllar geçiyor, evlilik yıllanıyor biz ise olgunlaşıyoruz. Bak bu kadar güzel bir anıdan bile bir hüzün çıkardım ya kendime, aferin bana... Kutlu olsun, mutlu olsun, nice seneler olsun, bitti.

Perşembe, Ocak 07, 2010

Keşke Göremeyebilseydim

İnsanın elinden yapacak bir şey gelmediğinde ve artık gelse de geç kalındığında, utanarak da olsa sarf edebileceği bir cümle; Keşke Görmeseydim.

Dün bahsettiğim o köpeği bugün kaldırımın kenarında cansız bir halde gördüm. Ben yine servisteydim ve zaten yapacak bir şey de kalmamıştı. Demekki dün kucaklayıp götüren kadın ölünce kucağında bırakıp gitmiş öylece orada. Ama ne belediye çalışanları ne de o civarın halkı köpeği en azından oradan almayı akıl edememişler. Çok acı, çok acı...

Çarşamba, Ocak 06, 2010

:(

Kafam bozuk, işte bu nedenden. Unutmaya çalışsam da imkansız...

Buradan

Salı, Ocak 05, 2010

Çeşni

Cumartesi temizlik ve aşure ile geçti. Çok şükür aşure yapabilme şansını elde edebildim bu sene de. Aşure ayında aşure yapmamak olmazdı. Her geçen yıl daha bir tecrübe kazanır oldum. Bu sene çok daha cesaretliydim yaparken ve sonuçta başarılı. Yakında yemek bloğu açarsam şaşırmayın çünkü bu aralar bütün zamanlarım misafir ağırlayarak ve de mutfakta geçtiği için bol bol yemek fotoğrafı çeker oldum. Aşure haricinde bu aralar bizde pişenler... Sırf görsel zenginlik olsun diye. :) Soldan sağa doğru sayarsam (asker fotolarındaki tarifler gibi) birinci brokoli salatası, ikincisi kısır, orta soldaki kıymalı ve peynirli doldurulmuş börek, onun yanındaki kıtır hamurlu elmalı kek, altta yenmeye hazır bir tabak ve son olarak da önce ocakta pişip daha sonra fırında kızartılan kabak tatlısı. Bu arada kabak tatlısını kesinlikle böyle paymanızı öneririm. Üzerine birde tahin döktünüz mü, of ağızlara layık... Malesef ilk denemem olan ayva tatlımı çekmeyi unutmuşum ama ilk deneme olarak o da fena değildi.

Posted by Picasa

Pazartesi, Ocak 04, 2010

Nerede kalmıştım?

Bu çiçek gibi net, bu çiçek gibi saf, bu çiçek gibi temiz, bu çiçek gibi sade, bu çiçek gibi masum bu çiçek gibi nazlı, bu çiçek gibi olduğu gibi olsun isterim insan.


Fotoğraf Böcük'ün bana uzuuuuuuun süre önce aldığı (iki ay) buketten aparmadır. Sözüm meclisten içeri. :)

Cuma, Ocak 01, 2010

Sinir ettin beni!


Herhalde bitane daha benim gibi yoktur. Yılın ilk gününün ilk saatlerinde herkes evinde ailesiyle vakit geçirirken ben sabahın köründe çıkıp gelmişim ve iş yerindeyim ve yapacak daha başka işi olmadığı için oturup eksik kusur arayan bir izleyiciyle papaz olmuş durumundayım bile. Kendini izlediği kanalın sahibi zannedip sınırsız istekleri bitip tükenmek bilmeyen izleyicilere gıcık oluyorum. Sanki zincirle bağlıyoruz onu ekrana, beğenmiyorsan kapatır izlemezsin kardeşim o kadar. Allahım lütfen bu yeni yılda sevdiğim bir işle meşgul oluyor olayım. :(
Fotoğraf İpek'e ait. Benim ruh halime çok uyuyor diye ekledim. Haksız mıyım?