Cumartesi, Aralık 31, 2011

Yeni yıla girerken.

Fotoğrafı düzgün ekleyemedim bir türlü, orkidemiz ikinci kez tomurcuklandı, her sabah biraz daha geliştiğini görmek çok mutlu ediyor. Bakalım kaç çiçek açacak, merakla bekliyorum. Balkonda çiçeklerimse her kış olduğu gibi yine coşmuş durumdalar. Kış aylarında çiçeklerim için balkon çok ideal oluyor ama yazın sera etkisiyle ne yapsam kendilerinden geçiyorlar. Şu anda çoğu çiçek açmış durumda. En çok açelya ama, birde fotoğrafını çekebilseydim iyi olacaktı. İK. bey doğduğundan beridir çiçeklerime çok az aman ayırabiliyorum, vaktinde sularını verebilmişsem onu bile kar sayıyorum..  Yine de sağolsunlar beni terketmediler.

Küçük hoşluklar demiştim ya, bu da İK. cığa yaptığım o hoşluklardan birisi işte. Ona birkaç oyuncak diktim, gerçi olanlarla da pek ilgilendiği yok ama işte belki dikkatini çekerler zamanla. Elindeki güneş, biraz seviyor sanki eline daha rahat sığdırdığından mı nedir... Gerisi gelir mi bilmiyorum oyuncakların, şimdilik bir fil birde deniz atı var ufaklığın el yapımı. Deniz atını da sevdi sanırım renklerinden dolayı. Bir ara onlarında fotoğrafını koyayım en iyisi.

Yılın son günü bugün, öyle tatsız, öyle keyifsizimki kalemime de yansıyordur mutlaka. Yarın bugünden daha güzel olur mu dünya bu kadar karanlık ve ruhlar bu kadar açken... Yine de vefasızlık etmeyeyim ikibinonbir bize çok güzel geldi, bi kere hayat ışığımız, canparemiz aramıza katıldı, onunla hayata yeniden başladık. Renklendik, çiçeklendik, yenilendik...

Ama işte herkes için böyle değil, şu son bir ayda göğüs kanserine yakalanan  5 işi öğrendim ve içlerinde birde ölen var mesela. Ve yılın son günlerine damgasını vuran şu 35 ölüm var birde, can sıkıcı, ic acıtıcı...  İkibinonikiden dileğim daha doğrusu bir umutsa yaşamak yine de umutla beklemek istiyorum ikibinonikide de barış dolu, sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir dünyayı ama herkes için sadece kendim için değil....



Çarşamba, Aralık 28, 2011

Gece gece...

Sevgili bilog, gecenin bir yarısı yazmak istediğim çok şey var ama gel görki bende mecal yok. İK'cık bir sevgi pıtırcığı gibi hep kucakta, sürekli onunla konuşmamı, onu güldürmemi istiyor. Uyanıkken yatağında ya da yerde kendi başına durabildiği  zaman  5 dakikayı geçmiyor, sonrası avazı çıktığı kadar bağırma çağırma, öyle ağlama değil ha resmen çılgınca bağırıp ortalığı yıkıyor ta ki gidip kucağa alıncaya kadar. Bu  arada iki lokma yiyebildimse, ocağa bir tencerecik yemek koyabildimse, makinaya iki çamaşır atıp asabildimse çok şanslıyım demektir.  Evin derlenip toparlanmasını saymıyorum bile ki onlar genelde odadan salona salondan odaya geçerkenki arada  el çabukluğuyla ancak hallolur gibi oluyor.

Şimdi birde tabi katı gıdalar mevzuu var, sabah meyvesini vereceksin, öğleden sonra çorbasını, elbette her gün farklı bir çorba ve her yemek faslından sonra üst baş değiştirme, yıkama, silme faliyetleri vs... Ama yine de her şeye rağmen  annelik karmaşık ama güzel, uğraştırıcı ama zevkli. Şimdilik bu kadar ama bütün bu koşturmaca arasında küçük sürpsizler, güzel şeyler de yok değil. Onlar da bir sonraki yazıya kalsın.


Cuma, Aralık 23, 2011

Annelik Halleri

Sevgili blog bu annelik ne garip bir duygu, her geçen gün uzmanlık kazanıyor insan bebeğiyle birlikte, ne zaman uyanır, ne zaman acıkır, altı ne zaman kirlenir, hangi ağlama sesiyle ne anlatmaya çalışır öğreniyorsun bir bir, sonra ev işleri de halloluyor zamanla, yemekte kaynıyor, misafirler de ağırlanıyor eksikli kusurlu da olsa, bebeğin öğünleri, kirlisi, ütüsü derken tastamam bir anne oluyorsun zamanla iddasız da olsa.  Hatta demeye başlıyorsun ikinci bir çocuğum olsa asla şunları şunları yapmam, şunlar şunlar kesin olmalı  diyorsun cesur cesur, bilmiş bilmiş.

