Pazartesi, Şubat 28, 2011
Can sıkıcı...
Pazar kahvaltısının da en güzel yerinde Erbakan Hoca'nın vefatını öğrendik ekrandaki son dakika yazısıyla. Allah rahmet eylesin. Bir neslin yetişmesinde büyük emekleri olan gerçek bir liderdi. Kimilerine göre ve hatta bana göre de zaman zaman hatalı kararlar da almış, hatalar yapmış olabilir. Hangimiz yapmıyoruz ki neticede insanız... Bir insanın yekününe bakmak gerek nihayetinde. Hangimiz onun kadar inancımıza sahip çıkabildik, bu yolda kararlı olarak bedeller ödeyebildik... Ölüm günü de hayatını gözden geçirince oldukça manidar...Yargılayanların da yargılanacağı o büyük hesap yerine gitti şimdi... Allah rahmetiyle muamele etsin. Biz dünyadaki hayatına şahitlik ederiz, o iyi bir insan, iyi bir kul, iyi bir liderdi... Benim için ve birçok insan için çocukluğumuzdan ya da gençliğimizden bir parçanın da yitip gitmesi demek bu aynı zamanda. Mevlam gani gani rahmet eylesin...
Hava kapalı, bende de durumlar aynı. Sabahtan beri beni biraz kendime getirecek bahaneler arıyorum ama yok. Haftasonum da şimdiden farksızdı zaten, tatsız tuzsuz.. Sadece çoktandır çekmecede duran bir iki kumaş adam edildi kullanıma açıldı o kadar. Bu arada kendimle ilgili bir karar aldım, zaten eksideysen insanların gözünde, artıya geçmek için kendini yorup yıpratmanın anlamı yok... Neysen osun aslında ve insanlar seni sadece sen olduğun için ve olduğun gibi olduğun için sevmeli ya da sevmemeli. Kendinden fedakarlık ettikçe sadece kendinden tüketmiş oluyorsun başkada kimseye bir şey olmuyor. Bundan sonra ben de bunu becerebilmeyi deniycem, en azından birilerini memnun ve mutlu etmekten önce kendim iyi miyim, mutlu muyum iç sesimi dinliycem, sonrası sonra....
Bu arada haftasonu temizlik olayını iptal ettik doğal olarak pazar günü gelecek misafirleri de. Kısmetse eğer bu haftasonuna ertelendi hepsi... Her şeyde vardır bir hayır demek istiyorum ama yakında evle beraber ben de tozutucam...
Ha bu arada keşke mutfağımda şu üstteki raftan olsa... Bakınca içim gitti... Şuradan alıntı.
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Cuma, Şubat 25, 2011
Burnunu Yesinler...
Geçen gün boşanmak üzere olduğu kocası tarafından öldürülen kadın meğer bizim mahalleye temizlik için gelirmiş her zaman. Cinayet de zaten temizlik için geldiği gün bize çok yakın bir eczanenin önünde işlenmiş. Görüntüleri izlerken iki kere üzüldüm. O katile 24 yıl eşlik yapıp, 4 tane çocuk doğurup, büyütmüş bir kadının sonu bu mu olmalıydı. Yani o adamın gözünde bu kadıncağızın hiç mi değeri kıymeti kalmamıştı. Kadınlarımızın hali ortada, çok şey söylemeye gerek yok. Ne ilkti ve belkide malesef son da olmayacak... Öylesine korunmasız ve savunmasızız. Vicdandan nasibini almamış yüreklerin insafına terk edilmişiz. Ve bir cinayetin bu kadar yakınımda işlenmiş olması, yaşadığım dünyaya karşı beni biraz daha korkulu ve güvensiz yaptı. Yani insanlıktan nasibini alamamış zavallılar çok yakınımızda...
Hayat bu ya acı tatlı, tebessüm ettiren iki şeyden birisi ise 42 yıllık despot iktidarına İngiltere Kraliçesi gibi sembolik bir konumum var 77'den beri Libya'yı halk yönetiyor açıklaması yapan Kaddafi ile artık ağzından çıkan her cümle ile beni tebessüme boğan, ömrü hayatında iktidar olamayan Cehepe başkanının, kendi oy oranı kaygısını bırakıp Akepe için %50 alamazlarsa bu seçimde başarısızdır ve Tayyip koltuğu bırakmalıdır açıklamasını yapma cüretini gösterebilmesiydi. Halktan bu kadar uzak, halkın önceliklerinden ve dertlerinden bu kadar bizar iki lider daha var mı? Elbet vardır ama benim son günlerdeki iki favorim kendileri.
