Perşembe, Temmuz 28, 2011

24

Günler ışık hızıyla geçiyor sanki, akşam oluyor, sabah oluyor... Oysa yazmak istediğim o kadar çok şey var ki, hiçbirine yetişemiyorum...  Hayatımı İK'dan önce ve İK'dan sonra olarak ikiye ayırmak istiyorum mesela, nelerin değiştiğini değil neyin değişmediğini yazmak daha kolay belki.  Bugün 24 günlük oldu minik kuzumuz. Önceki gün sevgili annemi ve babamı yolcu ettik, artık sadece teyzemiz kaldı yanımızda, buna da şükür... Dün ilk kez annem olmadan yıkadık bebeğimi... Biraz acemice olsa da önemli bir adımdı bizim için. İnşaallah bundan sonrası çok daha kolay olur...

Bu arada İK'cık tam bir em.me bağımlısı oldu... Karnı aç ta olsa tokta olsa sürekli emmek istiyor. Sadece e.merek uyuyabiliyor. Anne sütü çabuk hazmedildiği için sanırım karnı sürekli gurulduyor..  Sürekli altını kirletiyor ve haliyle bir kısır döngü misali peşisıra yine acıkıyor... Sadece em.me maceramızı yazsam sayfalar alır mesela. Daha önceden olsa bu konuda bu kadar yazacak ne var derdim ama öyle değilmiş... Hele em.menin tam ortasında İK'nın durup gülümsemesi, ya da artık bütünüyle doyduğunda kendince bir oyun yaparak ve biraz da can yakarak me.meyi bırakması müthiş... Hele acıkarak uyandığında iki eliyle Erol Taş gibi  ağzının sularını silermiş gibi bir hareketi varki başını sallayarak beni benden alıyor... Daha neler neler. Annelik güzelmiş...


Anneme Dair

Annemi yolcu ettik... Artık iş başa düşüyor... Onun gidişi çok koydu bana, kafa dağıtmak için düşünmemeye çalışıyorum sürekli. Ama onun varlığını sürekli yanımda hissetmeye o kadar çok alışmışım ki... Dün başım ağrıdan çatlıyor sandım resmen. Bir yandan da diyorum moralimi bozmamam gerek bu bebeğim için hiç iyi bir şey değil. Ama diğer yandan bu süreçte o kadar moral bozucu şey yaşadım ki bu devede kulak misali en fazla... Duygusallığımın tavan yaptığı bu dönemde kurduğum pembe hayallerin toza bulandığını görmek çok acı verdi kimi zaman... İlk günlerin şaşkınlığı, acemiliği kimi zaman kendimize kimi zaman da sevdiklerimize zarar verdi, üzdü... Üzüldük sevindiğimiz kadar olmasa da nihayetinde... Zaman her şeyin ilacı, umarım buna da derman olur tek dileğim...

Annemin değerini bu hamilelik ve doğum sürecinde çok daha iyi anladım... Anladım ki ana gibi yar gerçekten de yok. Annemle hiçbir zaman aram kötü olmadı, her zaman en yakın dostum, en yakın arkadaşım oldu ancak anne olunca annemin değeri, anlamı benim için  kat kat arttı. Benim yavrum için endişe ettiğim her anda gördüm ki o  aynı zamanda kendi yavrusu için ve elbette yavrusunun kuzusu için ayrı ayrı yanıyordu..  30 yıl aradan sonra yeniden bu kez yavrusun kuzusuna verdi bütün sevgisini, ilgisini, emeğini.. Unutmuşum dedi ilkin bebek bakmayı, çok zaman geçmiş... Ama çabuk attı o da acemiliğini, biz rahatladıkça o da rahat etti torunuyla ilgilenirken... Kısa zamanda o kadar çok şey öğretti ki bana... Sadece bebek bakımı değildi öğrettiği; hayata dair kadın duruşuydu aynı zamanda, sabırla sükunetle ama dik durmayı öğretti. Üzüldüğünde, çok üzüldüğünde bile evladın için sabretmeyi, sükut etmeyi öğretti.

Fedakar, cefakar, bitanecik annecim, seni yeterince sevip sayamadığım, kıymetini bilemediğim için beni affet, senin hakkını her halde savunamadığım için kimi zaman güçsüz ve aciz kaldığım için beni affet, yine de benim içimden geçen her kelimeyi bir tek sen anlarsın bilirim.... Seni çok seviyorum... Herşey için teşekkür ederim, kendim ve bebeğim adına, hakkını helal et....

