Salı, Mart 29, 2011

Kıpıy...


Bahar rehaveti üzerime çöktü çökecek, bunu da yazmalıyım, bunu da paylaşmalıyım derken günler geçip gidiyor ve ben iki satır yazamadım şuracığa. Haftasonu malum İstanbul harika bir bahar havası yaşıyordu. Ama yoğun ve arkadaş ziyaretiyle harika geçen bir cumartesinin ardından pazar gününe pek bir enerji kalmadı. Cumartesi ziyaretine gittiğimiz arkadaşım daha doğrusu şimdi uzak diyarlarda ikamet eden arkadaşımın kardeşi de benim gibi hamiş. Aramızda sadece 2 hafta  fark var. Haliyle sohbetin neredeyse tamamını  bu mevzular alıp götürdü. Güzel keyifli bir gündü...  Pazar günü ise aslında Böcük'le planımız alışverişe çıkmaktı (aman ne enteresan, son zamanlarda başka yaptığımız bir şey yok ki zaten:) ) Fakat ikimizin de pili yeterince bitikti ki anlaşılan evin yakınındaki parka yapılan kısa bir ziyaret sonrası gün içine yayılan kahvaltıyla alışveriş planımızı da ertelemiştik bile.  Ama hepsi birbirinden şen şakrak çiçeklerimizin arasında balkon sefamızın da açılışını yapmış olduk böylece. Ama bu çiçekler o bahsettiğim park ziyaretinden.



Son paylaşımım ise haftalardır elimde kalıp giden bebişe ilk el emeğim. İnşaallah giydiği günleri görmek de nasip olur. Örme kısmı çok kolaydı ama dikmek ve son haline getirmek konusunda epeş üşengeçliğim tuttu.  Bu aralar zaten kolumu bile kaldırmaya mecalim yok gibi.  Buna birde her yıl neden yapıldığını bir türlü anlamadığım saat değişikliği eklenince iki gündür harap bitap işe geliyorum desem yeridir.


Bu arada dün bir de çook sevdiğimiz bir ablanın vefat eden annesi için Şakirin Camii'ndeydik. Allah rahmet eylesin, bir tanecik annesini en sevdiğine gönderdi. Mekanı cennet olsun inşaallah.

Şakirin Camii'nin açılışında eşimin çektiği fotolardan camiye hayran kalmış ve hep ziyaret etmeyi istemişimdir. Dün hepsini gezemesem de görebildiğim kadarıyla hakikaten övgüleri hakeden bir cami olduğunu düşündüm.

Çarşamba, Mart 23, 2011

Ve nihayet!


Ve işte İstanbul'a bahar geldi. Bugün iş yerine biraz geç geldim. Gelirken de işte bu güzelliğe şahit oldum. Meyve ağaçları ilk tomurcuklarını açmaya başlamış... Doga yeniden kimbilir kaç milyonuncu kez uyanıyor...

Salı, Mart 22, 2011

İstikrar

Kelimenin kökeni arapça. Devamlılık, kararlılık anlamına geliyor. Ama ben en çok istikrar demeyi seviyorum, biraz eski kafalıyım zira... Bak şimdide zira dedim. Benim kelimelerle serbest dansım böyle sürer gider işte. O yüzden evde en çok ortalıklarda gezen kitap Türkçe sözlük'tür. Her an bir kelimeyi merak edebilir, hatta meraktan çıldırabilir, Böcüüükk lütfen bana sözlüğü getirebilir misin diyebilirim şayet başucumda ya da yakınımda bir yerde yoksa. Kelimelerin kökenini, kullanım alanlarını, mecaz anlamlarını, yan anlamlarını, düz anlamlarını, her şeyini çok severim. Özellikle eşimden ve annemden ilk kez duyduğum  kelimeler ya da deyimler akıl mideme gurultular yaşatır, çok geçmez doyururum onu... 

Neyse nereden geldim buraya asıl istikrar kelimesiydi asıl sözünü etmek istediğim. Hayatımda aslında genel olarak çizgileri belli, kararlarına sadık, gittiği yolda çoğu zaman sabit bir insanımdır. Yani istikrarlı... Ancak özellikle kendime kazandırmaya çalıştığım (ki bu aslında özümde bende olmayan şeyler demek oluyor) konularda ise hiçbir zaman bir istikrar yakalayamıyorum malesef. Örneğin gittiğim hiçbir kursu nihayete erdiremiyor, çalmayı denediğim hiçbir müzik aletini tam manasıyla öğrenemiyor, başladığım hiçbir diyete yada spora devam edemiyor, başladığım hiçbir kitabı bir seferde tam olarak bitiremiyor, yazdığım hiçbir metni bir seferde tamamlayamıyor, başladığım hiçbir günlüğü devam ettiremiyor (bir deftere) ve aldığım hiçbir kararı tam olarak uygulamaya koyamıyorum.