Fotoğraftaki güzellik apartmanın önündeki arabanın üzerinde bütün tacizlerime rağmen mışıl mışıl uyuyan kedicik... :)
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Çarşamba, Şubat 23, 2011
Zor mu zor.
Evdeki revir durumları aynen devam. Böcük hala hasta, artık kilo vere vere ne hale geldi. Bence bu keçi gribi bile değil olsa olsa teke gribi falandır mübarek geçmedi gitti. Öksürük, ateş, vs... O kadar çok ilaç içti ki doktoru artık ilaç içme, hastalık iyileşme aşamasına geçmiştir, doğal yollardan c vitamini al sadece demiş. Bende ilaç alması taraftarı değilim ama halini gördükçe de içim gidiyor. Umarım en kısa zamanda iyileşir...
Minik için birkaç parça bir şey örmek istiyorum, hiç değilse el emeği hazırlık yapmadım dememek için. Bir tane bere ördüm haftasonu yün alarak gerisi de gelir umarım ama bendeki bu yorgunluk hali ve evdeki hastalık durumları bitmedikçe zor görünüyor, bakalım...
Minik için birkaç parça bir şey örmek istiyorum, hiç değilse el emeği hazırlık yapmadım dememek için. Bir tane bere ördüm haftasonu yün alarak gerisi de gelir umarım ama bendeki bu yorgunluk hali ve evdeki hastalık durumları bitmedikçe zor görünüyor, bakalım...
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Pazartesi, Şubat 21, 2011
Umut Etmek Güzeldir...
Nereden başlamalı. Cevabı çok zor bir soru... Yaşadığımız dünya sürekli kirlenirken kendi payımıza ne düşüyor ve bu düşen paydan ne kadar azaltabilirim düşüncesi uzun yıllardır zihnimi meşgul edip duruyor. Sadece meşgul etmekle de kalmıyor kimi zaman harekete geçiyor, kimi zaman ümitsizliğe kapılıyor ya da çaresiz kalıyorum. Evimden çıkardığım çöp miktarını azaltmak, örneğin minimum gıda alışverişi ve maksimum fayda zaten yapmaya çalıştığım şeyler arasında. Örneğin soyup yediğim meyvenin kabuğunu kurutup çay olarak demlemek benim için işten bile değil ama ilk kez görenler için şaşırtıcı. Belki anneannemin yöntemleri kadar doğal ya da olması gerektiği gibi değil ama ( ki anneannem evinde pişen yemeklerin bütün artıklarını bahçesinin bir köşesinde yıl boyu biriktirip, yeterince bekledikleri zamanda onları hiç üşenmeden eleyip elden geçirip organik gübre olarak çiçeklerinde kullanan birisidir ve bunu öyle organik üretim kaygılarıyla değil her şeye bir nimet gözüyle baktığı için yapıyor. ) en azından nimete saygı konusunda hassas olmaya çalışıyorum. Ama aynı hassasiyeti bütün bir hayata uygulamak hem zor hem de topyekün bir bilinç gerektiriyor. Örneğin her market alışverişinden sonra evde yığılan poşetlere dur demek için bir pazar torbası aldım ve ilk zamanlar hevesle de kullandım ama şimdilerde biraz tembellik ağır basıyor, birde evin erkeği alışveriş kısmını biraz daha üzerine aldığı için aksıyor bu durum. en kısa zamanda dur demem gerek bu duruma da. Ama artık mağazalarda ve marketlerde giderek artan geri dönüşümlü poşetler ya da doğada çabuk çözünen poşetlerin arttığını görmek yine de beni mutlu ediyor olumluya doğru bir gidiş var ümidiyle.. En azından insan ümit etmek istiyor bunca karamsar tabloya rağmen...
