Cuma, Kasım 25, 2011

Benden Uzak Dur Depresyon!

Ufff bu hafta benim için tam bir depresyona giriş dersi gibiydi.  İlk hafta evime kavuşmuş olmanın mutluluğuyla geçerken bu hafta onun yerini tarifsiz bir karamsarlık ve bıkkınlık aldı. Bunda soğuk ve kapalı havanında payı çok fazla. Hiçbir şey yapmadan evde öylece duruyor, ne yediğimden ne yaptığımdan bir keyif alıyorum. Tabi İK'yı bütün bunların dışında tutuyorum.  O çok tatlı, ne zaman onunla muhabbet etsek herşeyi unutuyorum, yüzündeki gülücüklerle günüm aydınlanıyor sanki, ama birde her saniye beni yanında istemese, kendi kendine de oyalanmayı başarabilse çok süper olacak. Biliyorum birileri bu isteğime uzaktan uzaktan gülüyor ama ne yapabilirim durum bu.

Babaannem evinin önündeki nar ağacındaki en büyük iki narı bana ayırmış, fotoğrafta o nara ait, Hala kıyıp yiyemedik, mutfağımızı süslemeye devam ediyorlar...

Son olarak kısa ve net olarak çağrımdır; Ey depresyon benden uzak dur. Şu an ihtiyacım olan son şeysin sen.

Perşembe, Kasım 17, 2011

Döndük

Sağ salim döndük şükür. Bizi merak eden iyi dileklerini eksik etmeyen herkese teşekkürler.  Gelir gelmez ayağımızın tozuyla aşı ve kontroller için hastane yollarındaydık. Aşısının yapıldığı ilk gün biraz nazlandı yavrum ama çabuk toparladı neyseki. Kilo alımı bu ayda sınıra yakındı, düzensiz emmesi devam ettiği için ve mama da yemediği için bu beni hiç şaşırtmadı, yinede genel olarak uykusu ve keyfi maşallah yerinde olduğu için  doktor böyle devam edelim dedi.

Bir ay köydeydik, hava bizim gitmemizi bekliyor gibi peşimizsıra buz kesti, günlerce burnumuzu bile kapıdan çıkarmadık, böyleyken bile gidişimizin haftasına  varmadı bebeğim ilk hastalığını geçirdi, hafif seyreden bir ateş ve keyifsizlik, yüreği ağzında atan ailemle birlikte soluğu doktorda aldık, ama doktorun verdiği ilaçları kendi doktorumuza sormadan vermek istemedim çünkü ilaçların arasında antibiyotik bile vardı, doktorumuzda tam duymak istediklerimi söyledi ve şükür sadece ateş düşürücü ile savuşturduk ilk salvoyu. Sonraki günlerde hava biraz daha normale dönünce birkaç ziyaret yaptık bizde. Tabi bizi ziyaret edenleri saymıyorum, sağolsunlar akrabalar ve komşular bizi bir an olsun yalnız bırakmadılar, eline hediyesini kapan koştu geldi. Ama en çok yaklaşık bir yıldır annemlerin kapısını merdivenleri çıkamam gerekçesiyle ziyaret etmeyen babaannemim İK'yı görmek için hergün  gelmesi oldu beni etkileyen. İK hasta olduğunda da bizi gece gece İstanbula göndermeye kalkanda kendisiydi zira. Bu kadar evlat büyütmüş, bir sürü torun sahibi bir kadının bu düşkünlüğü ve sevgisi beni çok etkiledi. Aslında onların sevgisine, ilgisine layık olamamaktı beni birazda üzen. İK çok şanslı bir bebek, o kadar çok seveni varki, hani bir funclup bile kursak yeridir, uzak ilçeden ziyarete gelenler mi ararsın, annesine söz geçirip bize gelemediği için dolayısıyla İK'sevemediği için ağlayan kuzen mi, evlenmekten vazgeçip İK'yı beklemeye karar veren ve her fırsatta onu görmeye gelen köyün genç kızları mı, yoksa telefon açıp ben dayanamıyorum ne yapacağız çok özledim diyen bir yenge mi, hele bir Nihal yengesi var, İK'ya battaniye mi dersin hırkamı ne varsa örmüş, ama hakkını yemeyelim İK'da onun kucağında attığı kahkahalarla teşekkürün kralını yapıyor... Ama en çok dedesiyle sohbet etmeyi seviyor İK'cık birde anneannesinin kucağında zıp zıp zıplamayı. Babama öyle güzel karşılık veriyor ki türlü seslerle, sanki gerçekten bir şeyler anlatıyor. Bize de o şen gülücüleri izlemek kalıyor.

Köyde birde bebek mevlüdü yaptık, annemin kendine verdiği sözdü bu, benimde çok hoşuma gitti doğrusu. Davet edilenler bir yana mevlüdü duyup gelen bile oldu, dedim ya İK çok şanslı. Ev onun sayesinde dolu taştı, bereketlendi. Annemlerin sevinci ise görülmeye değerdi.

Köy sonbaharda nefisti.  Soğuk biraz tedirgin etse de orada olduğum süre boyunca tablo izler gibi izledim evimizin bahçesini ve tepeleri. Oksijen çarpıyordu adeta, horoz sesleri arasında uyanıyor, koyun sürülerini izini sürüyordum her gün. Hele mantar sezonu açıldı mı her gün neredeyse bir komşudan biz melki deriz, dede böğrü deriz, sıraca deriz mantar ikramlarını arkası kesilmedi. Aslında asıl keyif ormana çıkıp mantarları kendin toplamada ama bu şu anda  İK nedeniyle mümkün olamadı. Belki seneye birlikte gideriz, kısmet. Sobalarda yanan meşe odununun çıtırtısı, üstünde kestane kebap canın ne zaman isterse.  Mevsimin son meyveleri bize rezerve edilmişti, kara incir, nar ve son mahsül üzümler renk renk... Meyveyi dalından yemek ne büyük keyif, sanki daha bir lezzetleniyor mübarekler...  Ha birde muşmula var halamın bahçesinde, seviyorum diye halam kaç posta toplayıp getirdi ya da gönderdi hatırlamıyorum.

Öyle işte bir ay bu, sayılı gün geldi ve geçti, hem de çok güzel geçti, biz onlarla mutlu olduk, onların hayatı bizimle renklendi. Bayramla finali de yapıp, babamızla hasret giderip düştük yine İstanbul yollarına ardımızda bıraktığımız yaşlı gözlerle. İnsanın içi bir başka acıyor bu vedalarda...