Yok yok sevdim ben bu anneliği, hem öyle böyle değil, korkuyorum oğlum büyüyecek de benden başkalarını da sevecek diye. Çılgınca bir aşk yaşıyorum yıllar sonra yeniden bu kez oğlumla. Bazen delicesine korkuyorum onu kaybetmekten, sımsıkı sarıyorum kucağımda hep öyle kalalım istiyorum, hele o uykusu geldiğinde ya da canı sırf bana sarılmak için sokulduğunda göğsümün altına  zamanı dondurmak istiyorum, ya da ben altını temizlerken yaptığı şirinlikler, danslar karşısında coşuyor, içime alasım geliyor tekrar. Annelik delilik hali, belkide hiç geçmeyecek bundan sonra, ilk zamanlar kalbini elinde taşımak gibi demiştim ya aynen öyle.

Bir blogta nasılsa büyüyor bebeklerimiz ve her gün biraz daha ötemize gidiyorlar, uzaklaşıyorlar bizden, iyisi mi hala yanımızda kucağımızdalarken sıkı sıkı sarılalım bebeklerimize diyordu, evet ben de öyle yapmaya çalışıyorum, bol bol kucaklıyor, sarıp sarmalıyor, kokluyor, saçını okşuyor, öpüyor, elini tutuyor, bakışıyorum, kucağına alıştırma diyenlere de gülüyorum artık, çünkü bir kaç ay sonra ben onu kucağımda tutmak istesem de o istemeyecek, kıucağımdan inip yürümek koşmak isteyecek diyorum içimden...  Belki yanlış yapıyorum belki çocuğun özgürleşmesini geciktiriyorum bu şekilde bilmiyorum ama ben aslında sadece annelik hislerime teslim oluyorum...

Perşembe, Aralık 22, 2011

İki Güzel Gün

Fotoğrafsız bir post olacak yine çünkü artarda iki önemli günde de fotoğraf çekmeyi unuttum. Dün güzel havayı fırsat bilip  İK ile dışarı  çıktık, yol bizi kültür merkezine götürdü ve  ilk resim sergimizi gezdik böylece, çok farklı, güzel bir duyguydu, fakat makineyi evde unuttuğum için fotoğraf  yok, bugünde ilk kez sanal dünyadan tanışıp çok sevdiğim ve yıllardır sanal sanal görüştüğüm bir arkadaşım bana ziyarete geldi. Çok güzel zaman geçirdik ama İK yok uyuyacaktı, yok korktu ağladı derken, zaten günler çok kısa hop bitiverdi gün iki kelam edemedik  doğru düzgün ve  bir kare bile fotoğraf çekmek hiçbirimizin  ( iki küçük beyle birlikte dört kişiydik) aklına gelmedi.

Aslında daha önce de bir sürü blog arkadaşımla görüşme girişiminde bulunduk ama bir türlü gerçekleştiremedik, sanırım Arzucum içlerinde en hızlısı çıktı. Çok teşekkürler canım, beni çok mutlu ettin, en kısa zamanda tekrar görüşmek  üzere.

Ve tabi güne damgasını vuranlar küçük beyler oldu. Asaf İhsan Kayracığa öğrendiği şarkıları söylemek için can atarken Kayracık ise nedense korktuğu için dudaklarını büküp ağladı durdu, abisinin her girişiminde. Hele çorbasını içiririrken  bir an öyle bir korktu ki benim ödüm patladı ağlama krizi karşısında, neyse sonra sakinleşti çok şükür. Acaba seslerden bu kadar korkması normal mi? (evhamlı anne sayıklamaya devam ediyor)

Bu arada  katı gıda alıştırma turlarında çorba işini hallettik gibi, meyve püresi işi zaten cepte bu sabah püreyi şıpırdata şıpırdata yedi bıcır maşallah. Birde yoğurt işini kıvırırsak deymeyin keyfimize.  Yalnız oğlum tam bir su düşmanı ne yapacağım bilmiyorum, su içiremiyorum bir türlü, biberonla, bardakla, kaşıkla ı ıh, hiçbirinden içmiyor, birde ağzına aldığı suyu bir süre bekletip sonra geri püskürtüyor, çözüm ne olaki?