Sonra işin en çetrefilli kısımlarından biri daha önüme çıkıyor ki yediğimize, içtiğimize ve kullandığımız herşeye sinen, bulaşan aslında temizliyoruz zannederken her geçen gün kendimizi ve çevremizi kirlettiğimiz temizlik malzemeleri... Konu nasıl buralara kadar geldi derseniz bahis uzun... Bu konuda da kafalar epey karışık, medya mecralarında beyazından renklisine, mutfağından banyosuna yüzlerce marka ve özellikte deterjanlar bağıra çağıra abartıla süslene reklam edildikçe ve arkasında büyük markaların şirketlerin dolayısıyla da reklam pastasını finanse eden tekeller tröstler oldukça yol almak gerçekten çok zor. Ama yine de evimi, çoluğumu çocuğumu, çevremi zehirlemeden temizleyeceğim diyenler için seçenek yok değil. Onlara ulaşmaksa bence şimdilik biraz zahmetli ve masraflı olabiliyor. Ama bilinçli tüketici sayısı arttıkça örneğin bizler girdiğimiz bakkalda markette sorup soruşturdukça o türden ürünlere de ulaşmak biraz daha kolay olacak zamanla diye düşünüyorum... Cilt bakım ürünlerinde ve şampuanda bir süredir zaten bu dediğimi uygulamaya çalışıyorum ağır aksak, mümkün mertebe organik ya da doğal ürünler kullanmaya çalışıyorum. Deterjan konusunda da sürekli yeni deneyimler ve arayışlar içindeyim. Hele de şimdi hayatın yeni bir dönemecindeyken bu konuda daha da hassas bir hale geldi benim için. Sağolsun eşim de beni bu konuda cesaretlendiriyor. Tabi arada kazalar yaşamıyor da değiliz. :) Örneğin en son aldığım organik çamaşır deterjanlarından birinde çamaşır sıfır kokulu ve sadece çamaşır ama cidden ıslak çamaşır gibi koktuğu için haklı olarak kullanmak istememişti. Şimdi o benim alerjime tavan yaptıran bol kokulu yumuşatıcılar yerine D.alin yada Amw.ay'in yumuşatıcılarını kullanarak bir dengeye getirdim çamaşır işini. Yani hem zehirsiz hem de hafif ve gerçek temizlik kokulu çamaşırlarım oluyor. Genel temizlik ve bulaşık bulaşık deterjanı konusunda da devam eden ve yeni hamlelerim var. Bunlardan sonuncusu da E.cover'in ürünleri oldu. Ürünler bugün elime ulaştı. Evdeki reklam kokan temizleyicilerin neredeyse kökünü kazıdım gibi bir şey bu son aldıklarımla inşaallah temelli elveda demek istiyorum. Üstelik çok daha az miktarlarda kullanıldıkları için çok da ekonomikler ince ince hesap edince bilinenin aksine. Ürünleri kullanınca deneyimlerimi de burada paylaşacağım inşaallah.
Bu arada geçtiğimiz aylardaki bir muhabbet kuşu deneyiminden sonra bu kezde balkonumuza bir kumru misafir oldu cumartesi günü. Akıbeti muhabbet kuşu gibi olmasın diye (ki kendileri eve almamıza rağmen iki gün sonra öldü, günlerce etkisinden kurtulamadım) onu dışarı çıkartmak istedik fakat ısrarla içeri kaçtı birde baktık ki saksının birinin dibinde yumurtası var. Haliyle bizde yelkenler suya düştü anne yüreği bırakamıyor yavrusunu yorumu yaptık, suyunu, yemini koyup kendi hallerine bıraktık. Ama pazar sabahı bizim kumrucuk dışarıda eşini görünce pencereden pır uçup gitti yetim yumurtacıkta bize kaldı... Belki geri döner diye pencere açık bekliyor şimdi...
Etiketler:
Deneyimler
| Tepkiler: |
Cuma, Şubat 18, 2011
İyi şeyler olsun...
Yazmıyorsam yaşamıyor ya da düşünmüyor da değilim ya... Hem de ne yaşamak, ne düşünmek, koştura koştura, tık nefes ve konudan konuya atlayarak, zıplayarak. Bir yandan hayatın rutinini sürdürmek, bir yandan beklenen zamana doğru hazırlık...