Kısacası hayatımdaki birçok konuda aslında istikrar gösteremiyorum... İlk yazdığım kişiyle yani karakteristik olarak istikrarlı ben ile sonradan edinmeye çalıştığım konulardaki istikrarsızlığımla sözkonusu ben ne kadar tutarsızız ilk bakışta değil mi, ama değil işte çünkü o benim... Yine de başladığı her işi inatla sona kadar  götüren, yolunda gitmeyen her şey için sonuna kadar savaş verip boşveremeyen de benim. Hal böyleyken şu aralar  evde istirahatte olduğum dönemde almaya başladığım notları da ihmal etmeye başladım. Halbuki bebeğimle benim geçirdiğimiz  o en zorlu dönemlerde o küçük defter sırdaşım olmuş, yol arkadaşım olmuştu. Bugünlerde minik aşkımıza dair alınacak tonla not, yapılacak sürüyle şey varken, ben hala bu küçük deftere de bir şeyleri not düşmek istiyorum en saf  haliyle... Cumartesi yazmalıyım diye açtığım deftere iki hafta tek satır bile yazmadığımı farketmemle ise istikrar kelimesi bir kere daha hüzünle çöktü içime... Birçok konuda değil belki ama bu konuda istikrar göstermem gerekiyor kesinlikle....

Perşembe, Mart 17, 2011

B.

Bloğuma bahar detoksu yaptım. :))

Çarşamba, Mart 16, 2011

Gölge gitti, neyseki şimdi de bahar güneşi içimi ısıtıyor.*


Kardeşim harika bir dokuz günün ardından malesef gitti. O kadar çok şımartıldımki bu süre boyunca yokluğu her anlamda zor benim için. Dün akşam iş çıkışında eve bile gitmek istemedim o yok diye....  Harika ötesi yemekler ve önce yağan karda kar muhabbetleri ve hemen ardından gelen baharla yapılan küçük kaçamaklar... Hepside süperdi. Uzun aradan sonra ilk kez iş  ve gerekli alışverişler haricinde sadece gezme amaçlı  dışarı çıktım onun da sayesinde. Üsküdar-Çengelköy ve Eminönü hattı haftasonu bizden soruldu. Yenildi içildi, uzun uzun sohbetler edildi eşle, kardeşle, dostlarla....

Giderek daha fazla hissettiğim bebeğimin minik kıpırtıları beni hayata bağlıyor, o kadar çok mutlu oluyorum ki, ona kavuşacağım günü iple çekiyorum. Bir yandan da tabi günler geçtikçe hiçbir zaman hazır olamayacak olmamın stresi basıyor. 24. haftaya giriyoruz ve biz hala kayda değer bir alışveriş yapmadık bebek için. Araştırma kısmı ve tabi en zoru karar verme kısmı hepsinden daha zormuş, birde tabi gerekliler gereksizler ayırımı var en önemlisi... Bir kere kıyafet konusunda abartmamak gerektiği aşikar, yaz bebeği olacağı için ilk aylar için kalın parçalar almakta gerereksiz. Dolayısıyla ince, az ama kaliteli ürünler seçmeye çalışıyorum giysi olarak. Sonra bakım ürünlerinde olabildiğince doğal ürünler ve doğal yöntemleri seçeceğimde aşikar. Bir iki marka belirledim kafamda geriye almak kaldı. Bebeği taşımak için ana kucağına ve arabaya ihtiyaç olacak ilk etapta sadece anakucağını almayı düşünüyorum belmi birde kanguru. Aslında siling almayı çok istiyorum ama kullanım konusunda kafam hala net değil... Bu konuda da her konuda olduğu gibi tavsiyelere açığım. :)) Araba konusunda da bir iki markada karar kıldık gibi. Bizim içim hafif ve portatif ve tabiki güvenli bir ürün olması yeterli gibi görünüyor.  Biberon türünden araç gereçler konusunda o kadar çok alternatif var ki kafam hala karışık, birinin birine üstünlüğü ne ola ki. :)  Süs püs kısmına ise henüz hç giremedim, sanırım vakit kalırsa son zamanlarda ancak bu konuya eğilebileceğim. Aslında süs püs ve birkaç parça önlük, alt açma, oyuncak gibi şeylerde kendi yaptığım birkaç parça olsun istiyorum çok fazla ama  başarıp ortaya çıkarabilecek miyim şüpheliyim, O kadar ağırlaştıki hareketlerim evdeki asgari işleri bile halletmem hayli vaktimi alırken ona nasıl zaman ayırabilirim bilmiyorum. Birde hala istediğim gibi rahat dışarı çıkamıyor olmam ve haliyle  gözlemlerimin sınırlı olması nedeniyle malzemelere ulaşmam  konusu da sıkıntılı. Neyse ne yapalım artık olduğu kadar, önemli olan bebeğimin sağlıkla doğması, gerisi teferruat.

Bu arada felaketler ardı ardına geliyor. Depremden sonra şimdi de nükleer tehditi dünyanın kapısını çalıyor, hatta çalmakla da kalmadı içeri sızıyor. Nükleer enerjiye neden hayır dememiz gerektiğini umarım birileri şimdi çok daha iyi anlıyordur. Birilerinin cebini daha fazla doldurmak için dünyanın başına sardığı bu bela şimdi bütün insanlığı tehdit ediyor... Çok üzücü ve elbette doğmuş ve de doğacak çocuklarımız adına endişe verici, ve ardı sıra gelen sorular sorgulamalar yine....