Salı, Aralık 20, 2011

Çocukluğuma Veda

Doğanlar, ölenler... hayat bir garip vesaire. Vakit hayli geç oldu yazmadan geçemedim yine de. İK.cık uyuyor, babası da uyumaya gitti ben tek kaldım yine.  Bugün doğacak yeğenimin kız olacağını öğrendim, çok mutlu oldum, eminim çok tatlı bıcır bıcır bir kız olur, hele annesine çekerse çok konuşkan, sevgi pıtırcığı olacağı kesin. Babasına benzerse aynı şeyi söyleyemem ama kardeşim hayli içe kapanık ve snop bir tiptir çünkü. Sağlıklı olsun da gerisi hikaye aslında. İK. abi oluyor bu durumda şimdiden...Düşüncesi bile çok eğlendiriyor.

Dün akşam yurt dışında yaşadığı için uzun zamandır görüşemediğim  bir arkadaşımla  online görüştük. İkinci bebeği de kız ve İK ile beşik kertmesi yapmayı teklif etti ama ben ağırdan aldım, kötü kaynanayım şimdiden, oğluma kız beğenemiyorum. Bana onunla olan unutamadığım anılarım var mı ne diye sordu, esasında zor bir soru ama araya giren bunca yıla rağmen unutamadığım pekçok anı var ona dair zihnimde, çok garip bu frekansı pek az insanla yakalamışım aslında hayatta, ilk aklıma gelen onunda gelenmiş, istiklal caddesindeki meşhur kucaklaşma sahnemiz, sonra m. köydeki ev tutma yerleşme maceraları, başakşehir günleri vs... Yeniden o yıllara gitmek anılarda da olsa çok garip ve çok güzeldi. Çoktandır unuttuğum bir radyo frekansını yeniden hatırlamak gibiydi tıpkı...  Keşke hiç ayrılmasaymışız dedirten....

Dün üzücü bir haber de geldi memleketimden, kaç gündür rüya üstüne rüyaydı bekliyordum aslında bir acı haber. Köyün mecnunu derler Şevket abi hakkın rahmetine kavuşmuş. Mekanı cennettir Allah bilir tabi ama son zamanlarının kötü geçtiğini duymuştum hastalığı bir taraftan, ilgisizliğe mahkumiyeti bir taraftan.  Şevket abinin ölümü biraz da çocukluğuma veda gibi benim için ve bizim kuşak için tabi.  Her bayram sabahı cüssesine, yaşına bakmaz köyün bütün evlerini daha sabahın ayazında dolaşırdı bayramlaşmak için ve büyük küçük herkesin ellerini öper, torbasını şeker çikolata ne ikram edilirse onunla doldurur ve gülerek girdiği kapıdan yine gülerek ayrılırdı. O nedenle bayram demek çocukluğumda biraz da Şevket abinin gülümsemesi demekti.  Allah rahmetiyle muamele etsin, sarsın saklasın...






Pazartesi, Aralık 19, 2011

Güzel Günün Hatırası

Cumartesi günü uzun süredir görmediğim bir arkadaşım çok tatlı oğluyla birlikte bizi ziyarete geldi.  Çok güzel bir gün geçirdik. Bebişlerle uğraşırken bir yandan da koyu bir muhabbet vardı çay eşliğinde. Enes abimiz baya büyümüş kocaman yakışıklı bir delikanlı olmuş, çokta sevgi ve şefkat dolu maşallah, İK'yı geldi gitti hep öpmek istedi, kucağına almak istedi ama hep de söz dinledi.  İK'nın odasını çok sevdi ve diğer arkadaşımı kendine oyun arkadaşı seçti, oyunlar oynadı teyzesiyle orada. Biz kimi zaman işten, kimi zaman hayattan, kimi zaman olan bitenden, kimi zamanda yapmaktan keyif aldığımız şeylerden bahsettik. Ben nasıl bu hobi işlerine takıksam (hernekadar uzun süredir hepsi rafa kalksa da) arkadaşımda çocuk demedi, iş hayatı demedi bir süredir kurabiye, pasta  yapımına  fazlaca eğildi. Ve hatta eğilmekle kalmadı bir blog açtı ve bir arkadaşıyla birlikte bir yandan yeni yeni şeyler öğrenip denerken, diğer yandan da sürekli siparişler alıyor, birçok kalbi mutlu ediyor.  Gelirken bana da çok şık cupcakeler yapıp getirmiş sağolsun,  bu fotoğraf da onlara ait.  Güzel geçen bir günden geriye kalan hatıra.