Geçen hafta sonumuz kabus gibi başladı ama neyseki güzel bitti. Zaten bütün haftaya Böcüğümün hastalığı damgasını vurmuştu. Cuma akşamı doktora gitmeyi sürekli erteleyen koca yaptığına binpişman hale geldi. Ben de kızsam mı acısam mı bilemedim haline. O kadar kötüydü ki, ama bütün o kötülüğün arasında bir de yangın atlattık tuz biber niyetine. Cuma akşamı Böcüğün işten gelmesini beklerken kendi çapımda yemek hazırlıkları yapıyordum ki ocağa koyduğum cezvedeki yağ birden alev aldı ve saniyeler içinde aspiratör ile mutfak dolabını sardı. Bir iki saniye içinde gelişen olaya anında müdahale etmeseydim sonuç çok korkunç olabilirdi. Allah'tan ufak hasarlarla atlattık. Müdahale dediğim de cezveyi alıp lavabonun altına tutmaktı aslında ki, meğer o yaptığımda aslında tehlikeli bir şeymiş, yağ birden patlayabiliyormuş suyla temas ettiğinde, neyseki bir şey olmadı... Tabi ben korkudan bembeyaz kesilip ya şimdi bana da bir şey olursa diye kendi kendimi korkutmaktan da geri kalmadım. Bir ümit Böcük'ten teselli bekledim o da hastalıktan bitap eve kendini zor atınca, yangını bir süre sonra ancak söyleyebildim ve o da aman size bir şey olmamış ya boşver deyince rahatladım. Sonrasıysa daha fena cuma gecesi hastalığı iyice artınca, cumartesi Böcük için hastanede geçti, sonrası da evde ilaçlar, ıhlamurlar, ıslak havlular ve ateş düşürme çabasıyla.... Şükür Pazar günü hastalığı biraz daha durulmuştu ben de Portakalağacı'nın organize ettiği hayırlı bir çalışma için yola düştüm. Çok güzel insanlarla, çok ince düşünülmüş bir işe ortak olmanın sevincini yaşadım. Günün bundan sonrası oradan aldığım enerjiyle daha da güzel geçti. Bu haftaya gelirsem bol koşturmaca ve iş, iş, iş diyebilirim herhalde. Birde dün akşam Böcük için hazırladığım sürpriz doğum günü kutlaması. Tabi kör topal bir kişi nasıl bir kutlama hazırlayabilirse ancak o kadar oldu. Yine de eve gelince yüzündeki şaşkın ama mutlu yüz ifadesi için her şeye değerdi... Fakat hafta boyunca o kadar çok yorgun düştü ki hatıra olsun diye çekindiğimiz fotolarda bile yüzündeki yorgun ifade bariz ortada.
Bu arada uzun süredir aklımızda olan ihtiyaçlarımızdan bir kısmını alabildik bu hafta ki bizim açımızdan büyük başarı. Birisi benim Es.se'nin kampanyasından pazar günü ücretini ödeyip teslimini hafta içine ertelediğim yeni tencerelerim ki, özellikle turuncu renkli döküm tencere ve tavama ikimizde aşık olduk... Tencereye aşık olunur mu demeyin, kadınlar ne demek istediğimi gayet iyi anlar... :) İkincisi de uzun yıllardır hatta elime fotoğraf makinesi aldım alalı kullandığım SLR makinelerden sonra artık gelecek küçük misafirimizi de düşünerek aldığımız yeni kompak fotoğraf makinemiz. Elbette SLR kullananlar için kompakla çekilmiş hiçbir foto tam anlamıyla yeterli ve tatmin edici değil ama Böcük'ün ilerde bebeği mi taşıyacaksın yoksa makineyi mi diye diye beni kompak almaya ikna etmiş olmasından da şikayetçi değilim. Sonuçlar aradaki farkı gözönünde bulundurunca hiç de fena değil... :)
Bu arada şu aralar deliler gibi bebek alışveriş sitelerini gezmekle meşgulüm. Öyle ki bloğa yazı eklemeyi bile bu nedenle ihmal ettim diyebilirim. Okuyucudan özür... :) Alınacak ne kadar çok şey varmış meğer...Hepsi gerçekten ihtiyaç mı ve gerekli mi bilmiyorum gerçi. Buna birde seneçeneklerin daha doğrusu markaların çokluğu eklenince iş iyice karışıyor. Allah'tan tecrübeli annelerin blogları ve onların gayet faydalı yazıları var da en azından yol gösterici olabiliyorlar... Şimdilik daha ziyade araştırma safhasındayız. Ancak bu aşamada bile Böcük'le ilk tartışmamızı yaşamış bulunuyoruz. :) O beni fazla evhamlı, aceleci ve aşırı kaygılı olmakla, ben de onu yeterince ilgili olmamakla suçluyorum. Eleştirisine ilk anda kızıp üzerinden zaman geçince de ona hak veriyor ve bu kaygılı durumumu hormonlarıma vererek yine zeytinyağı gibi üste çıkıyorum... Böyle böyle yine de orta noktaya varabiliyoruz çok şükür. İşin sırrı aslında konuşmaktan ve sağlıklı iletişimden geçiyor. Yoksa aklın yolu her zaman bir... Son durum bu, bakalım bizi daha nasıl yeni maceralar bekliyor... Umarım güzel şeylerdir...