*Polyanna GG.

Cuma, Mart 11, 2011

Hayallerine dokun, hayallerine dokun...

Hayallerine dokun, hayallerine dokun... Bugünlerde dilime dolanan slogan... Tam da blogların kapanmasıyla hedef tahtasına oturtulduğu dönemde kurumsal yeniliğe giden ve bence başarılı bir kampanya yürüten D.igit.urk'un sloganı. Kulağa çok hoş geliyor....

Tabi T.ivi.bu atağıyla panikleyen D.igit.urk ve D..sm..art'ın müşterisini kaybetmemek için daha cazip kampanyalar yürütmesi gerektiği de aşikar....

Bu hafta kız kardeşim bizimle. Geçen pazar sürpriz yapıp kahvaltımıza yetişti. Böylece sabah kahvaltımıza davet ettiğimiz konuklarımız için harika bir sofrayı da o kurmuş oldu. Haliyle keyfime diyecek yok. İşler tıkır tıkır işliyor bana da kardeş gölgesinde gölgelenmek kalıyor. Evde şımarmaktan bir hal olmuş bir ben var. Ama bu kısa sürecek elbette. Her güzel şey gibi...

Japonya'daki deprem çok üzücü ve korkutucu... Kainatta ancak bir nokta olan insanoğlu için  8,9 şiddetindeki bir deprem ve devasa dalgalar dehşet  ve ibret verici. Tabi 8,9 şiddetindeki depremde yerinden kalkmaya bile lüzum görmeyen ve oturduğu binaya güvenen bir insan ile 4 -5 şiddetindeki depremde bile yaşadığı mekandan kaçmanın yolunu arayıp camdan atlayan bizim insanımızın kıyasını yapmak ta üzücü.  Demekki neymiş gerçekten de deprem değil bina öldürürmüş. İnşaallah Türkiye'deki sorumlular bir kere daha anlamıştır bu gerçeği ve umarım artık geç değil geç ötesi olan bu durum için bir önlem almak için adım atarlar.... Ne diyebilirim ki üzücü işte...

Pazartesi, Mart 07, 2011

Sinir Şey

Mısır nasıl modifiye edilir biri bana anlatsın, araba mı modifiye ediyorsunuz. Kaç zamandır tartışıladuran  ama bir önlemde alınmayan modifiye mısır nişastası yani besbelli GDO'lu olan bu ürün market reyonlarındaki hemen hemen bütün ürünlerde mevcut ve hiçbirisinde de GDO'lu ürün etiketi yok malesef.  Hatta bebek mamalarında, pürelerinde bile. Aylar önce alınan şu karara ve yapılan haberlere rağmen. Evet bunu malesef geçen günkü market ziyaretimde farkettim. Şimdiye dek hiç ilgi alanıma girmeyen bu alanda biraz araştırma yaptım kendimce ve dehşete kapıldım resmen. İnşaallah ilerde bebeğime hazır gıdalar yedirmeyi düşünmüyorum, ama ya evdeki hesap çarşıya uymaz, ya hayalini kurup planlarını yaptığım şeyler tutmazsa, Üzerinde bağıra bağıra doğal yazan, katkısız yazan ve ekranlarda boy boy reklamı yapılan bebek gıda markasının içeriğinde yazıyordu bu ürün.Ya peki bu ürünlerden ve bebeklere vereceği zararlardan haberi olmayan masum tüketici ne olacak. Bugün yine bir haber okudum,  çikolatalar da masum değil. Hadi tüketici unuttu medyanın gündeminden düşünce, firmalar da yasalara aldırış etmiyor, peki bu ülkenin tarım bakanlığı ve diğer yetkilileri ne yapıyor... Çok moralim bozuk, çok. Tüketici olarak elimiz kolumuz bağlı mahkumuz resmen. Ya da her biri için kuşanıp mücadeleye gireceksin tek tek. Girmiyor değiliz giriyoruz da yeri gelince ama hepsi o kadar kontrolsüz ve o kadar rastgeleki hangi birisinden başlayıp, ne yapacaksın... Umutsuzluk en kötü şey biliyorum ama her şeyden önce sosyal devlet anlayışı gereği beni ve haklarımı koruması gereken devlet karşısında bu kadar  çaresiz konuma düşünce üzülüyor ve öfkeleniyorum. Umarım  bu öfke bir şeyleri tetikler ve ufak da olsa bir adım atılır bu sayede.  Hayatımız bu kadar ucuz olmamalı... Bu arada  böyle bir şey de var.

Bu arada benim bloğum DNS ayarlarıyla hiç oynamadığım halde hiç kapanmadı, nedir anlamadım.

Salı, Mart 01, 2011

Bloğuma Dokunma!

Canım ülkemin yasaklarla anılmasını istemiyorum, kendimi ifade etme biçimlerimden birisi olan bloğuma kimsenin dokunmasını istemiyorum....  Yeter artık...