Pazartesi, pazartesi, seni sevmiyorum biliyosun değil mi? Neyseki az kaldı, bitiyorsun... Bu da iyi bir şey...
Fotoğraf: balkon güzellerinin beyazı...
Pazartesi, Temmuz 26, 2010
Çarşamba, Temmuz 21, 2010
İki Film, pekçok dram...
Herkes, hayatında en az bir kez, yardıma ihtiyacı olan bir sevdiğine bakacak ve aynı soruyu soracaktır:
"Yardım etmeye hazırız tanrım, ama ya, bir şeye ihtiyacı yoksa?"
Bize yakın olanlara her zaman yardım edemediğimiz doğrudur. Sebep; hangi parçamızı vereceğimizi bilemememiz, ya da daha çok, vermek istediğimiz parçamızın, istenmemesidir. Bu yüzden birlikte yaşadığımız insanların bizden kaçtıklarını bilsek de, onları yine de sevebiliriz. Onları tamamen ama, tam olarak anlamadan sevebiliriz. ! (Bizi Ayıran Nehir)
"ben bildiğim bütün kurallara uydum, sen hiçbirine uymadın, ama yinede herkes seni sevdi, beni sevmedi. (İhtiras Rüzgarları)
TV'ler sağolsunlar bu aralar sevdiğim filmler geçidi yapıyor sanki. Geçen haftalarda Brad Pitt'in yıllar önce izlediğimde beni çok etkileneyen İhtiras Rüzgarları filmini bir kez daha seyrettim. Dün akşam da TNT yine hemen hemen aynı yıllarda çekilmiş Pitt'in başka bir filmi olan "Bizi Ayıran Nehir" filmini yayınladı. Her ikisi de iyi ve kötü günleriyle beraber bir ailenin yıllar içinde süregelen akışını Amerika'nın geniş ve hala bozulmamış coğrafyasının saflığında ve geleneksel kalıpların hala çevrelediği bir zaman diliminde yaşadıkları sıradan ama derinden etkileyen hayatlarını mercek altına alıyor. İhtiras Rüzgarları'nda da Bizi Ayıran Nehir'de de Brad Pitt diğer karakterlere nazaran evin asi, gözükara, hayranlık uyandıran fakat buna karşılıkta ağır bedeller ödeyen ve hayatının sonunda da yaşadıklarına paralel çizgide bir son yaşayan karakterleri canlandırıyor. İki filmde de Brad Pitt'in eş ya da sevgili olarak kendisine kızılderili bir partner seçiyor olması da o dönem geleneksel yaşam biçiminde eksantrik ve aynı zaman da sıradışı karakterini pekiştiren bir seçim oluyor. Aynı şekilde evin beklenen davranışları sergileyen diğer erkek çocukları ise ailenin bir türlü beklentilerini karşılamazken Pitt'in evin yaramaz çocuğuyken bile her zaman hayranlıkla bahsedilen bir evlat olması da o dar kalıpların, cesaret edemeyişlerin birer dışavurumu gibiydi adeta. Muhteşem görüntüleri ve usta oyunculuklarıyla sade ama sizi derinden etkileyecek iki film neticede... Şiddetle tavsiye ederim. Yalnız yakınlarınızda peçete mendil vs. de bulunsun. Demedi demeyin.
"Yardım etmeye hazırız tanrım, ama ya, bir şeye ihtiyacı yoksa?"