Cumartesi, Aralık 17, 2011

Yerim yerim




















Koltuğa yaslanıp kitapta okuyoruz artık. :))

Cuma, Aralık 16, 2011

Ve Nihayet

Süt yetiyordu, yetmiyordu, çocuk doydu doymadı, aç olduğu için sık uyanıyor, yok yok diş çıkartacak ondan, ama kaka yapmıyor günlerdir, kabız mı oldu yavrucak yok yok aç da ondan yapmıyor, ek gıdaya mı başlasak, yok yok altı aydan önce olmaz e ama çocuk aç, olsun doyuyordur o doyuyordur, e ama hani açta ondan uyumuyordu, hayır gazdan o, ama gaz sorunu bitmemiş miydi?. Peki neden kilo alımı hep sınırda bu çocuğun, cevapsız sorular biteviye sayıklamalar....Aylardır devam ede gelen adama kafa yedirten sorular, sorular, sorular.... Ve nihayet bugün bir yere bağlandı.  Doktor kontrolünde bebeğimin bu ay sadece 300 gramcık aldığı ortaya çıktı, hoş belliydi de halinden  doktor da onaylamış oldu.

Aslında öyle gramlarla çocuk yetiştirmek istemiyorum, bu işin gramla santimle ilgisi yok bana göre, çünkü hepimizin ayrı ayrı genetik bir geçmişi var, annenin hamilelik süreci var çocuğun şahsına münhasır bir tipi eşgali var değil mi, bence önemli olan bebeğin gerçekten aç olup olmadığı, genel hali, sağlıklı olması, mutlu olması ne bileyim keyfinin gıcır olması, ama öyle değil işte. Doktor ayrı ölçüp biçiyor, sağlık ocağı ayrı. Şu kadar kilo alırsa az, bu kadar çok alırsa anormal araştırmaya değer vs... Velhasılı bu kilo işi benim için standardı tutturmaktan çok bebeğimin gelişimine etkisi açısından önemli ve genel sağlığı açısından elbette. İK'ya bakarsak görünürde bir memnuniyetsizliği yok, keyfi yerinde maşallah ama bence de o iğrenç damlaları bile iştahla içebiliyorsa gayet tabi artık katı gıdalara başlama vaktide gelmiş demektir. Nihayet doktorumuz da kilo alımının azlığı nedeniyle buna karar kıldı. Elbette en temel gıdası anne sütü olacakyine  bebeğimin çünkü bunu için izinler alınmış, annenin tüm zamanı ona rezerve edilmiş durumda ama artık dünyanın nimetlerinden de  tatma zamanı geldi işte.

Gerçi bir süredir ufak ufak tattırmaya başlamıştım elma suyudur, yoğurttur ama bir öğün olarak ilk kez bugün bebeğim ilk çorbasını içti. Malum sebzeler haşlandı, pürelendi ve afiyetle ama oldukça komik bir şekilde yendi. Neden mi komik çünkü beyefendi henüz kaşıkla bir şey yemeyi bilmediği için her kaşık çorba en az on kez ağız kenarlarından derilip toplanarak tekrar tekrar  ağzına verildi, bir yandan çorba içilmeye alışılırken diğer yandan üüüüü, püüüüü, gıııııııı gibi kelimeler de söylendiği için çorba zerreleri havada uçuştu, bir ara emzik emilmek istendi araya eller girdi derken epey hengameli bir öğlen yemeği oldu diyebilirim. En nihayetinde yarım su bardağı kadar çorba içildi afiyetle.  Çok iştahlı mıydı yerken, hayır ama en azından ağzını kilitlemedi, ağlamadı, yedi.  Aramıza hoşgeldin minik bebeğim....

Perşembe, Aralık 15, 2011

Bişey Demedim ki


Bazen ufacık ama ufacık şeyler bugünlerde bana sadece anne olmadığımı aynı zamanda kadın ve aynı zamanda insan da olduğumu hatırlatıyor, evet evet o kadar unutmuşum ki, o kadar kaptırmışım ki kendimi, son zamanlarda hiç değilse bunları arada bir hatırlıyorum sadece ve en azından şimdilik de olsa...

