Pazartesi, Haziran 28, 2010

İnşaallah

Geldim buralardayım yine. Ama keyfim yok pek, yazmayacaktım da aslında ama Portakalağacı'nda bu yazıyı görünce ben de yazmaya karar verdim. Yaklaşık iki hafta önceden başlamam gerek. Dedemin kalp rahatsızlığının aslında bir kriz olduğunu günler sonra öğrenebildik. Acilen yarı tatil, yarı ziyaret babında yollara döküldük. Oldukça duygusal, kimi zaman gerilimli, kimi zaman onun iyi olmasına bağlı olarak keyifli geçen bir on gün sonrasında yine iş yerindeyim. Ancak aradan geçen zamanda doktorlar dedemin her ikisi de riskli olmasına rağmen ameliyatına karar verdiler.  81 yaşında ve astım hastası olması en büyük risk ama arkadan gelecek ikinci bir kriz durumu daha da kritik hale getirebilirmiş. Bugün hastaneye yattı duruma göre önümüzdeki günlerde ameliyat olacak. 

Rabbim şifalar versin. Tabi anneanneme ve yakınlarına da sabır versin. Çünkü dedem hani şu bildiğimiz huysuz yaşlılar var ya biraz onlardan. Normal zamanlarda bile onu memnun ve mutlu etmek çok zorken hastayken bu çok daha zor bir hal alabiliyor.  Birde bunun üzerine oldukça duygusal bir yapısı var. Hastalık sürecinde karmakarışık bir ruh haline sahip... Bir yandan ne gerekiyorsa yapılsın  iyi olmam için diyen dedem aynı zamanda  kendinden ümidi kesmişçesine evde sürekli bir cenaze havası estiriyor. Bir gün ziyaretine gitmediğimiz için bize küsebiliyor, anneanneme en ufak ihmalinde bir dolu sitem edebiliyor, kuzenlerimin yıllar önce kaydettikleri ses kayıtlarını biteviye dinleyip dinleyip ağlıyor... Yaşlılık çok zor velakin yaşlı olan benim şenşakrak ama aynı zamanda huysuz tatlı şirin dedem için daha zor... Bütün bu karmaşık ruh halleri biraraya gelince, üstelik de kalp rahatsızlığı söz konusu olunca işler iyice hassaslaşıyor.

Hayırlısıyla şu ameliyatı da bir atlatabilse inşaallah... Yine geçen yaz olduğu gibi bizi Böcük'le gezdirse dağ tepe o emektar Renosuyla dedem... Annem yine gözlemeler yapsa patlıcanlı, buz gibi karpuzumuzu atsak bagaja.  Anneannem yine kızarken dedemin zıpırlıklarına gülse bıyık altından... İnşaallah...

Cuma, Haziran 11, 2010

Olanlar Oldu


Geçtiğimiz günlerde evimizin yolu üzerinde içinde birbirinden güzel meyve ağaçlarının olduğu  bir arsada hummalı bir çalışma yapıldığını farkettik Böcükle. Ancak bu hummalı çalışma ilginç bir şekilde akşam saatlerinde ve resmi bir kimliği olmayan kişilerce yapılıyordu. Özel mülk olmadığı aşikar olan arsadaki çalışma her gün bir iki ağacın  kesilmesi ve alana çakıl taşıyan iş makinesinden ibaretti. İki üç günün sonunda bir yandan kesilen ağaçlara ah vah ederken, bir yandan da alana ne yapıldığı konusunda merakımız ve şüphelerimiz de iyice doruğa çıkmıştı. Bir gün yine geç saatte eve dönerken gecenin kör karanlığında üç beş adamın hummalı bir çalışma içinde olduğunu görünce artık sormaya karar verdik. Sorularımız karşısında hık mık eden adamlar alana park yapıyoruz falan gibi şeyler söylediler ama uzuncada bir nutuk atmayı ihmal etmediler bize. Üzerinde resmi bir kimlik bile taşımayan, çalışmaya dair bir levha bile bulundurmayan ve üstelik de gece gece çalışan bu şüpheli tiplerin bir türlü sorularımıza cevap olmayan beyanları bizim endişemizi daha da arttırdı. 

Olayı belediyeye taşımaya karar verdik ve tam bir haftadır büyükşehir ve Üsküdar belediyelerine konuya ilişkin birer mail gönderdim. Ve günlerdir beklediğim cevap nihayet dün geldi. Belediyeden gelen cevapta sözkonusu yerde yapılan çalışmanın arsanın hemen önündeki durak için yapılan cep çalışması  olduğu belirtiliyordu. Ayrıntılı bilgi almak için de o bölgenin mühendisiyle görüşebileceğim yazıyordu. Gelen mail üzerine hemen bölgenin mühendisini aradım, o da mailde yazılanları teyit etti. Cevabı alır almaz eşimi aradım o da sabah  çalışma yapanlarla tekrar görüştüğünü ve ona da aynı cevabın verildiğini söyledi. Yani park çalışması ne olduysa bir cep çalışmasına dönüşmüştü bir hafta içinde.