Fotoğraf yeni makinemle çekildi, balkondaki şirinem...
Geçen hafta sonumuz kabus gibi başladı ama neyseki güzel bitti. Zaten bütün haftaya Böcüğümün hastalığı damgasını vurmuştu. Cuma akşamı doktora gitmeyi sürekli erteleyen koca yaptığına binpişman hale geldi. Ben de kızsam mı acısam mı bilemedim haline. O kadar kötüydü ki, ama bütün o kötülüğün arasında bir de yangın atlattık tuz biber niyetine. Cuma akşamı Böcüğün işten gelmesini beklerken kendi çapımda yemek hazırlıkları yapıyordum ki ocağa koyduğum cezvedeki yağ birden alev aldı ve saniyeler içinde aspiratör ile mutfak dolabını sardı. Bir iki saniye içinde gelişen olaya anında müdahale etmeseydim sonuç çok korkunç olabilirdi. Allah'tan ufak hasarlarla atlattık. Müdahale dediğim de cezveyi alıp lavabonun altına tutmaktı aslında ki, meğer o yaptığımda aslında tehlikeli bir şeymiş, yağ birden patlayabiliyormuş suyla temas ettiğinde, neyseki bir şey olmadı... Tabi ben korkudan bembeyaz kesilip ya şimdi bana da bir şey olursa diye kendi kendimi korkutmaktan da geri kalmadım. Bir ümit Böcük'ten teselli bekledim o da hastalıktan bitap eve kendini zor atınca, yangını bir süre sonra ancak söyleyebildim ve o da aman size bir şey olmamış ya boşver deyince rahatladım. Sonrasıysa daha fena cuma gecesi hastalığı iyice artınca, cumartesi Böcük için hastanede geçti, sonrası da evde ilaçlar, ıhlamurlar, ıslak havlular ve ateş düşürme çabasıyla.... Şükür Pazar günü hastalığı biraz daha durulmuştu ben de Portakalağacı'nın organize ettiği hayırlı bir çalışma için yola düştüm. Çok güzel insanlarla, çok ince düşünülmüş bir işe ortak olmanın sevincini yaşadım. Günün bundan sonrası oradan aldığım enerjiyle daha da güzel geçti. Bu haftaya gelirsem bol koşturmaca ve iş, iş, iş diyebilirim herhalde. Birde dün akşam Böcük için hazırladığım sürpriz doğum günü kutlaması. Tabi kör topal bir kişi nasıl bir kutlama hazırlayabilirse ancak o kadar oldu. Yine de eve gelince yüzündeki şaşkın ama mutlu yüz ifadesi için her şeye değerdi... Fakat hafta boyunca o kadar çok yorgun düştü ki hatıra olsun diye çekindiğimiz fotolarda bile yüzündeki yorgun ifade bariz ortada.