Bize yakın olanlara her zaman yardım edemediğimiz doğrudur. Sebep; hangi parçamızı vereceğimizi bilemememiz, ya da daha çok, vermek istediğimiz parçamızın, istenmemesidir. Bu yüzden birlikte yaşadığımız insanların bizden kaçtıklarını bilsek de, onları yine de sevebiliriz. Onları tamamen ama, tam olarak anlamadan sevebiliriz. ! (Bizi Ayıran Nehir)
"ben bildiğim bütün kurallara uydum, sen hiçbirine uymadın, ama yinede herkes seni sevdi, beni sevmedi. (İhtiras Rüzgarları)
TV'ler sağolsunlar bu aralar sevdiğim filmler geçidi yapıyor sanki. Geçen haftalarda Brad Pitt'in yıllar önce izlediğimde beni çok etkileneyen İhtiras Rüzgarları filmini bir kez daha seyrettim. Dün akşam da TNT yine hemen hemen aynı yıllarda çekilmiş Pitt'in başka bir filmi olan "Bizi Ayıran Nehir" filmini yayınladı. Her ikisi de iyi ve kötü günleriyle beraber bir ailenin yıllar içinde süregelen akışını Amerika'nın geniş ve hala bozulmamış coğrafyasının saflığında ve geleneksel kalıpların hala çevrelediği bir zaman diliminde yaşadıkları sıradan ama derinden etkileyen hayatlarını mercek altına alıyor. İhtiras Rüzgarları'nda da Bizi Ayıran Nehir'de de Brad Pitt diğer karakterlere nazaran evin asi, gözükara, hayranlık uyandıran fakat buna karşılıkta ağır bedeller ödeyen ve hayatının sonunda da yaşadıklarına paralel çizgide bir son yaşayan karakterleri canlandırıyor. İki filmde de Brad Pitt'in eş ya da sevgili olarak kendisine kızılderili bir partner seçiyor olması da o dönem geleneksel yaşam biçiminde eksantrik ve aynı zaman da sıradışı karakterini pekiştiren bir seçim oluyor. Aynı şekilde evin beklenen davranışları sergileyen diğer erkek çocukları ise ailenin bir türlü beklentilerini karşılamazken Pitt'in evin yaramaz çocuğuyken bile her zaman hayranlıkla bahsedilen bir evlat olması da o dar kalıpların, cesaret edemeyişlerin birer dışavurumu gibiydi adeta. Muhteşem görüntüleri ve usta oyunculuklarıyla sade ama sizi derinden etkileyecek iki film neticede... Şiddetle tavsiye ederim. Yalnız yakınlarınızda peçete mendil vs. de bulunsun. Demedi demeyin.
Etiketler:
Biraz Sinema
| Tepkiler: |
Bir dağınık, bir toplu.
Blogger'a yine yeni eklentiler gelmiş takdir ettim ve hemen ekledim... :)
Haftasonumuz harikaydı, hem dinlendik hem de çok sevdiğimiz dostlarımızı ağırladık evimizde. Ancak Pazartesi gecesi Böcük'ün yeniden nükseden böbrek ağrısıyla silkelendik ve kendimize geldik. Dün öğleye kadar da doktorda, filmlerle ultrasonlarla geçti. Böcük'ün yine 8 mm'lik bir taşı var ve sancılı, uykusuz geceler yine bizimle beraber. O büyüklükte bir taşın düşmesi zor olduğu için de taş kırdırmadan ameliyata hatta alternatif tıba kadar bütün çareler şu anda düşünülüyor. Kısa vadede ise spazm çözücüler, ağrı kesiciler, bol su ve sıcak tutan her şeye göz bebeğimiz gibi bakıyoruz.
Şu hastalıklar yüzünden bu yaz nasıl geçti anlayamıyorum. Tam bir oh deyip balkonumuzda açan turuncu gülümüzle taze biberlerimizle mutlu oluyoruz ardından bir haberle yeniden dağılıyoruz. Sürekli dağılıp tekrar tekrar toplanmaya çalışmak da bir noktadan sonra daha bir yıpratıcı oluyor. Yine de bugünümüze şükür.