Bugün yine yeni kararlar aldım, bilmiyorum yine kaçıncı kez ben, acı acı gülüyorsunuz sanki bunları okurken, en son karar aldığımda ne olursa olsun bir daha  kimse beni üzemeyecek, üzülmeyeceğim demiştim bak onu hatırlıyorum en azından, başardım mı peki hayır. Olsun yenilen pehlivan güreşe doymazmış, benim savaşım da kendimle zaten. Yine yenilip yine yeniden ayağa kalkacağım her seferinde, ta ki belki Rocky'nin rakibinin  bilmem kaçıncı müsabakadan sonra artık ayağa kalkacak mecali kalmayıncaya kadarki hali gibi, ya da belki ondan daha az ya da biraz daha fazla dayanırım.

Kararlarımdan biri de kısa da olsa sık sık yazmaktı buraya, bak onu da başaramamışım ben, olsun yine denemekten ne zarar çıkar, ki zaten ben rolünü de bir türlü benimseyememiş bir insanım nitekim kimilerine göre yri gelmişken. Mesela evlenmişim ama eş olmayı becerememişim, çalışmışım ama iş kadını olmayı da, şimdi çocuğum olmuş ama anne olmayı da başaramamışım malesef mesela. Ama bunları söyleyen bir İNSAN  ne kadar başarmıştır acaba insan olmayı ve de insan gibi düşünmeyi. Ya da acaba bütün bu rolleri başaramayışımın nedeni birden çok rolü sırtlamak zorunda kalmak olabilir mi ki.

Yıllardır kendi kendime söylenip dururdum, ne tam iş kadını oldum, ne evimin kadını, ne tam entelektüel temayüllerim var ne de çarpı işidir, yemektir, örgüdür bilirim tam layıkıyla. Hepsi yarım yamalaktır hayatımda ve hayatımda zaten yarımyamalak o yüzden. Ama yine de insanın hiç de hazırlıklı olmadığı bir anda, bir elinde toz bezi, diğerinde tencere kapağı, kucağında çocuk ve aklında okunacak kitaplar, izlenecek filmler listesi varken ve nasıl daha iyi eş, nasıl daha iyi anne olabilirim diye hala sorularla kendini delirtmemek için mücadele verirken,  birilerinden apansız hemde hiç hazırlıksız bu eleştirileri duyma olasılığı hatta duyması  hiç de güzel değil hatta can yakıcı... Yine de ilk madde de dediğim gibi kararlarımda tutarlıyımdır en azından üzmeyecektim ya kendimi.

Birde insanı boğmamak lazım bak ben bunu öğrendim bugünlerde. Hele hayatının içine hiç etmemek gerek kimsenin. Çok ayıp bence. Bırakacaksın insanı canı nasıl isterse öyle yaşasın gitsin.  Kirli dolaşmak istiyor mesela dolaşsın, bulaşma, canı hasta mı olmak istiyor olsun karışma, bugün aç yatmayı istemek de bir özgürlük mesela ama bununla birlikte haftada bir gün olsun bir insan içine çıkmak da bir özgürlüktür mesela bir ev kadını için, ya da ne bileyim gününün 24 saatini ev ve çocukla ya da ne bileyim mutfakta geçiren birisi için dışarıda bir yemek, bir iki saatlik bir kitap dergi gazete ya da ne haltsa okuyabilmek de bir özgürlüktür ya da boğulmamaktır aslında. Boğmamak lazım nihayetinde, boğmamakta boğulmamakta ama, boğulmamak için boğmamak lazım bir de aciliyetle.

Çok mu karmaşık oldu yazdıklarım, varsın olsun, kafa karışık nihayetinde ama olacak, hepsi yerli yerine oturacak zamanla, zaman her şeyin ilacı derler ya. Gerçi buna da takığım ben bugünlerde, zaman her şeyin ilacıysa, biz bunca yıl tedavi olmamışız ya hayret, kangrene dönmüş içimiz ama ona da hayret insan bir sızlar bir ağrır değil mi nitekim, ı ıı tık yoktu tam tersine sensiz tadı olmuyordu cevap hep, şimdi boğuluyoruz ama ilginçççç. Belki fazlasıyla boğulduğumdandır bugünlerde demek istiyorum ama ona da gerek yok, ziraaa görünen köy yol su elektrik istediği gibi yorulan beden ve zihinde biraz el insaf istiyor. Bitmedi....

Cuma, Aralık 09, 2011

Ne çok şey...