Bu arada uzun süredir aklımızda olan ihtiyaçlarımızdan bir kısmını alabildik bu hafta ki bizim açımızdan büyük başarı. Birisi benim Es.se'nin kampanyasından pazar günü ücretini ödeyip teslimini hafta içine ertelediğim yeni tencerelerim ki, özellikle turuncu renkli döküm tencere ve tavama ikimizde aşık olduk... Tencereye aşık olunur mu demeyin, kadınlar ne demek istediğimi gayet iyi anlar... :) İkincisi de uzun yıllardır hatta elime fotoğraf makinesi aldım alalı kullandığım SLR makinelerden sonra artık gelecek küçük misafirimizi de düşünerek aldığımız yeni kompak fotoğraf makinemiz. Elbette SLR kullananlar için kompakla çekilmiş hiçbir foto tam anlamıyla yeterli ve tatmin edici değil ama Böcük'ün ilerde bebeği mi taşıyacaksın yoksa makineyi mi diye diye beni kompak almaya ikna etmiş olmasından da şikayetçi değilim. Sonuçlar aradaki farkı gözönünde bulundurunca hiç de fena değil... :)
Bu arada şu aralar deliler gibi bebek alışveriş sitelerini gezmekle meşgulüm. Öyle ki bloğa yazı eklemeyi bile bu nedenle ihmal ettim diyebilirim. Okuyucudan özür... :) Alınacak ne kadar çok şey varmış meğer...Hepsi gerçekten ihtiyaç mı ve gerekli mi bilmiyorum gerçi. Buna birde seneçeneklerin daha doğrusu markaların çokluğu eklenince iş iyice karışıyor. Allah'tan tecrübeli annelerin blogları ve onların gayet faydalı yazıları var da en azından yol gösterici olabiliyorlar... Şimdilik daha ziyade araştırma safhasındayız. Ancak bu aşamada bile Böcük'le ilk tartışmamızı yaşamış bulunuyoruz. :) O beni fazla evhamlı, aceleci ve aşırı kaygılı olmakla, ben de onu yeterince ilgili olmamakla suçluyorum. Eleştirisine ilk anda kızıp üzerinden zaman geçince de ona hak veriyor ve bu kaygılı durumumu hormonlarıma vererek yine zeytinyağı gibi üste çıkıyorum... Böyle böyle yine de orta noktaya varabiliyoruz çok şükür. İşin sırrı aslında konuşmaktan ve sağlıklı iletişimden geçiyor. Yoksa aklın yolu her zaman bir... Son durum bu, bakalım bizi daha nasıl yeni maceralar bekliyor... Umarım güzel şeylerdir...
Fotoğraf yeni makinemle çekildi, balkondaki şirinem...
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Perşembe, Şubat 10, 2011
Yorgunum, bekleme beni kaptan...
Olağanüstü yoğun bir hafta geçiriyoruz. Dün sabah yeğenleri memlekete yolcu ettik, akşam da İzmir'den misafirlerimiz geldi. Birisi henüz 6 aylık bir bebek olan 4 kişilik aile konuğumuz dünden bu yana. Fakat daha birisinin yongunluğunu atmadan peşine eklenen diğer misafirlikle, sevdiklerimizi görmüş olmanın verdiği mutluluğa yorgunluklarımız damgasını vuruyor malesef. Yıllardır evimizi, kapımızı sonuna kadar açtığımız dostlarımızın bize itimat etmesi güzel şey elbette ama şu malum dönemde hele hele de üst üste gelince misafirlikler malesef durum bu. Şu anda Böcük'te ben de tarifsiz bir yorgunlukla sadece Pazar gününün yolunu gözlüyor haldeyiz. Evde yıkanmayı bekleyen makinelerce çamaşır var, düşüncesi bile beni yoruyor. Allahtan dün evi biraz temizlemiştik işe gelmeden önce. Akşam biraz olsun yüzüne bakılabilir haldeydi en azından. İkram konusunu da olabildiğince pratik ve sınırlı tuttuk akşam ve ortak arkadaşlarımız da bize katıldı ve akşam beni neredeyse çalıştırmadılar bile yorgunluğumu bilerek. Yorucu ama çok güzel bir akşamdı. Biz şehirli, çalışan yeni nesille birlikte Türk usulü misafir ağırmalar da tarihe karışıyor sanırım. Sabah misafirlerimizi evimizde bir başına bırakarak işe gelirken bunu düşündüm yolda. Annemin ve babamın benzer bir şey yapmasına imkan yok ama işte şartlar bunu gerektiriyor, yapacak bir şey de yok.
