Çarşamba, Eylül 28, 2011

Kerata ne demek?

Kayra ile günler birbirine eklenip duruyor. Meğer çocuklu bir ev kadını olmak ne büyük zanaatmış. Bunlar daha iyi günlerin diyor içimden bir ses. Birde ayaklanır peşinden koşturmaya başlarsa vah halime. Bazen kahvaltımı bitirdiğimde öğlen olmuş oluyor. Derken evi toparla, çamaşır  bulaşık  ooooo saatler uçup gitmiş. Tabi bütün bu işler içinde Kayra'nın karnının tok, altının temiz ve uyuyor olması gerek. Çünkü kerata aksi halde asla izin vermiyor. İlla yanında olacaksın, ya onunla konuşacaksın ya da oyuncağıyla oynatacaksın... Bu gidişle geveze bir şey olursa şaşırmam çünkü akşama kadar ona anlatmadığım  şey uydurmadığım şarkı kalmıyor...

El kol kordinasyonu her geçen gün daha iyi. Artık kendini uyandırmak yerine uyurken elleriyle emziğini tutuyor, battaniyesini yüzüne çekiyor öyle uyuyor.  Bakışları daha anlamlı bakıyor, gülerken sesler de çıkartıyor. Birde babasından gözlerini ayırmıyor kerata akşamları. Bütün gün herşey dahil hizmet eden anne, ilgi, alaka ve gülücükler babaya... Neyse yok kıskanmıyorum özlüyor sanırım bütün gün...

Pazar günü ilk AVM ziyaretimizi yaptık, çok panik olduk ama şükür o da  iyi geçti. Ama  panikten hiçbir mağazayı doğru düzgün gezmediğimi farkettim sonradan. Bu arada etrafta ne kadar çocuklu, bebekli insan varmış ya. Bir ara asansörün önünde dört tane bebek arabası vardı... Algıda seçicilik mi yoksa herkesin bebek yapası mı geldi bilemedim...

Bebek için ziyaretler de tam gaz devam ediyor, Cumartesi yine kalabalık bir grubu ağırlayacağım, iyi bir planlamayla inşaallah onu da sorunsuz geçiririm. Aslında tüm mesele ne hazırlayacağıma karar vermekte ve Kayra ile iyi bir planlama yapmakta. Yoksa sorun değil... Gelecek olanlar üniversite yıllarından çok sevdiğim üç arkadaşım, uzun zaman sonra ilk kez biraraya geleceğiz, çok heyecanlıyım...

Bu arada aklıma takılan şeyler var mesela bebekle daha kaliteli zaman geçirmek için neler yapmalıyım. Üç aylık bir bebekle neler yapabilirim. Bir de evimiz biraz serin bir ev, bebeğimi evde nasıl giydirmeli, uyurken nasıl örtmeliyim.  Gerçi her an bir şeye takılıyorum da bu aralar en çok bu iki soru beni meşgul ediyor...

Şehit haberleri çok üzüyor bu aralar beni gerçi kimi üzmüyor ki... Hele hamile bir kadının bile canına kastedenleri düşündükçe midem bulanıyor. Birileri bunun hesabını tutmalı, birileri de hesap vermeli hem de hemen...




Salı, Eylül 20, 2011

Çok birikmiş

Sünnet konusu operasyona sadece bir saat kala bir doktor arkadaşımızın tavsiyesi ve aile büyüklerinin itirazıyla rafa kalktı. Zaten eşim de ben de bir türlü İK'cığa kıyamıyor ve daralıyorduk, iptal sonrası ikimizde derin bir oh çektik...

Misafirlerimizi cuma günü yolcu ettik. Babaanne, hala ve kuzenlerle geçen çok keyifli fakat bol sesli iki haftanın ardından evimiz yine eski sessiz haline dönüş yaptı. Arada İK'cığın ağlamalarını saymazsak hala sessiz sedasız bir ev bizimkisi..  Ama bundan kimse şikayetçi değil. Komşular da bizde.

Bebeğimizin son doktor muayenesinde çok şükür bir kere daha kilo alımı ve diğer gelişimiyle ilgili herşey yolundaydı. Umarım hep böyle devam eder. Bu arada doktorumuzu değiştirdik ve çok memnunuz.  Benim yaşadığım em.me sorunuyla ilgili de doktorumuz hiç kafanı takma, o alması gereken sütü alıyor belli ki diyerek çok rahatlattı. Bu arada Rota aşısını da yaptırdık. Aşıyla ilgili de tereddütümüz vardı ama doktorumuz o konuda da içimizi rahatlattı sağolsun.

İK'dan haberlere gelince, artık daha dikkatli bakıyor, cisimleri ve kişileri daha iyi takip ediyor hatta seçiyor, daha çok gülüyor hatta gülerken çok sevimli sesler de çıkarıyor, mimikleri daha belirgin, bir şeye kızdığını, küstüğünü, hoşuna gittiğini hemen anlıyorsunuz. Yüzükoyun yatırınca kafasını kaldırıp ayaklarıyla kendini yan yan kaydırıyor.  Emme konusunda o kadar sabırsız ki  saniyeler içinde çok ilginç bir ağlama sesiyle bunu belli ediyor. Bense o sesi biraz daha duymak için birazcık nazlanıyorum. Kabul biraz acımasızca bir davranış ama dediğim gibi saniyelerden söz ediyoruz. :)
Bu arada pazar günü İK ile ilk uzun gezmemizi yaptık. Ona oyuncak alma bahanesiyle karşıya, Eminönüne geçtik, oradan da Fatih'e. Çok endişeli çıktık yola ama şükürler olsun bebeğim yolda bizi hiç üzmedi. Üç vesait git, üç vesait gel epey uzun bir yoldu da aslında.  Böylece biraz daha cesaretimiz arttı onunla dışarı çıkma konusunda. Aslında şu gaz sorunu sona erse çok daha kolay olacak sanırım her şey..  İki buçuk aylık küçük delikanlıyla  Galata da balık ekmek yiyip fotoğraf bile çektirdik. Fatihte dostlarımıza kısa bir ziyaret yapıp evimize geri döndük.  

