Cumartesi, Mart 03, 2012

Baharın Müjdesi Gibi





















Arayı giderek daha da çok açıyorum, farkındayım ama yaşamaktan yazmaya vakit kalmıyor neredeyse... Şu ek gıda meselesi öğünleri arttırınca daha da bir zor olmaya başladı. Günün büyük kısmı yiyecekleri planlamak, hazırlamakla, bir kısmı onları yedirmekle, bir kısmıda yedirdikten sonra arta kalan bulaşık çamaşırı halletmekle geçşiyor. Tabi bir yandan da biz ebeveynlerin yeme içme ihtiyaçları, derken evin sorumlulukları.... Velhasılı günler geçiyor.

Geçtiğimiz pazar baharı müjdeleyen bir gündü adeta bizde fırsatı kaçırmayıp sabahın erkeninde vurduk kendimizi yola, vurduk derken öyle çok uzaklara değil hepi topu evden on dakikalık mesafedeki korudaydık. Yinede bize yetti. Tabiat uyanmaya başlamış ağaçlar çiçeklendi çiçeklenecek kıvamdaydı, kır çiçekleriyse erkenci. Gökyüzü masmavi ve güneş ışıl ışıl tepemizde, o kadar mutlu olduk ki uzun süre oradan ayrılmak istemedik. Kayra beyin yemek saati gelmeseydi daha da kalabilirdik.

Geçen haftanın benim açımdan en güzel tarafı çok kadim bir dostumun yakında evleniyor olması ve oturacakları evin de benim evimin tam karşısı olması. Bu demektir ki artık sabah kahvelerimiz, beş çaylarımız hep birlikte geçecek inşaallah. Nasıl içten bir dua ettiysek Allah kabul etti. Şu aralar beni en çok mutlu eden şey diyebilirim.

Bu hafta hep güzel geçmedi elbette, iki hafta önce iş yerime kesin olarak işten ayrılacağımı bildirmiştim ve sağolsunlar  sanki benden bunu duymayı bekliyorlarmış gibi  yıldırım hızıyla bidolu değişiklikler terfiler yapılmış iki gün içinde. Haberler ben hiç istemesemde ulaştı bana da jet hızıyla. İstenince oluyormuş demekki dedim duyunca. Neyse aslında beni ilgilendiren pek bir şey yok ama  yılların içimde biriktirdiği  kırgınlıklar, kızgınlıklar yeniden tazelendi ve iyiki dedim bu defteri kapatmışım, hatta çoktan kapatmalıymışım...

İK'cığa gelince,  zaman geçtikçe tadından daha bi yenmez hale geliyor bu velet. Şakalaşmalar, çok sıradan seslere bile sesi gidene kadar kahkalarla gülmeler,  hem ağlarım hem giderim misali ağlaya ağlaya bir yandan da geri geri emeklemeler, süt içerken komik komik bakışlar, sol ayağı bilekten kıvıra kıvıra çevirmeler... yemeğin ortasında birden ağız kapayıp, dudakları büzüp büzüp kendince oyunlar yapmalar, hatta abartıp ağlıyor numarası yapıp sonra tekrar normale dönmeler, oyuncak tırtılın tıkır tıkır yerde gidişine bir yandan bayılıp bir yandan da ürküp korkmalar,  yemek yerken kaşığını  tutmak için verdiği olağanüstü mücadele, yatağında uyansa bile gidip almasam dakikalarca battaniyesiyle boğuşup oynamalar, akşamları bizimle inatlaşıp uyumamalar, biz uyutmaya çalıştıkça o son ses çığlıklarla, kahkahalarla salonun ortasında yattığı yerden göbek attırmalar ,  emzikle kurduğu ilginç ilişki, uykuya dalarken füze gibi emzik fırlatmalar, sonrada emzik emiyor gibi yapmalar, küçülen giysiler, meyve ve yemek lekelerinden tanınmaz hale gelen önlükler, suya bayılma ama havluyla yüz silmeye gelince yan çizmeler, eve gelen kişilere önce ağlayıp sonra kucaktan inmemeler ve daha neler neler, yazsan hiç bitmezki... Çocuk bambaşka bir şeymiş, daha önce deneyimlediğim hiçbir mutlulukla kıyaslanmaz. Ne ki büyüyor hızla, zamanı hapsetmek mümkün değil...

0 yorum: