Çarşamba, Eylül 29, 2010

Kurabiyeler bana değil!


Diyetteyim ve bu ikinci günüm. Hayatında ilk kez diyete başlayan birisi için çok sıradışı bir durum elbette. Hiç hesapsız mideye indirdiğim böreklerin çöreklerin, kurabiyelerin pastaların şimdi benim için birer büyük tuzak olduğunu düşünerek kendimi motive etmeye çalışıyorum.Gerçi çok da diyet sayılmaz sadece bu hareketsiz yaşamımda bana kilo olarak geri dönen bazı yiyecekleri hayatımdan çıkartmaya ya da azaltmaya karar verdim o kadar. Sabahları süt-gevrek, öğlen protein ağırlıklı bir öğün ve akşamları da salata çorba ikilisini oturmaya çalışıyorum. Benim için vazgeçilmez olan ekmek ve tatlıyı da minimuma indirdim. Umarım başarılı olurum.

Benim gibi hem yemek yapmayı hem de yemeyi çok seven ve üstelikte çok sabırsız birisi için zor bir süreç olacak. Tabi bu yeme düzenine bir de sporu eklemem lazım en kısa zamanda. O kadar çok üşeniyorum ki bu konuda. Birisinin beni iteklemesi lazım ciddi manada.  Gerçi bunda gitmeyi planladığım spor merkezinin eve çok uzak olmasının da etkisi yok değil. :( Bakalım şeytanın bacağını kırabilecek miyim.

Ha durduk yerde nereden çıktı bu diyet diyenler için, yıllarca hep aynı kilosunu koruyan ben, son 7-8 ayda 4-5 kilo birden alınca ve yakın zamanda birbirini kovalayan düğünlere giderken giymeye çalıştığım kıyafetlerim üzerime yapışınca bu kararı aldım. Böcük'ün iyi niyetli uyarılarını da yabana atamam gerçi. :)

E madem diyettesin bu fotonun burada işi ne, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu derseniz,  efendim bu kurabiyeyi iki üç hafta önce sağolsun Fac.bk sayesinde yıllar sonra ulaştığım lise arkadaşıma yaptığım ziyarette yanımda götürmek üzere yapmıştım. Vaktim de bolcaydı o gün ben de fotoğraf tutkumu konuşturdum kurabiyeyi yaptıktan sonra. E tabi sen eskiden çok kurabiye yapardın diye inceden sitem eden Böcük'e de bir kavanoz ayırdım kurabiyelerden.

Kurabiyeyi yemekten çok yapmayı severim aslında o nedenle yiyenlerden duyduklarımı söylüyorum, ağızda dağılan, mis gibi kokan bir kurabiye olmuş-tu yorumları.  Ben tarif vermeyi beceremiyorum sanırım pek ama kısaca özetlersem;  200 gram tereyağı, bir su bardağı şeker, bir yumurta sarısı, kabartma tozu, un ve bir çorba kaşığı neskafeydi malzemesi. Yoğurup kurabiye şekli verildikten sonra yumurtanın beyazına bulanıp kırık fındığa batırılıp önceden 190 dereceye ayarlı fırında üzeri hafif kızarana kadar pişiriliyor. Hepsi bu kadar. yapanlara afiyet olsun...

Salı, Eylül 28, 2010

Ne yiyorsak Oyuz

Sevgili bilog, biliyorum seni çok ihmal ettim ama hiç yazasım yok gerçekten de. Bir bayramı bitirir bitirmez öbürüne odaklanmış ve iple çeker durumdayım. Bana göre bayram demek köy demek, anne baba sevgisi demek çünkü. Bu söylediğimi her gün anne babasını görme şansı olanlar bilemez elbet.  Haliyle özlem bitmiyor...

Şu aralar iş yeri inanılmaz yoğun ve hayatımızda ondan aşağı kalır hızda değil. Böcük  nihayetinde iş değişikliğinden vazgeçti ve bu yetmiyor gibi birde artık daha yoğun mesaide çalışıyor. Bu hem iyi hem kötü, semerelerini uzun vadede alır inşaallah.

Şu aralar bizi en çok yoran şey ise İstanbul trafiği. Okulların  açılmasıyla iyice keşmekeşe dönen trafiğe  ne yapmalı da çareler üretmeli. Biz kendimizde bir çözüm bulduk gibi ama çok zor bir karar. Yeniden Avrupa yakasına taşınmalı mıyız yoksa taşınmamalı mıyız? Artıları ve eksileri etrafında düşünüp duruyoruz. Şimdilik düşünce aşamasındayız nihayetinde belki hep de öyle kalır.

Son olarak çoook ünlü bir salça ve konserve fabrikasında çalışan  kuzenim uyardı, kesinlikle hazır domates salçası, biber salçası ve konserve türevi hazır ürünleri kullanmayın diye.  Büyük şehirde  yaşayanlar olarak aç mı kalalım diye takıldım aç kal yine de yeme oldu cevabı. Bu durumda pamuk eller yine köy pazarlarına  ve ev yapımı ürünlere gidecek gibi görünüyo. Bir tarafı köye uzananlar bu noktada çok şanslı.  Evet Fikir Sahibi Damaklar'ın çalışmalarını yürekten alkışlamak için bir sebep daha işte. Ne yiyorsak oyuz...

Cumartesi, Eylül 04, 2010

Mutlu Bayramlar Olsun!

Erken çıkılan bir bayram tatili. Hiç kolay olmadı bütün ayarlamaları yapmak. Üç gün kullanılacak fazladan izin için günler hatta haftalar sonrasının işlerini  bile yoluna koymak gerekti. Ama başardık ve sonunda yarın yollardayız. İstikamet anne evi, baba ocağı... 

Saatleri sayan tek ben değilim. Bir gece abimde konaklayacağımızı söylediğim annem buna bile bozuldu. Sanki kalacağım yer yabancı bir yer, bir diğer çocuğu halbuki. Ama işte dedim ya saatleri sayan yalnızca ben değilim ki...

Bu bayram bolca hasta ziyareti, gönül alma ile geçecek, ama ne gam. Bayram dediğin bizim için  zaten gönül alma ve sevindirmek değil mi?  Ve onların yüzünde gördüğümüz tebessümle yaptığımız şeyin ne kadar da doğru olduğuna bir kere daha emin olmak. Bu bayram bir de uzak diyarlardaki yüzü solgun çocukları ve gözü yaşlıları hatırlamak gerek elbette...

Herkese maneviyatından bolca nasiplenilmiş olarak geçirilen bir ramazan sonrası güzel bir bayram diliyorum... Mutlu bayramlar olsun...