Bu arada nihayet mutfağımıza bir masa ve sandalye takımı alabildik. Aslında almak istediğim takım ferforje ve ahşaptan oluşan çok farklı bir takımdı ama hem mutfağımıza fazla büyük geldiği ve hem de fiyat olarak da çok pahalı geldiği için yine çok beğendiğim ikinci bir takımda karar kıldık. Hem ekonomik hem de ergonomik bir çözüm oldu sonuçta ve aklımdaki eve dair alınacak listesinden bir kalemi daha çıkartmanın mutluluğunu ve rahatlığını yaşadım.
Haftasonumuz harikaydı, hem dinlendik hem de çok sevdiğimiz dostlarımızı ağırladık evimizde. Ancak Pazartesi gecesi Böcük'ün yeniden nükseden böbrek ağrısıyla silkelendik ve kendimize geldik. Dün öğleye kadar da doktorda, filmlerle ultrasonlarla geçti. Böcük'ün yine 8 mm'lik bir taşı var ve sancılı, uykusuz geceler yine bizimle beraber. O büyüklükte bir taşın düşmesi zor olduğu için de taş kırdırmadan ameliyata hatta alternatif tıba kadar bütün çareler şu anda düşünülüyor. Kısa vadede ise spazm çözücüler, ağrı kesiciler, bol su ve sıcak tutan her şeye göz bebeğimiz gibi bakıyoruz.
Şu hastalıklar yüzünden bu yaz nasıl geçti anlayamıyorum. Tam bir oh deyip balkonumuzda açan turuncu gülümüzle taze biberlerimizle mutlu oluyoruz ardından bir haberle yeniden dağılıyoruz. Sürekli dağılıp tekrar tekrar toplanmaya çalışmak da bir noktadan sonra daha bir yıpratıcı oluyor. Yine de bugünümüze şükür.
Bu arada nihayet mutfağımıza bir masa ve sandalye takımı alabildik. Aslında almak istediğim takım ferforje ve ahşaptan oluşan çok farklı bir takımdı ama hem mutfağımıza fazla büyük geldiği ve hem de fiyat olarak da çok pahalı geldiği için yine çok beğendiğim ikinci bir takımda karar kıldık. Hem ekonomik hem de ergonomik bir çözüm oldu sonuçta ve aklımdaki eve dair alınacak listesinden bir kalemi daha çıkartmanın mutluluğunu ve rahatlığını yaşadım.
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Pazartesi, Temmuz 19, 2010
Haftaya kötü bir başlangıç…
Sabahları servise, otobüse, bilumum toplu taşıma araçlarına binmeden evvel parfüm şişelerini üzerine boşaltan düşüncesiz insanlara; Sizin yüzünüzden sabahları nefes alamıyorum, tıkanıyorum, hapşurmaktan geberiyorum, gözlerim kırmızı ve alnımda sızıyla işe başlamak zorunda kalıyorum. :(
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Çarşamba, Temmuz 14, 2010
Kekik- Rezene İkilisi
Günlerdir boğazıma kadar baskı yapan feci bir şişkinlikle dolanıyorum ortalıkta. Patlamaya hazır bomba gibiyim abartı tabirle. İçtiğim bitki çayları içimden ağaç olarak filiz verecek diye korkuyorum. Strese bağlı hassas bağırsak sendromu hastalığımın adı, ara ara böyle bir nüksediyor ve yaşam kalitesi mi o da ne dedirdiyor bana. Rüya demişken iki üç gündür acayip karışık ve can sıkıcı rüyalar görüyorum net hatırlayamadığım. İnşaallah hayra alamettir. Zira kaldıracak mecalim yok bir kötü haberi daha bu aralar. Dedemin dikişleri alındı neyseki bugün ve çok daha iyi durumda. Kardeşimin böbrek taşı da umarım bir operasyona gerek kalmadan düşer kurtulur o illetten. Rabbim kaldıramayacağım yükler yükleme omuzlarıma.
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Salı, Temmuz 13, 2010
İki Fotoğraf, İki Mutlu An...