Tabi ki belediyenin bir şikayete duyarlılık göstererek ilgilenmesi ve cevaplandırması güzel ve beklenen bir davranış ancak  benim yinede süreç hakkındaki şüphelerimi gidermiş değil. Bir kere böylesine resmi bir çalışma idiyse bu çalışma yapılan alana neden buna dair bir levha koyulmadı, çalışma neden gündüz değilde geceleri yapıldı. Üsküdar bölgesindeki bir çalışmada neden Kadıköy belediyesine ait bir iş makinesi mevcuttu.  Çalışmayı yapan kişiler neden bize karşı gayri ciddi bir tutum içindeydi ve bizi tatmin eden bir cevap veremediler. Bize söylenen park yapıyoruz sözü ne vakit durak cep çalışmasına dönüştü. Madem olan biten sadece bir cep çalışması idiyse kocaman bir arsadaki bütün meyve ağaçlarının kesilmesine gerçekten gerek var mıydı? Trafik yoğunluğunun bile olmadığı ve caddenin gayet boş olduğu bir yerde neden cep çalışmasına gerek duyuldu. Madem gerek duyuldu küçücük bir cep alan için neden koskocaman bir arsa alıkonuldu, arsanın içi önce çakılla doldurulup sonra da çakıllar kenara itilip dizilen taşlarla nasıl oldu da cep çalışmasına dönüldü? Konuştuğum mühendis tabela bile yok alandaki çalışma hakkında bilgilendirici dediğimde neden "Aaa yok mu hemen arayıp konuşuyorum ilgililerle dile cevap verdi.  Bütün bu sorular benim için hala bir muamma.

Bu sabah işe gelirken yine farkettimki evet tamamen cep çalışmasına dönüştürülmüş alan ama olayın başından beri yapılanın bir cep çalışmasından ibaret olduğuna artık kimse beni ikna edemez.  Muhtemelen orada bir birilerinin ekmeğine yağ sürme çalışması yapılıyordu ve fakat bu farkedilince ince bir ayar yapılarak geri adım atıldı. Mahalleliden kaç kişinin o arsaya bakarken hayıflandığına ve yazık oldu canım ağaçlara dediğine ve gelişmeleri şaşkınlıkla izlediğine şahidim çünkü. Bu benim gördüğüm kadarıydı. Ve bu güzelim İstanbul'da kimbilir hangi kıyıda köşede daha bakir kalmış  küçük alanlar böyle sorumsuzca ve hoyratça yokedilmeye devam ediliyor. Şimdi kökünden sökülüp atılmış elma ağacından geriye kalan birkaç kopmuş ham elma kalıntılarının olduğu yerde otobüsün durakta biraz daha fazla oyalanıp sonrada terk edeceği  bir cep için kaç tane ağaç yok edildi ve kaç tane hatıra daha silindi gitti kimbilir böylece... 

Lütfen her gün gidip geldiğimiz yollara, ağaçlara, insanlara biraz daha dikkatli bakalım... Biraz daha dikkat kesilince inanınki  her gün çok şeyin değiştiğini farkediyor insan... Ve değişmemesi gerektiğine inandığınız şeyler için de biraz daha duyarlılık gerekiyor sadece...

Çarşamba, Haziran 09, 2010

Anlayana!

Güneş balçıkla sıvanmaz demiş büyüklerimiz, anlayana ne güzel demiş...

Normal Olan....

Normal, hayatın normali dediğimiz şeyler zamana ve zemine göre değişiyor. Gazzeli bir çocuk için silah ve füze sesleriyle uyanmak ve uyumak bir normal örneğin, Güneydoğu'daki bir çocuk için  sürdüğü  sefalet bir normal, Bebek'teki bir tiki için köpeğiyle çıkacağı sabah yürüyüşü de bir normal. Egede yaz demek piknik ve sahil demek olan birisi içinde bu normal. Marmara'da  fabrikaya salça olması için toplanan domatesleri her sabah sabahın seherinde toplamaya çıkmak da bir normal... vs... Eh artık nisbeten kendim içinde bir normale dönüş sözkonusu o halde. Yine servisle işe geliyor ve  akşam olunca da yine servisle tıpış tıpış evime gidiyorum.  Yine eve gider gitmez ilk iş olarak çiçeklerimi kontrol ediyor, üzerimi değişiyor ve sonra soluğu mutfakta alıyorum. Yine bir yandan çamaşır makinesine bitmek tükenmeksizin devam eden çamaşır koyma, çamaşır çıkarma, kurutma, katlama, ütüleme ritüelimi sürdürüyorum örneğin.

Dün bir istisnaydı fakat, servis için çıktığım sokaktan sırılsıklam bir şekilde  eve geri dönmek zorunda kaldım bereket üzerime bir anda yağınca. Kurulanıp, yıkanıp paklanıp yeniden işe gelmem nereden baksan bir iki saatimi aldı.

Bunun dışında dedemin kalp rahatsızlığı çok ciddi durumda.  Dün hastaneye kaldırılmış ve doktor birkaç gündür çektiği ağrıların nedeninin bir kalp krizi olduğunu söylemiş...  Yaş 82, o nedenle ameliyat şart desede doktorlar yaş ve diğer rahatsızlıkları nedeniyle ısrarcı olamıyorlar. Rabbim şifa versin.

İş yerinde herşey sarpa sardı eski iş arkadaşımın ani gidişi yerine birisini ikame edemeyişimiz, benim sürekli ertelemek zorunda kaldığım tatilim. Sinirlerim yay gibi gerilmiş durumda. Patladım patlayacağım o haldeyim. Birde üstüne ailedeki bu üzücü olaylar üstüne tuz biber olmuyor mu?

Benim cephemde bunlar olup biterken, Böcük de önemli bir karar aşamasına geldi birden bire. Bir yandan işinde bir terfi alması sözkonusu ama bir yandan da o bu iş yerinde kalıp kalmamakta kararsız. Şu önümüzdeki birkaç günde daha bir netleşecek umarım her şey.  Hayırlı kapılar açılmış olsun önünde umarım.

Ha, hayatın normali diyordum değil mi, sol gözüm haftasonu şişti ve sızlıyordu,  pazartesi sabahı doktora gittim mikrop kapmış, iki damla ve bir merhemle tedaviye devam... Allah bugünümüzü aratmasın...