Üçüncü aydan itibaren gaz sorununun da bitmesiyle birlikte İK'nın uyku sorunu diye bir şey yoktu hayatımızda. Yatağında kendi kendine uyumaya alışmış ve kolaylıkla bunu yapar hale gelmişti.  Öyle uzun uzun uyuyan bir çocuk olmadı hiç, ama uyandığı saatler belliydi gece, üç bilemedin 4 defa uyanır karnını doyurur yine uyurdu, uykusu geldiğinde yatağına koyar, başında biraz bekler ninni söyler elini tutar onunla kısık sesle sohbet ederdim ve o da bir süre sonra  ellerini yanlarına bırakır ve uykunun tatlı kollarına kendini bırakırdı, çok nadiren uykusu şaşar, ya da uykuya zor dalardı e o kadar da olsundu. Gündüzleri ise kısa kısa ama sık sık uyumayı severdi  onlarda da yine çoğunlukla kendisi dalardı uykuya. Çok nadiren kucağımda hafif hafif sallardım o kadar. Köyde bile korkuyordum bu alışkanlığını bırakır diye ama bırakmadı. Gel görki  dikkat ederseniz hep dı du olarak yazıyorum bütün bunları, çünkü bu hafta itibariyle bütün bunlar tam olarak bir hayal oldu. Günlerdir saatlerce sallamak da dahil bütün yöntemleri deniyor ve  zar zor uyutuyorum, o kendi kendine uyuyan çocuk sanki o değilmiş gibi kesinlikle kendi uyumayı reddiyor. Fakat kucakta da bir türlü sakinleşmiyor ama ağlamıyor da, yüzüme bakıp bakıp gülüyor ara ara sonra yine hırçınlaşıyor. Dişleri çıkacak belli ki, huysuzluğunu da ona veriyorum, Malesef uyutmak zaten başlıbaşına bir problem haline gelmişken birde bütün gece saat başı kalkmaya başladı. Haliyle uykularım delik deşik, ne uyuduğumu biliyorum ne uyandığımı, başımda sürekli bir ağrı kendimi insomnia olmuş gibi hissediyorum. Umarım bu sorun bütünüyle dişle ilgilidir ve dönemseldir, şu an sadece bunun için dua ediyorum.

Bu arada İK'nın farkındalığı giderek artıyor ve bende ona gün içinde daha güzel vakit geçirtmek için arayış içindeyim. Şimdilik bir iki oyuncağıyla ve bir iki kitaptan hikaye okuyarak resimlerine baktırarak  idare ediyorum ama bu yetmeyecek farkındayım. O nedenle az ama kaliteli oyuncakları olsun istiyorum, güzel kitaplar alayım istiyorum ve araştırma safhasındayım.  Tavsiyeye ihtiyacım var şiddetle. Hangi oyuncakları almalı, hangi kitapları seçmeliyim...

Bütün bunların arasında birde akıp giden bir hayat var elbette, yetiş yetişebilirsen. Bugün ilk kez bahsettiğim sorun nedeniyle  yarınki bir davetimi hayatımda ilk kez iptal etmek zorunda kaldım üzülerek.  Umarım son da olur, zira dost sohbetlerine en çok ihtiyacım olan bir dönemde bunu iptal etmiş olmam bindiğim dalı kesmem aynı zamanda. Çünkü ev ve çocuktan ibaret hayatımda yaşadığım düş kırıklıklarını ve yorgunluklarımı ancak böyle atıyorum ben, ne bileyim iki lafın belini kırarak, gezgin arkadaşımın maceralarını ondan dinleyip, komik yorumlarına gülerek, yani heyecanlar içinde olan dostumun mutluluğuna ortak olarak ya da... Bu ya da lar uzar gider böyle.

Neyse geriye komşulara geçen haftadan verdiğim sözle birde aşure pişirme işi kalıyor, Her yıl yaptığım bu ritüeli de atlarsam iyice mutsuz olacağım kesin, iyisi mi şimdiden işe koyulmak gerek.

Fotoğraf geçen pazardan, Fethipaşa korusunda topladığım yapraklar evde dekor oldu. Yapraklar Çin mabed ağacına aitmiş, bunu da bitkiler konusunda uzman bir arkadaşım söyledi...