Ama ben bu iki fotoğrafa bittim. Mutfağın şirinliğine ve enerjisine, salonun da sadeliğine bayıldım... Mutfağına hala bir masa beğenip alamamış ve bundan oldukça da çok sıkılmış birisi olarak hala arayış içerisindeyim... Tabi bu iki fotoğrafın mutfak masasıyla uzaktan ve de yakından bir ilgisi olmadığı aşikar.
Geçtiğimiz hafta iki ayrı bebek görmesine gittik ve dolayısıyla iki ayrı mutluluğa tanık olduk Böcük'le... İkisi de birbirinden tatlı biri erkek birisi de kız bebeklerdi. En zevkli kısımları onlara hediye seçmekti ve tabiki onları kucağıma alıp sevdiğim anlar. Hele kız olanı yok mu birde biraz büyüyüp dillenmiş sarıp eve götüresim geldi ama ne mümkün. :) Allah anne ve babalarına bağışlasın onları ve onlara da anne ve babalarını.
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Cumartesi, Temmuz 10, 2010
Kendime Öğüt
Hayat dediğin nedir ki, üç beş güzel gün, gerisi acılar, üzüntüler, hastalıklar, küskünlükler, öfkeler, vefasızlıklar, nankörlükler, sıkıntılar ve biteviye bir hüzün. Yine de insan bütün bu zorluklarına rağmen güzelliklerini hatırlamak istiyor hayatın gözlerinin önünden geçerken herbiri bir bir...
Ve hayat aslında yeğenimin elinde duran şu dondurma gibi biz farkında olamadan eriyiveriyor ansızın, biz daha ona dair planlar programlar yapadururken akıp gidiyor parmaklarımızın arasından... Erteliyoruz her şeyi yine de, güzel günleri erteliyoruz, özürlerimizi erteliyoruz, sevdiklerimiz için yapacaklarımızı öteliyoruz... Ve hatırladığımızda bütün bunları artık çok geç olabiliyor bazen.
O nedenle mümkün olduğunca gücüm yettiğince henüz geç kalmamışken daha elimle yetemesemde sesimle, bir sözümle yetmeye çalışıyorum, yetişmeye çalışıyorum sevdiklerime...
Ameliyattan çıkan dedemle üç gün sonra ancak konuşabildiğimde duygulanıp ağladı dedem telefonda yeniden konuşabiliyor olmanın güzelliğinin farkındalığıyla ve sevinciyle, kandil akşamında telefon başında bekleyen babaannem de sırf o nedenle sayısız dua etti bana bak bir tek sen hiç aramazlık etmiyorsun diyerek gerçi şanslı bir çok yaşlıya göre arayanı soranı çoktur yine de. Hala böbrek taşıyla mücadele eden kardeşimin her gün her sesini duyuşumda içim kopar o nedenle. Keşke derim yanımda olsa, yanımda olabilse de bakabilsem ona çocukluğum gibi yine... Tek oğlunu sünnet ettiren dayıma uzaktan da olsa bir merhaba deyip mutluluğunu paylaşırım o nedenle, bilirim mutlu olur olabildiğince... Sevdiklerimize zaman ayılarım, bu bazen günler saattler olamasa bile, dakikalara bile olsun sığdırabileceğiniz zamanlarımız olsun onlar için....
Ve hayat aslında yeğenimin elinde duran şu dondurma gibi biz farkında olamadan eriyiveriyor ansızın, biz daha ona dair planlar programlar yapadururken akıp gidiyor parmaklarımızın arasından... Erteliyoruz her şeyi yine de, güzel günleri erteliyoruz, özürlerimizi erteliyoruz, sevdiklerimiz için yapacaklarımızı öteliyoruz... Ve hatırladığımızda bütün bunları artık çok geç olabiliyor bazen.
O nedenle mümkün olduğunca gücüm yettiğince henüz geç kalmamışken daha elimle yetemesemde sesimle, bir sözümle yetmeye çalışıyorum, yetişmeye çalışıyorum sevdiklerime...
