.jpg)
Bugünlerde bütün sinirlerim, cinlerim işte onlar her ne ise hepsi tepemde. Yok sinirlenmiyeceğim bu kez diyorum ama olmuyor başaramıyorum. Ya otobüsteki teşhirci kadına ya mağazadaki ilgisiz tok satıcıya, ya şoföre, ya telefondaki IQ'su düşük insanlara ya da Böcük'e illa bir şeylere kızıp duruyorum. Sonra feci bir baş ağrısıyla, şifalı bitkilere, yağlara sarılıyorum medet umarak.
Sıcaklar feci, yurdum cayır cayır yanıyor adeda. Neyseki evimiz bu konuda çok kullanışlı, kışın çok az bir yakıt parasıyla sıcacıktı şimdide klimalı gibi serin. İş yerinde de klimayı icat edene dua ediyorum her ofise girişimde. Gerçi klimalar dünyamızın her geçen gün daha da ısınmasına neden oluyor biliyorum ve çok üzülüyorum ama üzerimden ter akarken kendimi klimalı bir ortama atınca da şükretmekten kendimi alamıyorum. Böyle bir kısır döngü işte.
Bu aralar şükrettiğim bir şey daha var ki o da servisler. Bu Allahın sıcağında yoksa her gün otobüs, minibüs, metrobüs şeytan üçgeninde ne yapardım. Hele de temizlik alışkanlıklarının hala yeterince oturmadığı caaanım ülkemde toplu taşıma araçlarına yazın binmek çok feci. Birde bu konuda geçenlerde bir tartışma vardı değil mi, Türkiye'ye gelen bir rock grubu üyesi Türkler kokuyordu falan demiş de baya bir milletcek alınmıştık. Neden gerçeklerin yüzümüze samimice söylenmesi bu kadar üzer ve kızdırır bizleri. Ve tam tersine çok sevilenler hep yalanlarıyla etrafımızı örenler olur.
Neyse netice-i kelam evet kardeşim otobüsler feci derecede kokuyor ve toplu taşıma araçlarını tercih etmek istesek bile bu çağdışı balık istifi yolcu taşıma anlayışına envai çeşit kokular da eklenince binesimiz gelmiyor. Trafik sorunun çözümü bence birazda bu toplu taşıma aralarının medenileşmesinden geçiyor. Biraz daha medeni bir toplum ve medeni bir anlayışa sahip olursak trafik sorunu da zamanla çözülür gibime geliyor. :)
Bu arada nihayet mutfağımıza masa alabildik diye yazmıştım değil mi? Ve fakat meaalesef o masa takımı İstanbul marşıyla gelip İzmir marşıyla geri gitti. Neden mi? Çünkü satma meraklısı mağaza görevlisi bizi ölçüler konusunda yer ölçülerimizi özellikle belirtmemize rağmen yanılttığı için ve gelen masa bizim istediğimiz masa ile aynı ölçüde olmadığı için mutfağımıza sığdıramadık. Hayır o malum görevli masa eve geldiğinde ve uymadığında geri iade edeceğimizi düşünemedi mi o kısmı bilemedim ama ben aynı gün masa takımını aldığım gibi geri iade etmeyi başardım. Tabi bir sürü telefon trafiği ve ve zaman kaybından sonra...
Netice itibariyle mutfağımızda masanın yeri hala bir kara delik gibi bomboş... :) Masayı iade almaya gelen adamlar birde espri patlattılar kendilerince "abla bu masa buraya çok iyi olmuş, masada sorun yok da sizin buzdolabı çok tombik onu tıraşlasak biraz" diye, ben de biz onu düşündük zaten de yapmadık diye cevap verdim. :)
Hımm bitmedi tabi bütün bunların üzerine çeyizimden olan tv'miz de bozuldu bizim. İki haftadır kös kös radyo başında pinekliyoruz Böcük'le. Güya dün tamire verdik ama tamir parası yeni bir televizyon parası kadar neredeyse. Biz de madem masa alamadık bari televizyon alalım yeni dedik. Artık nasıl bir mantıksa, ekmek bulamazsan pasta ye der gibi... Bakalım nasip onda ne macera yaşayacağız. Malum macerasız bir alışverişimiz henüz vaki değil. Çok yolunda giden bir alışveriş süreci yaşayınca artık şaşırıyoruz ikimizde, kesin bir bit yeniği var bu işte diye kıllanıyoruz bile... :)
Fotoğraf, yine arşivden, çilekli yoğurt...