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Pazartesi, Şubat 07, 2011
Hayata Devam...
Mısır karışık malum, Kahire'de yaşayan kaynım ve ailesi dün nihayet Türkiye'ye gelebildiler, saatler süren uçak rötarının ardından. Onları kahvaltıya evde olurlar diye umarken, akşam yemeğinde zar zor ağırlayabildik. Yılların verdiği hasretle sarılıp kucaklaştık, mutluluğumuza diyecek yok hele de Böcük'ün. Yeğenler daha bir büyümüş ve güzelleşmişler. Büyüğü tipik bir arap kızı olmuş çok güzel, annesine benzemiş küçük ise melez ama ne melez o kadar tatlıki, insan gözünü ondan alamıyor...
Haliyle dün Böcük'le gün boyu süren bir telaş ve hazırlık içindeydik. Temizlik düzen ondan, yemekler benden soruldu. Günün sonunda pili biten ve misafirlerle bile yeterince ilgilenemeyen ben. Anladım eski ben değilim artık ama bunu kabullenmek ve yaşamak zor. Ama doktorunun sözünü zoraki dinlemeyen ben, gece boyu sancım çektim. sabah işe gelmek ise ölümlerden bir ölüm. Umarım yorgunluğumu kısa sürede atarım. Zira misafirlerimiz birkaç gün daha burada kalıp sonra aile büyüklerini ziyaret için memlekete gidecekler... Umarım onların bu zorunlu tatil süreçlerinde Mısır biraz olsun toparlanır, gerçi dün akşam anlattıklarından ve yaşadıklarından sonra kısa vadede zor görünüyor. Yine de olumlu bakmak, yapıcı olmak gerek... Hiçbir güzel şey sancısız, sorunsuz, bedelsiz olmuyor. Bu son cümle aynı zamanda kendim için kurdugum bir cümle... Tam yerinde oturdu değil mi?
Haliyle dün Böcük'le gün boyu süren bir telaş ve hazırlık içindeydik. Temizlik düzen ondan, yemekler benden soruldu. Günün sonunda pili biten ve misafirlerle bile yeterince ilgilenemeyen ben. Anladım eski ben değilim artık ama bunu kabullenmek ve yaşamak zor. Ama doktorunun sözünü zoraki dinlemeyen ben, gece boyu sancım çektim. sabah işe gelmek ise ölümlerden bir ölüm. Umarım yorgunluğumu kısa sürede atarım. Zira misafirlerimiz birkaç gün daha burada kalıp sonra aile büyüklerini ziyaret için memlekete gidecekler... Umarım onların bu zorunlu tatil süreçlerinde Mısır biraz olsun toparlanır, gerçi dün akşam anlattıklarından ve yaşadıklarından sonra kısa vadede zor görünüyor. Yine de olumlu bakmak, yapıcı olmak gerek... Hiçbir güzel şey sancısız, sorunsuz, bedelsiz olmuyor. Bu son cümle aynı zamanda kendim için kurdugum bir cümle... Tam yerinde oturdu değil mi?
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Çarşamba, Şubat 02, 2011
Şimdi Hayallerdesin
Hala bir korku var içimde. Ya ona bir şey olursa. İçim titriyor bunu düşününce elimde değil. Ve hala elim daha bir zıbına, bir minik çoraba, bir patiğe bile dokunamadı ona almak için. Ya diyorum ya o hiç aklıma getirmek istemediğim olumsuzlukları yaşarsam, ya o dokunduğum şeyler anlamsızca elimde kalırsa. Sonra türlü türlü duygular, gidip gelmeler... Biliyorum hayatı normal akışına bırakmalı, olumlu düşünmeli, şimdi böyle evhamlara kapılmak yerine, planlar yapılmalı, programlar yapılmalı, ama ama... Gözümü açsam ve kapatsam o kucağımda oluverse. Hayali bile harika...
Etiketler:
Neyse Halim
| Tepkiler: |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