Ameliyattan çıkan dedemle üç gün sonra ancak konuşabildiğimde duygulanıp ağladı dedem telefonda yeniden konuşabiliyor olmanın güzelliğinin farkındalığıyla ve sevinciyle, kandil akşamında telefon başında bekleyen babaannem de sırf o nedenle sayısız dua etti bana bak bir tek sen hiç aramazlık etmiyorsun diyerek gerçi şanslı bir çok yaşlıya göre arayanı soranı çoktur yine de. Hala böbrek taşıyla mücadele eden kardeşimin her gün her sesini duyuşumda içim kopar o nedenle. Keşke derim yanımda olsa, yanımda olabilse de bakabilsem ona çocukluğum gibi yine... Tek oğlunu sünnet ettiren dayıma uzaktan da olsa bir merhaba deyip mutluluğunu paylaşırım o nedenle, bilirim mutlu olur olabildiğince... Sevdiklerimize zaman ayılarım, bu bazen günler saattler olamasa bile, dakikalara bile olsun sığdırabileceğiniz zamanlarımız olsun onlar için....
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Çarşamba, Temmuz 07, 2010
Minişim benim.
Dedem bugün hastaneden taburcu oldu. Harika haberi müjdeler gibi balkonumdaki çiçekler daha bir güzeldi bu sabah ... İşte bu da anneciğimin benim için uzun süredir yetiştirdiği güzeller güzeli çiçeğim. Yaşlandıkça anneannemin ve annemin bir kopyası haline dönüşüyorum giderek. Mevzumuz ya yemekler ya da çiçekler, bitkiler bir aradayken... Uzun bir hastane döneminden sonra annem dün akşam evine kavuştu nihayet. Öyle bir sarılmışki ev işlerine, özlemişim evimi dedi telefonda kısık kısık ve mutlu bir sesle... İnsanın evi demek mutluluk demek huzur demek. Kimsenin huzuru, ağız tadı bozulmasın inşaallah. Dedem iyice iyileşip toparlanıncaya kadar teyzemin evine misafir olacak bir süre. Sonrası daha da güzel olacak inşaallah...
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Pazartesi, Temmuz 05, 2010
Bir kere daha, hayata yeniden merhaba!
Dualarıyla bana güç veren tüm dostlara teşekkür ederim. Dedeciğim çok şükür ağır bir ameliyattan sonra hayata yine umutla bağlandı. 5 damarı ve bir kalp kapakçığı değişti. Ameliyatın 4. gününde ancak kendine gelebildi ve az önce sesini de duyabildim. Yorgun ama sağlıklı geliyordu sesi. Elbette sesimi duyunca ağlamaklı oldu ve konuşmayı kısa kesmek durumunda kaldık bu nedenle... Güzel bir haber vermeden yeni bir şey eklemek istemedim bloğa. Şükür o güzel haberi veriyorum şu anda.
Fotoğraftaki güzellikler de geçen haftaki köy ziyaretimizde bahçemizin son mahsullerinden ahududu ve çileklere ait. Ben toplamıştım ve henüz midelerle buluşmadan saniyeler önce Böcük çekti fotoğrafı. Bunlar o görünen ve görünmeyen lezzetlerden sadece birkaçıydı. Teşekkürler Alahım tattırdığın bütün güzellikler ve yaşattığın bütün mutluluklar için...
Fotoğraftaki güzellikler de geçen haftaki köy ziyaretimizde bahçemizin son mahsullerinden ahududu ve çileklere ait. Ben toplamıştım ve henüz midelerle buluşmadan saniyeler önce Böcük çekti fotoğrafı. Bunlar o görünen ve görünmeyen lezzetlerden sadece birkaçıydı. Teşekkürler Alahım tattırdığın bütün güzellikler ve yaşattığın bütün mutluluklar için...
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