Bu arada bebek arabasıyla şehir içinde dolaşmak tam bir kabus. İki kişi değilsen zaten neredeyse mümkün değil. Ne kaldırımlar kaldırım, ne yollar yol. Bebek arabalarını merdivenlerden indirip çıkarmak tam bir cambazlık istiyor, neyseki arabamız çok hafif ve iki kişiyiz de çok sorun olmadı,  ama aksi neredeyse bir hayal benim için...

Pazar, Eylül 11, 2011

Cısss

Kuzucuğum ikinci ay aşılarını da oldu cuma günü. Ateşlenmesi çok olacak diye çok endişe etmiştik ama şükür  fazla artmadan ufak ateş artması ve keyifsizlikten sonra normale döndü. Bir fitille atlatmış olduk böylece. İnşaallah bundan sonrakilerde bu kadar kolay geçer. Ama aşı olurken attığı çığlıklar hala kulaklarımdan gitmiyor...  Yarın doktor kontrolü var, umarım kilo alımı ve sağlığı da iyidir...

Çok dua ediyorum yavrum ve bütün bebekler için. Rabbim hep güzel günlerini göstersin inşaallah....

Çarşamba, Eylül 07, 2011

Gülümseee

İki ayı devirdik çok şükür, bol stresli ve sıradışı günlerin ardından insan hüzünle, mutlulukla ve kendine inanamayarak vay be iki ay doldu bile diyor... Öyle işte İK ile günler hızla geçiyor aslında, sabah oluyor, akşam oluyor, zaman kavramı yaniden tanımlanıyor adeta, bütün takvim İK'ya göre yaniden düzenleniyor. İK'nın muayene günü, İK'nın aşı günü vs...

Uyku problemini epey yoluna koydum sanırım, şimdilik yolunda gidiyor, fakat em.me sorunumuz devam ediyor. Bazı günler çok güzel yolunda giderken bazen emmeyi unutmuş gibi sanki emzirmek bir işkenceye dönüyor benim için, yavruma da karnını doyurmak bir işkenceye dönüşüyor adeta... Haftalardır danışmadığım kimse kalmadı, sağlık ocağı ve doktor da dahil ama kimse ne tam olarak benim problemimi anlayabiliyor ne de bir tanı koyabiliyor. Herkes bebeğimin ememeyişini isteksizlik olarak algılayıp, geçer zamanla olur bebeklerde böyle zaman zaman diyorlar. Ama İK emmek istemiyor değil diyorum, tam tersine çok istekli ve bunu başaramıyor bazı zamanlar, oysa ilk doğduğunda o güçsüz yorgun haliyle bile çok güzel emen bir bebekti. Şimdi ise ağlama krizleri eşliğinde zoru zoruna. Neyse ağır aksak gidiyor bakalım. Çok şükür kilo alımı yine de fena değil en azından asgarileri tutturuyoruz. Bu konuda tek hayalim en azından ilk 6 ay bebeğimin anne sütü alması, bu kadar debelenmem umarım işe yarar ve bunu başarırım. Zira bebeğimi emzireceğim diye pozisyon değiştirmekten sanırım bel kemiğimi de incittim... Her seansta ter su için kalıp kalıp soğumam da cabası. Hepsi bitanem için...

Ev şu anda kalabalık, İKcığın babaannesi, halası ve iki kuzeni bizde... Haliyle şu anda evde bir curcuna hali, alışmaya çalışıyor İK'da biraz zor olsa da. En çok ses onu rahatsız ediyor evin ıssız haline alışkın olduğu için... Ama güzel bir kalabalık aynı zamanda, sevgi çemberi içinde İK'cık. Hele kuzenleri, onları zapdetmek o kadar zorki, küçük oldukları için sevgilerini gösterirken ölçüyü kaçırmaları an meselesi, dikkatli olmak gerek...  Birde ah bu yorgunluk. Öncesi neymiş dedirtiyor insana... Sürekli temizlik, bulaşık ve yemek sirkülasyonu öyle yorucu ki. İK ile zaten zorken şimdi daha bir zor, neyseki görümcem çok yardımcı oluyor... Her nimetin bir de külfeti var elbette...

Bu arada bebeğim artık bizi iyice tanıyor. Özellikle beni. :)) Cisimleri takip ediyor, onunla konuşurken sesler çıkarıp tepki veriyor, bol bol gülücük dağıtıyor, tabi keyfi yerindeyse. Birde ağlarken falan sesli oyuncağını gösterince susuyor ve ilgiyle izliyor. Odasındaki süsler püsler boşuna değilmiş, öyle güzel oyalanıyor ki onlarla da... Bizden haberler böyle, şimdilik hoşçakalın....