Perşembe, Temmuz 21, 2011

Daha 17

Günler sanki ışık hızında geçiyor.  Bugün 17 günlük oldu meleğimiz. Tabi pek çoğuna malum olduğu üzere zaman em.zirme, uyutma, altını değiştirme  seansları şeklinde devam ediyor.  Aslında yazmak istediğim çok şey var ama zaman yok... Çocuk büyütmek çok büyük bir sorumlulukmuş, aldığı her nefes senin kontrolünde. İnanılmaz zevkli ve inanılmaz zor bir şey... İnsanın kalbini sürekli elinde taşıması gibi... Düştü düşecek... Rabbim sen meleğimize sağlıklı uzun ömüler nasip et...

Cumartesi, Temmuz 16, 2011

Minik meleğimiz bugün 12 günlük oldu. Hayatımıza binbir rengin katılmasının üzerinden tam 11 gün geçti bile... Sabah kalktığımızda artık rutinimiz olduğu üzere bezini değiştirmek  için altını açtım  ki göbeğinin düştüğünü  gördüm. Anneannesiyle bir oh çektik. Çünkü kuzumuz bir badireyi daha atlatmış oldu böylece. Şimdi artık rahat rahat yıkayabiliriz meleğimizi...  


Minik meleğimiz diyorum da ben ona asıl öfkeli şirin ismin uygun gördüm. Doktorun talimatıyla doğduğundan beri 2 saatte bir emzirme  seansımız var İK'cıkla. Bebeklerin kan şekeri çok çabuk düştüğü için özellikle ilk bir ayda bu şekilde beslenmesi çok önemliymiş... Fakat  miniği derin ve tatlı uykusundanher seferinde uyandırmak hiç de öyle kolay olmuyor. İşin bir de kıyamama durumu var tabi ki. Hal böyle olunca miniğimin uyandırırken yüz ifadesi tam bir öfke patlaması anı gibi. Yüz şekilden şekle giriyor ve memnuniyetsizliğini ve öfkesini yüzündeki her mimikten gayet rahat anlayabiliyor insan... Küçük dayısına benzetiliyor olmasında yüz hatları kadar bu öfkeli bakışlarının da etkili olduğunu düşünüyorum hatta, çünkü erkek kardeşim de biraz çabuk kızan ve kızdığını çok belli eden bir tiptir... Hastaneden eve gelişimizin 2 ya da 3. günüydü. Üzerine mavi bir zıbın ve altına da beyaz bir patikli alt giydirmiştim kuzumun.  O haliyle ve yüzündeki  öfkeli bakışıyla bana şirinleri ve dolayısıyla öfkeli şirini pek bir hatırlattı kuzum... o günden beri giydirdiğim her kıyafete ve gününe göre yeni isimler versekte bebeğimize en çok öfkeli şirin tutuldu diyebilirim. Bu nedenle ona özel açtığım bloğun ismi de öfkeli şirin... Öfkeli şirinim benim...... :)))



Cumartesi, Temmuz 09, 2011

Hoşgeldin bebeğim...


5 Temmuz 2011'de saatler 08:20'yi gösterirken meleğimiz nihayet aramıza hoşgeldi.  Kelimelerin bittiği yerde yeni bir hayat başladı. İbrahim Kayra başta anne ve babası olmak üzere, onu özlemle bekleyen birdolu akraba ve dosta merhaba dedi...

Bugün 5 günlük bir delikanlı İK'cık. Kalbi ağrıtırcasına bir sevginin nasıl bir şey olduğunu öğrendim onun sayesinde şu kısacık zamanda...  Ve daha bidolu  şey...Yoğun günler geçiriyor, hızla birbirimizi tanımaya çalışıyoruz... Şu sancılı ama aynı zamanda duyguların zirve yaptığı günleri bir geçirelim hayırlısıyla ayrıntılarla yine buradayım...

Pazar, Temmuz 03, 2011

Son İki Gün

Büyük buluşmaya son iki gün kaldı. Tabi küçük bey daha erken gelmeye karar vermezse. Zaten bu yöndeki sinyalleri nedeniyle doktor operasyonu biraz daha öne çekti.  Evdeki heyecanlı, mutlu ama aynı zamanda gergin bekleyiş bir acayip. Ara ara elimiz ayağımıza dolanıyor, resmen kilitleniyoruz... İki gündür son hazırlıklarla meşgulüz, bir de hastanede gerekli tahlil ve tetkikleri yaptırmakla. Doktorum dünya tatlısı bir insan. Benim gibi panik birisini tam olarak çözmüş ve nabza göre şerbet vermekte de üstüne yok...  Dolayısıyla şimdilik her şey son derece normal seyrinde devam ediyor.   İnşaallah böyle devam eder ve iki gün sonra buradan mutlu haberi paylaşıyor olurum. Salı sabahı hastaneye gider ve dünya tatlısı bitanemizi sağlıkla alıp yuvamıza döneriz. Öyle umuyor, öyle dua ediyoruz. Sizlerden de ricam bizim için dua etmeniz...