Pazartesi, Şubat 21, 2011

Umut Etmek Güzeldir...


Nereden başlamalı. Cevabı çok zor bir soru... Yaşadığımız dünya sürekli kirlenirken kendi payımıza ne düşüyor ve bu düşen paydan ne kadar azaltabilirim düşüncesi uzun yıllardır zihnimi meşgul edip duruyor. Sadece meşgul etmekle de kalmıyor kimi zaman harekete geçiyor, kimi zaman ümitsizliğe kapılıyor ya da çaresiz kalıyorum. Evimden çıkardığım çöp miktarını azaltmak, örneğin minimum gıda alışverişi ve maksimum fayda zaten yapmaya çalıştığım şeyler arasında. Örneğin soyup yediğim meyvenin kabuğunu kurutup çay olarak demlemek benim için işten bile değil ama ilk kez görenler için şaşırtıcı.  Belki anneannemin yöntemleri kadar doğal ya da olması gerektiği gibi değil ama ( ki anneannem evinde pişen yemeklerin bütün artıklarını bahçesinin bir köşesinde yıl boyu biriktirip, yeterince bekledikleri zamanda onları hiç üşenmeden eleyip elden geçirip organik gübre olarak çiçeklerinde kullanan birisidir ve bunu öyle organik üretim kaygılarıyla değil her şeye bir nimet gözüyle baktığı  için yapıyor. ) en azından nimete saygı konusunda hassas olmaya çalışıyorum. Ama aynı hassasiyeti  bütün bir hayata uygulamak hem zor hem de topyekün bir bilinç gerektiriyor. Örneğin her market alışverişinden sonra evde yığılan poşetlere dur demek için bir pazar torbası aldım ve ilk zamanlar hevesle de kullandım ama şimdilerde biraz tembellik ağır basıyor, birde evin erkeği alışveriş kısmını biraz daha üzerine aldığı için aksıyor bu durum. en kısa zamanda dur demem gerek bu duruma da. Ama artık mağazalarda ve marketlerde giderek artan geri dönüşümlü poşetler ya da doğada çabuk çözünen poşetlerin arttığını görmek yine de beni mutlu ediyor olumluya doğru bir gidiş var ümidiyle.. En azından insan ümit etmek istiyor bunca karamsar tabloya rağmen...

Sonra işin en çetrefilli kısımlarından biri daha önüme çıkıyor ki yediğimize, içtiğimize ve kullandığımız herşeye sinen, bulaşan aslında temizliyoruz zannederken her geçen gün kendimizi ve çevremizi kirlettiğimiz temizlik malzemeleri... Konu nasıl buralara kadar geldi derseniz bahis uzun... Bu konuda da kafalar epey karışık, medya mecralarında beyazından renklisine, mutfağından banyosuna yüzlerce marka ve özellikte deterjanlar bağıra çağıra abartıla süslene reklam edildikçe ve arkasında büyük markaların şirketlerin dolayısıyla da reklam pastasını finanse eden tekeller tröstler oldukça yol almak gerçekten çok zor.  Ama yine de evimi, çoluğumu çocuğumu, çevremi zehirlemeden temizleyeceğim diyenler için seçenek yok değil.  Onlara ulaşmaksa bence şimdilik biraz zahmetli ve masraflı olabiliyor. Ama bilinçli tüketici sayısı arttıkça örneğin bizler girdiğimiz bakkalda markette sorup soruşturdukça o türden ürünlere de ulaşmak biraz daha kolay olacak zamanla diye düşünüyorum... Cilt bakım ürünlerinde ve şampuanda bir süredir zaten bu dediğimi uygulamaya çalışıyorum ağır aksak, mümkün mertebe organik ya da doğal ürünler kullanmaya çalışıyorum. Deterjan konusunda da sürekli yeni deneyimler ve arayışlar içindeyim. Hele de şimdi hayatın yeni bir dönemecindeyken bu konuda daha da hassas bir hale geldi benim için. Sağolsun eşim de beni bu konuda cesaretlendiriyor. Tabi arada kazalar yaşamıyor da değiliz. :) Örneğin en son aldığım organik çamaşır deterjanlarından birinde çamaşır sıfır kokulu ve sadece çamaşır ama cidden ıslak çamaşır gibi koktuğu için haklı olarak kullanmak istememişti. Şimdi o benim alerjime tavan yaptıran bol kokulu yumuşatıcılar yerine D.alin yada Amw.ay'in yumuşatıcılarını kullanarak bir dengeye getirdim çamaşır işini. Yani hem zehirsiz hem de hafif ve  gerçek temizlik kokulu çamaşırlarım oluyor. Genel temizlik ve bulaşık bulaşık deterjanı konusunda da devam eden ve yeni hamlelerim var. Bunlardan sonuncusu da E.cover'in ürünleri oldu. Ürünler bugün elime ulaştı. Evdeki reklam kokan temizleyicilerin neredeyse kökünü kazıdım gibi bir şey bu son aldıklarımla inşaallah temelli elveda demek istiyorum. Üstelik çok daha az miktarlarda kullanıldıkları için çok da ekonomikler ince ince hesap edince bilinenin aksine. Ürünleri kullanınca deneyimlerimi de burada paylaşacağım inşaallah.

Bu arada geçtiğimiz aylardaki bir muhabbet kuşu deneyiminden sonra bu kezde balkonumuza bir kumru misafir oldu cumartesi günü.  Akıbeti muhabbet kuşu gibi olmasın diye (ki kendileri eve almamıza rağmen iki gün sonra öldü, günlerce etkisinden kurtulamadım) onu dışarı çıkartmak istedik fakat ısrarla içeri kaçtı birde baktık ki saksının birinin dibinde yumurtası var. Haliyle bizde yelkenler suya düştü anne yüreği bırakamıyor yavrusunu yorumu yaptık, suyunu, yemini koyup kendi hallerine bıraktık. Ama pazar sabahı bizim kumrucuk dışarıda eşini görünce pencereden pır uçup gitti yetim yumurtacıkta bize kaldı... Belki geri döner diye pencere açık bekliyor şimdi...

2 yorum:

minimalist dedi ki...

aaaaaaa yacıkkk o yumurtacığa :)))) hayırlı olsun!!!

narowl dedi ki...

aa haha hamilelere kafayı takıyor bu kumrular galiba:)) ben de hamileyken sürekli ama sürekli pencerede kumru, yuva yapmaya çalışırlardı, gelip konar göçerlerdi, iyi gelirdi bana, Tanrı hediyesi gibi hissederdim, bak sana da geliyolarmış:))