Perşembe, Aralık 08, 2011

Üç Aşağı Beş Yukarı Üç Hayat

Geçen hafta üç ayrı gün üç misafirimiz vardı, üçü de bebeğimizi görmeye geldiler. İkisi benim biri de eşimin arkadaşıydı. Gelenlerin üçü de birbirinden şahsına münhasır tiplerdi. Yani üç insan ve birbirinden tamamen bağımsız üç hayat. İlk anlatacağım kişi benim iş yerinden tanıdığım ve sevdiğim benden epey genç bir genç kız. Evin tek çocuğu olmasının verdiği naif bir yapısı ve paylaşmayı bilmez tek çocuklar sözünü yalancı çıkaran türden hemen her şeyini paylaşmaya hazır ama bu paylaştıkları arasına kimi zaman çok özel sırlarını da karıştırma yanlışına  düşen hayatının baharında birisi. Pozitif olmaya çabalıyor ama aynı zamanda hayatın yükünü omuzlarında fazlasıyla taşıyor, neden çünkü annesi hasta, babasının düzenli bir işi yok ve kendisinin de sağlık sorunları var. Bu nedenle sorunlarıyla savaşmayı başarsa da çoğu zaman, bazen altında kalmamak için epey mücadele ettiği gerçek. Pırıl pırıl, hayat dolu, becerikli, güzel, ama fazla iyi niyetli, fazla paylaşımcı bu nedenle de suistimale çok açık, hayatın sillesini yemeye de. Allah esirgesin, kimi zaman kendisini uyarıyorum herkesle her şeyini paylaşma sonra üzerler seni diyorum, herkesi ilgilendirmez senin özelin anlatma diyorum ama bir yere kadar etkili bütün bunlar, umarım hayat boyu karşılaştığı insanlar hep iyiler olur.

Diğer arkadaşımsa meslektaşım (daha doğrusu kendime meslek olarak seçtiğim alanda), benden biraz daha şanslı ki mesleğini severek yapabileceği ortamlar hep karşısına çıktı ya da karşısına çıkan fırsatları iyi değerlendirdi diyelim, şu anda halen çok güzel bir işi var, taze gelin aynı zamanda ve yakın zamanda da anne olacak. Hayat Sana Güzel cümlesinin tam karşılığı bir anlamda. Ama bir o kadar da rahat, konformist ve hayat dolu. Sanırım işin sırrı biraz da bu, rahat olmakta. Kendime onu örnek almaya çalıştığım anlar olurdu bu rahatlık konusunda kimi zaman ta ki bu son ziyaretinde bebek üç aylıkken işe dönmeyi düşünüyorum deyinceye ve hatta bir süt anne de olsa hiç fena olmaz deyinceye kadar. Para kaygısı yok biliyorum, o halde neden? Rahatlık böyle bir konuda ne kadar yerindedir hem? Bebeği için iş hayatını bir kalemde silen ve dönüp ardına bile bakmayı düşünmeyen benim için bu fikir adeta soğuk duş etkisi yaptı. Minicik bir bebeği bırakmak senin için zor olmayacak mı dedim bilmiyorum dedi, hele süt anne bahsine girmiyorum bile. Belliki düşünmemiş üzerine, bende bebeğini kucağına aldığında çok farklı olacak hislerin diyebildim. Aslında herkesin kendi hayatı, kendi tercihi elbette ama bilmiyorum doğacak bebek için üzülmekten kendimi alamadım yine de. İk'yı her kucağıma aldığımda, onu kokladığımda bağrıma bastığımda bu düşünce aklıma geliyor ve irkiliyorum. Umarım bebeğine biraz daha fazla zaman ayırma fikri ona daha cazip hale gelir zaman içinde.

Üçüncü bahsedeceğim kişi ise, son derece iyi bir eğitim almış fakat iş meslek seçmeye gelince son turda farklı bir kulvara girerek hayatının yanlış kararını vermiş bir daha da o yanlıştan dönemeyip yanlışa yanlışlar eklemiş birisi.  İşin aslı meslek sahibi olmak onun için mesele değil habire girdiği sınavlardan  nereyi tercih etse yerleşiyor, nereye başvursa kabul görüyor, ülkenin en prestijli üniversitesinde master yapıyor. Ama bütün bunlar bile o yıllar önce yaptığı hatanın pişmanlığını örtmüyor ne yazık ki,  şimdi bile pekçok kişin yerinde olmak isteyeceği bir durumda ama bunun ona bir faydası yok.

Üç hayattan da çıkardığım dersler çok.  Her zaman seçtiğimiz  insanlarla seçtiğimiz hayatı yaşamak lüksüne sahip değilsek de yinede yaşadığımız hayat aslında üç aşağı beş yukarı seçimlerimizden ibaret.  


Pazartesi, Aralık 05, 2011

İK 5 Aylık Oldu

Kayra beş aylık oldu bugün. Büyüdüğüne tanık olmak çok güzel bir duygu, gözleri ile konuşuyor benimle, en çok bakışlarından  anlıyorum ne hissettiğini, ne istediğini, ama bu demek değil ki hiç konuşmuyor, tam tersine bugünlerde sürekli ses çıkarıyor hem de kalın, gür bir sesle hoşuna giden bir şeyde heyecanlanarak, kızdığı bir şey olduğunda da sitemli sitemli bağırıyor eeeee, uuuuu diye, şimdilik komşulardan bir şikayet gelmedi ama gecenin bir yarısında karnını doyurmaya çalışan Kayra'nın gür sesi yakında komşuları kapıya getirir diye korkuyoruz.

Birde oğlumuzun biraz tembel olduğuna kanaat getirdik, erken bir teşhis gibi gelebilir bu tabi ama üç aylıkken bile yüzükoyun yatırdığımızda çok rahat başını tutup bize gülücük atan bebek 5 aylık oldu ve yüzükoyun durmayı hiç sevmiyor, yatırdığımızda da iki kolunu yana uzatıp yüzünü yere yapıştırıp ondan sonrada basıyor yaygarayı, kaldırıncaya kadar da susmuyor. Ya da yere serdiğim örtünün üzerinde ilk gün bir heves kıçını attıra attıra 360 derece dönen çocuk şimdi öylece yatıp biri gelse de muhabbet etsek tadında bekliyor.  Tabi onunla konuştuğumuz sürece sorun yok, gayet keyfi yerinde. Arada bir eli oyuncaklarına gitse, kendini sağa sola atsa da öyle kayda değer bir dönme belirtisi henüz yok.

Ama yapmaktan en çok hoşlandığı şey benim kucağımda zıplamak ve  yüzüme dokunup çekiştirmek. O kadarki kahkaha bile atıyor bunu yaparken. Ama en keyiflendiği anlar her zaman altının değiştiği zamanlar. O zaman gülücüklerin bini bir para ve o kadar oynaşıp hareketleniyor ki maşallah bezini bağlamak epey zor oluyor. Ha bu arada saç yolma hobisinin önüne de saçlarımı kısacık kestirerek bir nebze engel koymuş oldum. Öyle hafifledim ki daha önce kestirmediğime çok pişman oldum. Zaten doğumdan sonra sapır sapır dökülmeye başlamış ve evde saç toplamaktan fenalık gelmişti.  Her kuaför sonrası bir dahaki ziyaretimi bu kadar uzatmayacağıma söz veririm bu kezde kendime söz vererek çıktım, bakalım.

Bu aralar güzel havaları da fırsat bilip sık sık dışarıya çıkartmaya çalışıyorum bebeğimi, ama bebek arabasına koyar koymaz gözlerini bir sabitliyor bizimkisi ne konuşsan faydasız, uyuklayıp da dalana kadar  öylece bakıyor etrafına sadece. Sanırım annesinin sokak ortasında ağlarsa bebeğim ne yaparım ben paniğini hissediyor yavrum. Yani kısaca hiç üzmüyor annesini maşallah.

Artık banyosunu hep kendim yaptırıyorum, bugünde yaptı ve şimdi uyuyor. İlk zamanlar banyoyu ve giyinmeyi çok seviyordu, banyoda hala çok mutlu ama artık giydirirken biraz daha zorlanıyorum, hemen sıkılıyor yavrucak, haklı da.  Banyo sayısını duruma göre haftada iki ya da tekle sınırladım. Üşütüp hasta olmasından korkuyorum, umarım olmaz.

Kilo alımı hep sınırda yine de doktorumuz anne sütüyle devam diyor tabi artık 5. ayda olduğumuz için ek gıda ile ilgili okumalara da başladım.  Bu aydan sonra başlayacağız kısmetse. Bebeğimin babası ve ben gibi hiç yemek seçmeden bütün nimetlerden tatmasını ve sevmesini çok istiyorum, özellikle de sebzeleri. Ek gıdaya genelde meyve suyu, püresi ve yoğurtla başlatıyorlar, böyle olunca sebzeler ikinci planda kalmış gibi oluyor sırayı bozsak ne olurki diye düşünüyorum içimden.  O iğrenç demir damlasını bile içen bebeğim için sebzeler kolay olur gibi geliyor, inşaallah yanılmam.

Bu arada demir damlasından mı bilmiyorum ama bebeğim geçen hafta kabızlık sorunu yaşadı aslında zaten vardı ama biraz abarttı kaç gün sadece ıkındı durdu yavrum en son müdahale etmek zorunda kaldım doktorumuzun da önerisiyle, şimdilik iyi durumda umarım tekrar etmez yoksa damlayı keseceğim bu gidişle.   Geçen hafta üç kişi İK'yı görmek için geldi. Üçü de şahsına münhasır insanlardı, bir sonraki yazıda onları yazmayı istiyorum, bakalım...